AKHENATON SEYİR DEFTERİ
2
May

YILDIZ ÇOCUK (STARCHİLD) PROJESİ

   Yazan: akhenaton   Kategori genel

 

  Kafatasları insanlığın en önemli ölüm sembolleridir. Ve tüm dünya üzerindeki kültürlerin görsek sözcüklerinde güclü bir semboldür. Mexico ve Peru da bir çok değişik şekilde deforme olmuş hominoid kafatasları bulunmuştur.Bunlardan biri , bulunmuş yıldızçocuk (starchild) kafatasıdır, halen bilimsel araştırma ve dna testi konusudur. 20.yy arkeolojinin en gösterişli ko nularından olan, görünüşe bakılırsa eski originli 13 kristal kafatası mexico , merkez amerika ve güney amerika sınırlarında bulunmuştur,

 YILDIZ ÇOCUK (STARCHİLD) PROJESİ GİRİŞ 

1930 larda, mexico,Chihuahau nın 100 miş güneybatısı küçük kırsal bir köyünin maden ocağında 2 tane gizemli kalıntı bulundu: Tüm bir insan iskeleti ve daha küçük olan sakat,kusurlu bir iskelet.

1999 şubat sonlarında, Lloyd Pye çocuk kafatasını gören ilk kişi oldu.O zamanlar anlaşılamayan olan kafatası oldukça anormaldi.Pye başlangıçta bunun bazı türlerdeki ender deformasyona kanıt olabileceğini düşündü.Bu kafatasının simetrisi oldukça şaşırtıcıydı, ve hatta normal bir insan kafatasına göre çok daha simetrikti.Aslına bakılırsa, kafatasındaki kemikler, çoğu insanda karşılığı olan kemikler, nizamlı şekildeydi. Fakat nasıl bir şekilde? birçok soruya cevap sunan bu müstesna kafatası ,Pye için bir meydan okumaya dönüştü.

skull_sc21.jpg

Yıldız çocuk kafatasının önden görünümü (solda) ve insan kafatası (sagda).Göz yuvalarının derinliği ve şakak bölgelerinin biçimi arasındaki dikkat çekici farklılıkları karşılaştırın.

KAFATASI KEŞFİ 

60-70 Yıl önce (15-18) yaşlarında meksika kökenli amerikan bir genç kız ailesi tarafından akrabalarına ziyaret amaçlı Mexico, Chihuahua nın 100 mil güneybatısında kırsal bir köye götürüldü.Bu kıza bir çok mağara ve tünele girmesi yasaklanmıştı fakat tüm gençlerin yaptığı gibi o da kefşe çıktı yinede.Maden ocağının sonunda gençkız yerde yatan tüm bir iskelet buldu. Arkasında, insan iskeletinin kollarını sarmış bir şekilde kusurlu bir el iskeleti topraktan  genç kız fazla derinde olmayan bu kalıntıları kazımak için ilerledi ve insan çıkmıştı.                                 

       İskeletinden daha küçük ve kusurlu olanı ortaya çıkardı. Kız kusurların türünü ya da derecesini belirleyemiyordu.Kız 2 kafatasınıda aldı ve hayatının bir kalıntısı olarak sakladı.

Ölümünden sonra kafatasları amerikalı bir adama geçti, ve bu amerikalı bunları su andada hala konrtollerinde olan başka bir amerikalı çifte vermeden önce 5 yıl tuttu.  GİZEMLİ KAFATASI Kafatası bağlantı çizgileri ve bebek dişleri ölümün 5 yaş civarlarında olduğunu gösteriyordu. burnun üst bağlantısından kafatasısı altındaki büyük deliğe kadar olan yüz kısmı eksikti fakat kafatası ve göz yuvaları sağlamdı.Kafatasının insanilik oranı düşündürücüydü çünkü morfolojik açıdan görünümü bu kusurların genetik eksiklik ,doğuştan gelen bir hastalık ya da kafatasıyla ilgili bir deformiteyle ilgili olabilme olasılığı ile çelişiyordu.  İNSAN KAFATASI 

Bu kafatasının kafatasının arkasındaki bebeklik döneminden kalma bir yassılasmadan dolayı bir Ameridindan( kuzey ya da güney Amerikalı nir indialı) a ait olduğu varsayıldı.Dişlerdeki yıpranma ölüm yaşının 25 olduğunu gösteriyordu( + ya da – 5 yıl). Boyutunun küçüklüğü dolayı büyük bir olasılıkla dişi olduğuna işaretti.

 BAŞ BAĞLAMA ( BİNDİNG )

uzmanlar çocugun artkafaki (kafatasın arka kısmı) büyük ölçüdeki deformitenin ,insan boynu hemen kafanın arka kısmındaki ÅŸiÅŸliÄŸin altından baÅŸladığı için bu tür baÄŸlamanın bu kısmı etkileyemeyecek olmasına raÄŸmen, ilkel toplumlardaki kafa baÄŸlama kültüründen gelebileceÄŸini düşünüyor.Hatta kafatasının üst bölgesindeki kemikleri şıkıştırmak onların kalıcı ÅŸekilde ayrı kalmalarını, birleÅŸmemelerine neden olur ki buda kafatasın tepesinde hayatboyu kalacak olan “yumuÅŸak nokta” oluÅŸmasıyla sonuçlanır.

Çocuğun kafatası kemikleri iyi kaynaşmış, ortada yumuşak nokta veya bağlamayla oluşabilecek deformitelerin hiçbiri yok. Hatta arkadaki yassılaşmanın uzunluğu inion(anat.başın arka kısmı)u geçiyor ve bu da hafif bir çukur oluşturuyor. Bu gösteriyor ki bağlamaktan daha büyük bir güç( patholojik ya da doğal biçim) artkafada böylesine büyük bir deformasyona neden olmuş olmalı.

 BEYİN HACMİgörünüm olarak farklı ÅŸekillerde olsalar bile kafatasları aÅŸağı yukarı aynı ölçüde.Buna raÄŸmen beyin hacimleri ÅŸaşırtıcı ÅŸekilde farklı.Ortalama bir insan beyninin hacmi 1400 cc’dir.İnsan kafatasındaki hacim tipik küçük bir insan beyni hacmi olan 1200 cc.Fakat, çocuk kafatasının hacmi 1600 cc. Bu yetiÅŸkin bir insan beyni hacminin ortalamasından 200 cc fazla.Ve eÄŸer büyüyüp yetiÅŸkin olabilseydi, kapasitesi 1800 cc ya da daha fazlasına çıkabilirdi.

skull_starchild.jpg

YıldızçocuÄŸun beyin hacmi 1600cc. Normal bir insan kafatası 1400 cc’lik bir beyin hacmine sahiptir

Bu insan beyin hacmi ortalamasının oldukça üstünde.Paleaonthropoloji çalışmalarında, insan türlerinin beyin kapasitesindeki 200 cc2lik bir artış, türlere yeni adlar verip sınıflandırılmala-rına sebeptir.Homo Erectus ortalama olarak Homo Hobilisten 200cc fazladır.Homo Archaic Erectustan Neonderthal Archaic’ten 200 cc fazla.Bu yüzden bu çocuk,insana benzer varlık lar’dan bilinmeyen bir türün temsilcisi olabilir.

  AĞIRLIK 

Ortalama bir insan kafatası 2.2 lbs dir. Alt çene kemiği ve dişleri eksik olan Yetişkin kafatası 1lb,13.4ounces.Üst çenesi dahil olan çocuk kafatası sadece 13.5 ounces.Çünkü ağaşı yukarı yetişkin kafatası ölçülerindeydi fakat kemiği önemli ölçüde tipik bir insan kafatasına göre hafiftir.

 SİMETRİ 

Çocugun kafatası büyük ölçüde simetrik. Genelde kafatası patalojilerinde, diğer biçim bozukluklarıyla birlikte kafanın bir tarafıyla diğer tarafı ölçü bakımından farklı çıkar.Bu yüzden bu kafatasının tamamiyle bu denli simetrik oluşu olası olmayan bir durumdur.

 SUTURES( BİRLEŞME ÇİZGİLERİ) 

detaylı araştırmalar gösterdi ki çocuğun kafatasındaki kemiklerinin birleşme çizgilerinden biri kendilerini daha fazla büyümeye kapamıştır.Nerdeyse doğuştan gelen deformite örneklerinin tümünün kafatası birlerleşme çizgilerinde de belli derecede erken kapanma olduğu bilinmekte dir.Bu; çocugun kafatası halinin bir deformite sonucunda oluşmuş olma olasılığını büyük ölçüde olanaksız kılıyor. Öyle görünüyor ki kafatası doğası gereği olması gerektiği gibi ve olması gerektiği kadar büyümüştür.

 GÖZLER  

Normal insan göz çukurunun görme sinirleri ve iç arka koninin çeyrek daire optik fisurleriyle birlikte 5cm.gömülü bir konik ÅŸekli vardır.ÇocuÄŸun göz çukurları, optik sinirler ve optik fisurleriyle birlikte 3 cm’lik taraklı şığ çukurlardı.Ayrıca her iki göz yuvasının iç zemin yüzeyi inanılmaz inceydi. Bunun genetik bir design olmasından baÅŸka bir yorum getirmeyi olanaksız laÅŸtırıyordu.Göz yuvarlarının sekli ve geniÅŸliÄŸi birbirine zıt.YetiÅŸkin kafatasınınki normal insanlarınki gibi belli belirsiz dikdörtgen ÅŸeklindeyken, çocuÄŸunkiler orantısız oval biçimin-deydi. YetiÅŸkininkiler tipik olarak dikdörtgenin tepesinden yuvarlanırken çocugundakilerde ovalin üst kısmı belirgin bir ÅŸekilde köşeliydi.

 KULAKLAR 

Çocogun kulak kanalları kafatasının her iki tarafından da rahatca görünebiliyordu. sekil, oran ve kanal girişinin açıları normal görünüyordu ama son detaylı inceleme ile görüldü ki normal insan iç kulağına göre daha geniş ve daha derinler. Harici bir dış kulağın bulunup bulunma dığı ve var ise nasıl bir görünüme sahip olduğunu bilemnin bir yolu yok.

 SİNUZLER 

Cocugun üst cene yanak bölümünde küçük sinuzleri vardı fakat alın sinuz çukurlarına ait bir iz yoktu. Bu durumun oldukça ender olmasına rağmen hem insan hem de primatlarda olabildi ği biliniyordu.

 FOREMAN MAGNUM ( ANAT.KAFATASI ALTINDAKİ BÜYÜK DELİK) 

Kafatası tabanında omurgayla beynin birleştiği yerdeki boşluktur. Normal insanlarda foreman önyüz boşluğu ile beynin olduğu artkafa bölgesini dengelemek için merkezin hafif arkasına doğrudur. Çocuğun farklı şekillenmiş kafatası bir şekilde foreman magnumunun orta bir nok taya kaymasına sebep olmuş ve bu arka beyin ve yüz ile önbeyin arasında çok daha iyi bir denge kurulmasını sağlamış.

 BOYUNLAR  

Tipik insan boyun baÄŸlantıları inion(anat. başın arka kısmı)dan occipital kemiÄŸinin ortasındaki bombeden baÅŸlar. Yarım daire ÅŸeklinde kulakların arkasına doÄŸru uzar ve foreman magnumda birleÅŸir. Her bir yarım dairenin foremana olan uzaklığı ortalama 5-6 cm’dir.

Çocugun kafatasının kavisi foreman deliÄŸinden iniona doÄŸru hafifçe çukurlaşırken 3 cm kadar oluyor. Bu tür bir azalma gösteriyor ki çocugun kafasını destekleyen boynu normal bir insan boynunun 1/2, 1/3 ‘u kadar.

Böylesine ince boyunlar yabancı türlerin bir nişanı olarak kabul edilir. Gray ya da Gray-insan kırması.

  ÇENE KASLARI 

Çocukta , çene kaslarını birbine bağlayan kısım oldukça kısa. Ve çene kası denmesine rağmen görevleri yüzün alt kısmı ile kafatasını bağlayıp tutmaktı.

 İNSAN-YARATIK KIRMASI 

Yaratıkların özellikle Gray’lerin insanlarla birleÅŸerek melez üreterek genetik araÅŸtırmalara rehperlik ettiÄŸi idda ediliyor. Bu birleÅŸmelerin sonucunda ortaya çıkan melezler; çepersel kemiklerdeki sert ÅŸiÅŸlikler,sığ göz yuvaları,oldukça ufak yüz ve baÅŸ dengesini ayarlayabilecek ince bir boyunla ve insan kulağından daha küçük(veya tamamen yok) kulaklarıyla yaratıktan daha ziyade insana benziyor.

Graylarin gözleri yüzün ortasına doğru yatay yayılan geniş siyah damla şeklinde betimlenir. Eğer bu geniş obs lar aslında onların görme mekanizmalarıysa bu çocugun gözlerinin, standart Gray gözleri olduğu düşüncesiyle doktor otopsi yapıp ve aslında bunların büyük kontak mercekleri ya da güneç gözlüğüne benzer koyu esnek örtüler olduğunu gösterene kadar çelişir.

Bu merceklerin altında koyu iris tabakaları etrafında çok miktarda beyaz alan olan yuvarlak iri gözler vardır. Bu gözlerçocugun basık göz yuvarlarına oldukça iyi uyacaktır.

 YILDIZ VARLIK EFSANELERİ 

Bunlar Merkez ve Güney Amerika’da yayılan iyi bilinen, itibar gösterilen köklü efsanelerdir. Bunlar genellikle temelinde Yıldız Varlıkların gökten indiÄŸi ve uzak, tenha köylerdeki kadınları hamile bıraktığı hikayeler olan yaygın ve uzun ömürlü( 2yy ya da daha fazla) efsanelerdir.

Kadınlar “Yıldızçocuklar’ı” karnında taşır, daha sonra doÄŸurur ve 6 yaÅŸ civarına kadar büyütür. Bu zamanlarda Yıldız Varlıklar soylarını toplamak için döner ve kendi yerlerine efsanelerde altı çizilmeyen sebeplerle götürürler. Neden olarak özel bir gen havuzu oluÅŸturma amacından bahsedilir.

 GELENEKSEL OLMAYAN SENARYO 

Birçok “Sezgici” ve “Duyucu”, yetiÅŸkin iskeletinin diÅŸi olduÄŸunu ve çocuÄŸun da insan-yabancı kırması olarak kadın ve Yıldız varlığının birleÅŸmesinden dolayı ona ait olduÄŸunu düşünür.Bazıları,annenin bunu kabul etmeyeceÄŸi bir ÅŸekilde Yıldız varlığının çocuÄŸunu almaya geldiÄŸini öğrendiÄŸini düşünürler. PaniÄŸe ve korkuya kapılmış bir halde, kadın çocuÄŸunu alır ve köyünden kaçar.Ve, gizli bir maden tünelinde kalacak yer arar. Orda çocuÄŸu öldürür ve fazla derin olmayacak bir ÅŸekilde, elleri dışarda kalacak ve onları tutabileceÄŸi ÅŸekilde gömer. Daha sonra ölümcül dozda zehir alarak çocugunun yanına uzanıp ölmeyi bekler.

 DNA TESTİ 

insan hücrelerinin çekirdeklerinin içinde anne ve babanın birleÅŸmesiyel oluÅŸan nükleer DNA bulunur.Her hücrenin çekirdeÄŸinin etrafında “mitochandria” denen DNA parçacıkları yüzer.Mitochandria DNA (mtDNA) sadece diÅŸilerden geçtiÄŸi için, çocuÄŸun ilk mtDNA testi annesinin genetik fotoÄŸrafını ortaya çıkaracak. EÄŸer anne bir insan idiyse bu fotograf bunu anlamayı saÄŸlayacak.Fakat, test baba hakkında herhangi bir bilgi sunmadığı için insan-yaratık kırması olma ihtimalini ortadan kaldıramaz. Ve hatta test tamamen insan dışı bir kökene ,mtDNA’nın ya hiç olmayışı veya insan mtDNA’sından farklı bir yapıda mtDNA’ya sahip olmasıyla, aitlik gösterebilir.

Nükleer DNA test dilen kadar çocuÄŸun kesin kökeni hakkında bir ÅŸey söylemek mümkün deÄŸil.Kafatasının teknik olarak eski olduÄŸu düşünülüyor ( 50 yıl üstü) Nükleer DNA’yı bulmak hem zor hem masraflı. Åžansa; böyle bir test için en gerekli ÅŸeye sahibiz, o da diÅŸler. DiÅŸlerdeki öz vücudun diÄŸer bölgelerine göre bozulmaya karşı daha dayanıklı olduÄŸu için DNA testi için bakmamız gereken yer diÅŸler.

Dünya genelinde eski nükleer DNA testi yapılabilenecek ancak bir avuç laboratuvar var ve testin yapılabilmesi için gerekli tüm süreçler hem zaman kaybı, hem de bu testler yüksek teknik gerektiren oldukça pahalı testler. Bu yüzden test için gerekli bütçe ayrılmadığı sürece böyle bir testi yaptıramayız fakat bu tür testlerin sonuçlarını olabildiğince çabuk duyuracağız.

 SONUÇKABUL GÖREN GÖRÜŞ 

normal insan kalıbına uymayan insanımsı kafatasları için genetik veya doğuştan böyle olduklarını söylemek standart bir açıklamadır. Örümcek kafalıları kendi geleneksel düşünce döngülerinde tutmaya kararlı bilimcilerin elinde pataloji bilimi farklılıkları örtmek için kullanılıyor.

Aslında, çocuğun kafatasındaki birçok anormallik için ; olağanüstü patalojik rahatsızlıkların eşsiz bir birleşimi demek mümkün bir açıklama olabilir. Zıttını ispatlayacak güçlü bir kanıt olmadıkça , ortak bilim görüşü çocuk kafatasının birçok patalojik kusurun bir araya gelmesi nin sonucundan başka bir şey olmadığını söylemekte ısrar edecek.

Bu seçenek diğerlerine göre her zaman daha güçlü olacak çünkü; kombine akademik refe-ranslar bunu iddia edecek.

Bu gerçek ve bunu hepimiz biliyoruz.

 YABANCI KÖKENİ DESTEKLEYEN NOKTALAR 

Merkez ve Güney Amerika ‘nın uzun ömürlü Yıldız Varlık efsaneleri; böyle oldukça sıradışı bir kafatasının biyolojik bir tasarım olabilmesinden ya da bozulmaya uÄŸramış olabilmesinden ya da fiziksel olarak kasıtlı bir deformasyona (baÄŸlama) maruz kalabilme olasılıklarına göre daha kabul edilir.

Komple occipital (arka) ve parietal (üst kısım) bölgelerdeki böylesine büyük bir deformasyonun ön kısımda da görülebilir bir deformasyon yapmadan bağlama sonucuyla oluşması imkansız. Bu bölgelerdeki deformayonlar için bağlama bir sebep olarak kanıt niteliği sayılamaz.

Tüm occipital ve pari bölgelerdeki doğumsal kusurları, imkansız olmasa da, kafatasının her alanındaki gözle görülür simetri yüzünden deformasyondan saymak mümkün görünmüyor.

Her iki göz yuvasının iç zemin yüzeyinde inanılmaz ince ve zor fark edilen girintiler var ve her iki göz yuvalarının zemin kıvrımları mükemmel derecede simetrik ve bunun genetik bir özellik, biçim oluşu deforme olmasından çok daha mümkün.

Arka kısım deformasyonu üst kısımdan foramen magnumun çok yakınına kadar genişliyor ve kafatasıyla omurilik bağlantısını saran ve destekleyen ince boyun kaslarından (bir çocukta bile )  dolayı bu alanın baş bağlamadan etkilenerek bu hali alması imkansız. Baş bağlama inionun (başın arka kısmındaki bombe) altına kadar uzanamaz. Baş bağlama kafanın tepesinde kafatası kemiklerin birleşmesini engelleyen bir boşluk bırakıyor.

Kafatasının oldukca sıradısı karaktersitik özellikleri açık fikirli bir yaklaşım gerektiriyorken ortak bilim bunu kesin bir şekilde reddetmeye devam edecek taki DNA kanıtları aksi görüşü kabul etmeye zorunlu kılana dek. Aslında test, çocugun cranial deformite kombinasyonu sonucu şimdiye kadar görülmemiş bir şekilde çirkin bir çocuktan başka bir şey olmadığını da ispatlayabilir. Ama; insan yaratık kırması olduğunu da ya da insanlıkla alakası olmayan bir yaratık olduğunda.

Sadece zaman ve testler hangi olasılığın doğru olduğunu söyleyecek bize.

 

 

25
Mar

Deforme Eski Kafatasları

   Yazan: akhenaton   Kategori genel

DEFORME ESKİ KAFATASLARI GİRİŞ 

Mexico ve Peru’ da garip ÅŸekilde deforme olmuÅŸ Hominoid kafatasları bulunmuÅŸtur. Dünyanın diÄŸer yerlerinde farklı kafatasları bulunmuÅŸtu ama böyle küçük bir alanda (bu olayda Peru’nun Paracas bölgesi) ilk kez kafatası farklılıkları incelendi. Bazı kafatasları oldukça farklı sanki; baÅŸka türlere aitlermiÅŸ gibi, Homo cinsinden oldukça uzak türler.

  

skull_peru-1.jpg

Sıradışı Paracas kafatasının kafabağlamayla deforme olmuş bir çocuk kafatası olduğu düşünülüyor.                                     Sonuçta oluşan kubbeli başın güzel olduğu kabul ediliyordu.
                                       “he Museo Regional de Ica��? da fotoğraflanmıştır.

 İnsanların çoÄŸu, bu kafataslarının eski Nubia, Mısır ve diÄŸer kültürlerde iyi bilinen baÅŸ baÄŸlamaya iyi örnek olabileceÄŸini düşündü. Fakat; anthropolojistler Peruvian kafataşı sekillerinin baÄŸlamayla oluÅŸan deformiteden farklı olduÄŸunu kabul ediyor.  Bu örneklerin sadece deformasyon ya da patalojik vaka olduÄŸuna dair varsayımları kanıtla-mak oldukça zor. Akılda tutulmalı ki cranium’un patalojik büyümesinin; istisnasız geliÅŸiminin erken döneminde olan özürlü biri için oldukça kötü sonuçları vardır.DoÄŸa bu konuda oldukça hoÅŸgörüsüz. Burdaki tüm örnekler ergindi.

skull_1sml-2.jpg

Arkeoloji, Antropoloji ve Peru Tarihi National Museum’da fotograflanmıştır.

skulls_ica-3.jpg

Deforme kafatasları “ Museum Regional “ da fotğraflanmıştır.

Peruvian ve Meksikalı kafataslarıyla ve benzer şekilde bozulmuş Mısır kafatasları arasında bir bağlantı varmıdır. ?

skull_cairo-4.jpg

İnsanların kitaplarda gördüğü en eski tarih , kuzey amerikada 35000 M.Ö civarı ve çok daha sonra kuzey Amerikada’dır.Sadece modern tip anatomiye sahip insanlar peruda bulunmakta dır.Bu tür kafatasları normal şartlar altında burada bulunmamalıydı.

 ICA , PERU VE MERİDA ; MEKSİKADAKİ KAFATASLARI Bu kafatasları Robert Connolly tarafından dünyayı gezerken ve eski medeniyetlere ait materyal toplarken fotoÄŸraflanmıştır. Bu yüzden bu olaÄŸandışı kafataslarının keÅŸfi kendisinin çabalarının tesadüfi yan ürünleridir. Robert Connolly fotoÄŸraflarını ‘ Search for Wisdom ‘ adlı CD-ROM da 1995′te yayınlanmıştır. Kafatasları hakkında bilgi eksik ve bu, yaÅŸları hakkında kesin bir kanıya varmayı, diÄŸer hominidlerle iliÅŸkilendirmeyi ve kökenlerini belirmeleyi oldukça zorlaÅŸtırıyor. Bazı kafatasları sanki tamamen baÅŸka türlere aitlermiÅŸcesine farklı. Homo cinsine hiç benzemiyor. Dikkat çeken ilk ÅŸey, tüm örneklerdeki cranium ölçüleri ve ÅŸekilleri. Resimlerde gösterilen 4 farklı grup var. Kolaylık olması açısından onları ‘Conehead’ (konikafa) , ‘Jack-to-lantern’ veya “J��? ve “M��? ÅŸeklinde adlandırdım. Bu sınıflandırmayı kafataslarının ÅŸekillerini baz alarak yaptım ve bunu yaparken “premodern��? dediÄŸim, ilk ve muhtelemen en eski tür olan kafatasını hariç tuttum. Bu resimlerden bazıları (ilk ikisi) bir yıldan fazla bir süre önce “Compute Serve ��? de yayınlandığında, insanların büyük bir çoÄŸunluÄŸu kafataslarının baÅŸ baÄŸlamaya (eski Nubia, Mısır ve diÄŸer kültürlerdeki) örnek teÅŸkil ettiÄŸine inandı. Fakat bu teoriyle alakalı sorun; bahsedilen kafatasların craniumum içi. Arkaya doÄŸru uzayan tümseÄŸe raÄŸmen , yassılaÅŸmış alınla birlikte normal insan kafataslarıyla aynı kapasiyete sahipler, tek fark ön ve yan deformasyonlarla birlikte oluÅŸan ÅŸekil. “Konikafa��? tipinden ziyade yuvarlak arka ÅŸekilleriyle ilk tip kafatasına (’premodern’ )benziyorlar. Koni ÅŸeklindeki kafatasları baÄŸlamayla deformasyonyana uÄŸramış örneklerin arasında bulunmuyor. İlk kafatasının kendi içinde problemler var. Kafatasının ön kısmı onun pre-Neanderthal familyasından bir bireye aitmiÅŸ gibi düşündürüyor.Fakat alt çene, modern insanlarınkinden daha saÄŸlam olmasına raÄŸmen modern ÅŸekil ve özelliklerine sahip. Cranium ÅŸeklinin Erectus, Neanderthal tiplerle ya da modern insan tipinin ÅŸekliyle alakası yok. Bazı ufak Neanderthal özellikleri mevcut. Kafanın arka dibindeki artkafa tümseÄŸi ve yassılaÅŸmış cranium dibi gibi. Fakat Homo Erectus un karakteristik özellikleri daha fazla. Cranial dip açısınun oldukça sıradışı olmasına raÄŸmen. Bu durumun bir deforme olma olasılığını gözardı edemeyiz fakat kafatasının ön kısım açısının, büyüme sürecinde bilinen çene ÅŸekilleriyle normal insan tiplerine benzemek için yeni bir düzenlemeye ihtiyaç duymayacağı yüksek bir ihtimal. Öyle görünüyor ki cevap ÅŸu; kafatası bilinmeyen premodern insan sınıfı ya da humanoid bir tipe ait. 

Moder insan kafatasıyla karşılaştırıldığında açıkça görülüyor ki, kafatası kapasitesi insan ırkıyla bağlantılı. Aslında bu fazla şaşırtıcı değil çünkü; son Neanderthal ve ilk modern

   insanlar (cro-Magnon) daha geniş kafatası çaplarına sahipti.( kabaca 1600 ccm-1750 ccm) Modern insanlarda bu 1450 ccm.Kafatası çapındaki azalma şaşırtıcı bir durum, fakat bu başka bir konu. 

Pre-modern insan tipine Güney Amerika kıtasında rastlanması da oldukça ÅŸaşırtıcı bir durum. Orthodox anthropolojisine göre, böyle bir kafatası yok, çünkü olamaz. Kaynak kitaplara göre insanların Kuzey Amerika’da bulunduÄŸu en eski tarih 3500 M.Ö ve çok daha sonra Güney Amerika görünmüşlerdir. Kıtaya girdigi kabul edilen tek tip modern anatomisidir. Her tür insan cinsini her iki kıtayada (Amerika) daha önceki tarihlerde yerleÅŸtiren baÅŸka kaynaklarda var. Tabi bunu yaparken anormal bulguları baz alıyorlar. Ama akademi dünyası ne olursa olsun önyargılı kanılarına yapışmış durumda. Bu daha güvenli onlar için

skull1c-5.jpg

Premodern kafatası ve takip eden Perunun Paracas bölgesinde bulunan diğer 3 türün biribiriyle bağlantılı olması gerekmiyor. Premodernin aslında “konikafa��? tipinin öncüsü olması gibi bir ihtimal var, fakat elimizde yeterli analiz sonuçları olmadığı için bunlar hakkında sadece spekületif fikirlere sahip olunabilir. Konikafa tipi cranial seklinden dolayı oldukça sıradışı. Elimizde tesadüfi ya da sonradan oluşan deformite olasılığını saf dışı bırakan 3 tür var Nubian deformasyonları her birinde birbirinden oldukça farklı.Morpholoji açısından herbirinin kendine has karakteristik farklılıkları var.Şüphe yokki hepsi birbiriyle sıkı sıkı bağlantılı ya da muhtemelen tamamen farklı türlerden olmasalar bile Homo cinsinin farklı dallarından örnekler.

C1′in modern insan kafatasıyla karşılaÅŸtırıldığında küçük uyumsuzluklar var. Bunlarda kafatasını yerine yerleÅŸtiriken oluÅŸan biçim bozukluÄŸundan kaynaklarınıyor.C2 ve C3

incelendiğinde görülüyor ki, craniumun dip açısı normalden çok farklı değil.Genel oranlar uyuşuyor

 skull_1d-6.jpg

 

Tüm resimlerde büyük cranial bombesi belirgin. İç değerlerle minimum cranial kapasitesinin 2200 ccm olduğunu düşünebiliriz.Fakat hacim 2500 ccm kadar yükselebilir. Kafatasının şekli; türlerin yokolma tehlikesine sokmadan beyin hacmini yükseltebilir miyiz veya biyolojik bir üretim (bozulmamış) sağlayabilir miyiz sorusuna cevap sunabilir.Fakat modern insanlarda konikafa tipinin örneklerini göremediğimiz için adını koyamadığımız birşeyler bu tipin günümüz modern tip kadar yayılmasını önlemiş

skull_cone2-7.jpg

 

J tipi kafatası bir çok problem teşkil ediyor. Tüm açılardan moderntip kafatası ile eşdeğer( bazı oran faktörleri hariç) . Farklılıklardan biri; göz yuvaları normal insanlarınkine göre % 15 daha büyük. Daha önemli bir farklılık ise kafatası tepesinin büyüklüğü. Tahmin edilen kafatası kapasite oranı minumum 2600 ccm ile 3200 ccm arası. Örneğin (J tipinin) yaşı bilinmiyor ve bügüne kadar bu türün diğer cinslerine rastlanmamıştır.

 

skull_p-8.jpg

M tipi kafatası belkide öncekilerden çok daha ilginç. M tipi kafatası tam değil. Yüz kısmının alt bölümü yok. Yüz kısmında kalan kısımlara bakıldığında karakteristik özelliklerin normal insan kafatasıyla örtüştüğü görülüyor.Diğer bir yandan, cranial kafatsı tepesi diğerlerinin içinde en geniş olanı.Ayrıca tepedeki iki çıkıntının oldukça anaormal bir görüntüsü var. Kafatası kapasitesinin rahat 3000ccm nin üstünde olduğu söylenebilir.

skull_w-9.jpg

Hem J hem M tipi biyolojik imkansızlığa sınır koyuyor. Örnekler hakkında yapabileceÄŸim tek açıklama doÄŸuÅŸtan böyle olmaları. Sanki her iki türün neoteny( türlerin olgunlaÅŸmadan önce büyüme sürecini uzatma yetisi)’si normal tip insan ırkından çok daha öte bir ÅŸekilde geliÅŸmiÅŸ.Bu aynı zamanda bu türlerin ortalama yaÅŸam sürecinin modern insan tipininkine göre daha fazla uzamış olabileceÄŸi anlamına geliyor. Bu örneklerin sadece deformasyon veya patalojik bir durum olduklarını saymak yanlış olur. Anormal tipte büyüme veya ÅŸekiller, modern insanlar arasında da zaman zaman görülebiliniyor ama bu vakalar farklı bir tür. Tıp literatüründe kayda geçen en büyük kafatası kapasitesi 1980 ccm, fakat kafatası ÅŸekli normaldi. Ayrıca akılda tutulmalı ki craniumun patholojik büyümesi istisnasız geliÅŸimin ilk evresindeki bir birey için olumsuz sonuçlar doÄŸuracaktır. DoÄŸa bu konuda oldukça hoÅŸgörüsüz. Burda örneklendirilen türlerin hepsi ergindi. Cranial çıkıntı sınırı (ve dolayısıyla beyin hacmi) ve zeka diÄŸerleriyle baÄŸlantılı deÄŸil. Yukarıda bahsi geçen en büyük kafatasına sahip insan bir özürlüydü. Anotole France 1100 ccm lik kafatası kapasitesiyle baÅŸarılı bir yazardı. 

 

 

25
Mar

Phaistos Diski

   Yazan: akhenaton   Kategori genel

PHAİSTOS DİSKİ

Lineer B, Ugaritik ve diÄŸer ortografik ( dikçizgisel) sistemlerinin kırıldığı düşünüldüğü bir yüzyılda Phaistos Diski ÅŸifre çözücülüğün elinden kurtuldu. Diskin M.Ö 1700′ lere ait olduÄŸu düşünülüyor.

TARİHİ

Phasitos diski, Girit Adasındaki en önemli hiyeroglif kitabelerinden biridir. Ve 1903′ te Phasitos Sarayı’ nın kuzey doÄŸu bölümlerinde, arÅŸiv odasının yanındaki küçük bir odada Lineer A tableti ve Neo-palatial (yeni saray dönemi) döneminin başına ait (M.Ö 1700-1600 ) çanak çömleklerle birlikte bulunmuÅŸtur.

Phaistos’un Sarayın’ nın arkeolojik araÅŸtırması 1884 yılında Halians F. Halbherr ve A. Tamali tarafından baÅŸlatılmış, tam yeri 19. yy’ ın ortalarında ingiliz amiral Spratt tarafından belirlenmiÅŸtir.

Girit Ada’ sının 1898′de bağımsızlığını ilan ediÅŸinden sonra, 1900-1904 ‘te kazı çalışmaları F.Halbherr ve L.Pernier tarafından yürütüldü. Daha sonra 1950-1971 tarihleri arasında Atina’ daki İtalyan Arkeoloji Okulu’nun desteÄŸi ile Dora Levi tarafından yürütüldü.

sar_9pd1.jpg

sar_9pd2.jpg

 Arkeologlar tarafından birçok kitabe bulunmuş fakat kitabeler hala şifresi çözülememiş olan Lineer A kodu ile yazılmış, ve mevki hakkkında tüm bildiğimiz şey isimlerin eski yazar ve Knossos bulgularına dayanıyor olması.

Mitolojiye göre Phaistos; Minos kralının kardeÅŸi , Radamanthis’in kralıydı. Radamanthis aynı zamanda , eski dünyanın 7 akıllı adamından biri ve falcı olan Epimendis’in doÄŸum yeridir. Arkeologların yaptığı kazılar,Cilalı taÅŸ devrine ait (MÖ 3000) kalıntıları ortaya çıkarmıştır.

Minoan döneminde, Phaistos çok önemli bir ÅŸehirdi. EgemenliÄŸi en parlak dönemindeydi. Hakimiyeti Paximadia adaları dahil olmak üzere Lithion’dan Psychion’ a kadar uzanıyordu.

Şehir Truva savaşlarına katıldı ve Dorian döneminin en önemli şehirlerinden oldu.

Phaistos Arketik, Klasik ve Helenistik dönemlerde de parlamaya devam etti. 3. yy’ da Gortynian’ lar tarafından yıkıldı. Fakat buna raÄŸmen Phaistos Roma döneminde de varlığını devam ettirdi.

Phaistos iki liman ÅŸehrine sahipti. Biri Matala diÄŸeri ise Kommos.

1902 den beri, İtalyan Arkeolojik Okulu’ nun sürdürdüğü arkeolojik kazılar, büyük kraliyet mahkemeleri, merdiven, tiyatro, depo ve meÅŸhur Phaistos Diskiyle birlikte görkemli Minoan Sarayı’ nı gün ışığına çıkarmıştır.

İlk saray M.Ö 2000′ de inÅŸa edilmiÅŸ ve bir depremle birlikte M.Ö 1700′ de yıkılmıştır. Ardından saray daha görkemli ve ÅŸatafatlı olarak inÅŸa edilmiÅŸ ve muhtemelen baÅŸka bir deprem yüzünden M.Ö 1400′ te tekrar yıkılmıştır.

Sarayın yapıldığı yer özenle seçilmiştir.Sarayın bulunduğu yer; Messera vadisini kontrol etmeyi mümkün kılarken aynı zamanda etrafa dağınık şekilde yayılmış köylere ( tıpkı bugün Psiloritis ve Asterousia dağlarının eteklerinde olduğu gibi) panaromik bir bakışa imkan veriyordu.

Şehrin tam ortasında olan saray Messara köyüne hükmediyor ve kontrolunde tutuyordu. Bölgenin yönetim ve ekonomi merkeziydi. Ürünler sadece tüketim değil daha fazla ticari amaçla burdaki devasal depolarda tutuluyordu.

Saray ÅŸatafatlı konaklarla çevrili, kentlilerle doluydu. Etraftaki yerleÅŸim alanlarıyla birlikte 1800 m2′ lik bir alanı kaplıyordu.

Kaldırım döşeli bir yolun sonu Phaistos’un 3 km güneyindeki Agia Triada’ nın Royal Minoan köşkünün kalıntılarına varıyordu.

ŞİFRE ÇÖZÜCÜ

Bu kil tabletin her iki yüzüde dairesel yönde hieografik harf, işaretlerle kaplı. Bu harfler kil nemliyken damgalanmıştır.

sar_9pd3.jpg

İşaretler, dikey çizgilerle bölünüyor ve böylece gruplar oluşturuluyor ve herbir grup bir kelimeyi temsil ediyor. 45 farklı tipte sembol bulundu ve bunlardan sadece birkaçı Proto- palatial (saray öncesi dönem) döneminde kullanılan hieografikler ile örtüşüyordu.

Bazı hieografik düzenler nakarat gibi yineleniyor bu yineleme dini bir ilahi özelliÄŸi gibi görünüyor. Pernier metnin içeriÄŸini dinsel bir tören gibi gördü. DiÄŸerleri metnin asker listesi olduÄŸunu düşündü ve son olarak Davis metnin Hitit dilinde yazılmış olan ve kralın Phaistos Sarayı’nın inÅŸasını ele alan bir döküman olarak yorumladı.

Lineer B, Ugaritik ve diÄŸer ortografik ( dikçizgisel) sistemlerin kırıldığı düşünüldüğü bir yüzyılda Phaistos Diski ÅŸifre çözücülüğün elinden kurtuldu. Diskin M.Ö 1700′ lere ait olduÄŸu düşünülüyor.

Disk üzeri sembollerle damgalanmış yuvarlak bir kil tablet. Üzerindeki matin 61 kelime içeriyor ve bu kelimelerin 16′ sı gizemli “slash” iÅŸaretiyle (uzun kesik) birlikte kullanılmış.

45 farklı sembol 241 kez kullanılmış. Semboller insan figürü, hayvan, silah ve bitki gibi kolay anlaşılır objelerin reminden meydana geliyor. Tabletteki metin çok kısa olduğu için çözümünde Michael Ventris tarafından daha önce Lineer B yi kırarken kullanılmış statik kriptografik teknikler hiçbir işe yaramıyor.

Geçen yılın sonunda, Dr. Keith A.J Massey ikiz erkek kardeÅŸi Rev. Kevin Massey Gillespie ile birlikte, Phaistos Disk’inin ÅŸifresini çözebileceÄŸine inandıkları bir ipucu buldular. Bir baÅŸka eski yazı sistemi Phasitos Diski ni okumaya yarıyor.

Byblos’ ta , günümüz Lebanon, yüzyıllardır ileri geliÅŸmiÅŸ bir kültür oluÅŸtu. Byblos ve Eski Girit kültürlerinde birçok ortak iÅŸaret var.Bunlara ortografik (dikçizgisel) iÅŸaretlerde dahil.Victor Kenna ” The Stamp Seal” adlı eserinde bunların kültürler arası geçiÅŸ olduÄŸuna iÅŸaret çekmiÅŸtir. Daha fazlası, ÅŸifresi henüz çözülmemiÅŸ Lineer A kodu ile yazılmış el yazmaların örnekleri Türkiye ‘ de bulunmuÅŸtur. Bu el yazmaları Girit ve Minör Asya arasında ortografik bir baÄŸlantı olduÄŸunu kanıtlar niteliktedir.

Proto- Byblic el yazması M.Ö 2. milenyumun ilk yarısında kullanılmıştır. Bu tarih, Phaistos Disk’ inin ait olduÄŸu düşünüldüğü zamanlarla örtüşüyor. Proto- Byblic el yazmasında kullanılan dil Sami diliydi.Yazma çizgisel olarak yazılmıştı ve silah, insan figürü, vücüt parçaları gibi bir çok anlaşılır objeden oluÅŸuyordu. 1940 larda Maurice Dunand Proto-Byblic el yazmasındaki ,Phasitos Diski’ ndeki sembollere ÅŸaşırtıcı ÅŸekilde benzeyen, sembolleri listeledi.

Dunand Proto- Byblic deki bir karakterler ile bir Phaistos sembolü arasındaki benzerliği kendi kitabında gösterdi.( Byblia Grammata, Beyrut, 1945, sayfa 90 ) . O(sembollerden biri) Phaistos Disk inden biriyle (sembol) neredeyse aynı ve bunu Sir (Arthur) Evans bir kumru ile bağdaştırmıştı.

Dunand benzerlikler üzerine olan incelemesini sürdürmedi fakat ikiz Massey kardeÅŸler, Proto- Byblic yazmasının Phasitos Disk’ teki ortografik sistemle sıkı bir baÄŸlantısı olduÄŸunu ortaya çıkardı.

Hitit ÅŸifre çözücülerinden biri olan Edward Dharme Proto- Byblic yazmasının ünlü harfler deÄŸerleri üzerine yazdığı ıÜü”Dechiffrement des Inscriptions Pseudo-Hieroglyphicques de Byblos.”adlı ilk makaleyi 1946 ‘da yayınladı. Bu harf deÄŸerleri ile Phasitos Disk’ indeki sembollerin karşılaÅŸtırılması, disk üzerindeki yazının büyük bir bölümünün ünlü harflerinin ayrılıştırılmasını saÄŸladı.Göz önünde bulundurulmalı ki; daha önce diskin ÅŸifresini çözmek amaçlı bulunulan tüm teÅŸebbüsler, karakterlere fonetik deÄŸerler biçen ve objektif kriterlere dayanmayan, subjektif teÅŸebbüslerdi.Bu yüzden bu; tabletin çözülmesi için verilen ilk çabadır.

Bu ünlü harf deÄŸerleri incelendiÄŸinde, tablet metninde Helenik diline ait unsurlar ortaya çıkıyor. Bilginler, Phaistos Disk’ indeki 16 kelimenin üzerindeki gizemli “slahs” iÅŸareti (kesik çizgi) nin anlamını hiçbir zaman çözemedi.

Elimizdeki verilerle incelerdik ve gördük ki, diskin üzerindeki 16 kelimenin her biri, Lineer B metinlerinin büyük bir bülümünde olduğu gibi, sayısal bir hesap düzeni.

* Tablet resminin altındaki açıklama; Bugun Iraklion Arkeoloji Müzesinde sergilenen Phasitos Disk’ i 1908′ de Girit’ te bulunmuÅŸtur.

5
Mar

Felsefenin FakirliÄŸi

   Yazan: akhenaton   Kategori genel

           Yıldızlara baktığımız için mi insanız yoksa insan olduğumuz için mi bakarız? Bu cümle Yıldız Tozu filminin giriş repliğidir. Fantastik bir filmde geçen bu cümle aslında insanoğlunun geçmişiyle ilgili tüm sırları vermektedir aslında.

           Modern dünyanın iki kutbu bulunur, bunlar din ve bilimdir. Mevcut tarih anlayışı içerisinde bilim eski Yunanda ve bir ara Araplarda var olmuştur. Sonrasında ise özellikle sanayi toplumu ile din ise eski toplumlardan beri varolmuştur.

          Russell bilim ve uygarlığı klasik batı anlayışı içerisinde yorumladığı için ilk bilimi Yunan ve Arap düşünce sisteminde görür ve günümüz pozitivizmin kaynağı olarak yorumlar. Bir başka deyişle Yunan öncesi eski çağ kültürlerini din eksenli düşünce sistemi olarak yorumlar. Ona göre din bilimden önce çıkmıştır. Russell bütün düşünce sistemini pozitivist yöntemle egemen din arasındaki çelişki üzerine oturtur. Düşünceleriyle ilgili kökene doğru yaptığı araştırmayı kökenden günümüze getirmiş olsaydı bu düşünceye asla sahip olmazdı. Çıkarsamaları çok farklı olurdu. Batı Felsefe tarihi gibi bir kitapta bile tüm düşünceleri ön yargı süzgecinden geçirmiş ve yaşanan gerçekle bağdaşmayan bir tasvir ortaya koymuştur. Bilimin ve dinlerin başlangıcı tarih sahnesinde bellidir. Batı tipi düşünce sistemlerinde eski çağ kültürlerinin tamamı din egemenliği altında ve bilimden yoksun olarak değerlendirilir.

         Bütün batı tipi düşünce sistemlerinde pozitivist yöntemle egemen din arasındaki çelişki üzerine oturtulmuş bir dünya vardır artık. Tüm düşünceler bu kalıplar üzerine inşa edilmiştir. Russell’in kökten bu güne gelerek inceleme yapması çıkarsamalarını değiştirecek olmasına karşın bilimin karşısında tabi ki Hıristiyanlık  büyük bir engeldir, fakat Hıristiyanlık Russell’in aksine onun düşündüğünün aksine eskiden beri var olan bir kültürün evrimleşmiş hali değil bir önceki kültün bir doz daha ket vurulmuş halidir.

        Eski kültürlerde rahipler evren ve zamanla ilgili ampirik incelemeleri sonucunda oldukça önemli bir saygınlığa sahiptirler ve iktidarın diğer ortağı konumundadırlar. Gözleme ve araştırmaya dayalı, batı tipi düşünce sisteminin bugün yeni ulaşabildiği bilgilere sahiptirler. Ve bu bilgi onlara ayrıcalık sağlamıştır.Bu ayrıcalıklı sınıfı koruma çabası süreç içerisinde bilginin ökült hale getirilmesine ve inisiye olmayanlara verilmemesi uygulamasını beraberinde getirmiştir. Kitlelere sunulma hali ise ökült hale getirilen bilginin ritüellere bezenmiş şeklidir. Buna da Din adı verilmiştir.

       Materyalist çözümlemenin bile tarih sahnesinde yapmış olduğu en büyük hatalardan biride budur. Eski zaman insanının ayrıcalığını sınıf mücadelesi olarak görmüş ve tarihsel hata üzerine sistemini inşa etmiştir. Eski zaman insanında, toplumlar tarafından büyük saygı duyulan ökült bilgi sahibi rahibi yönetici ve yönetilen olarak yorumlamak, materyalist düşüncenin tüm bilgilerini ona karşı çıktığı düşünceden alması insanı dehşete düşürür. Toplumsal yapının gelişmesi, nüfus artışları ve rantın büyümesi ve din ve devlet kurumları arasındaki bu mücadeleler ökült rahiplerin felsefelerinde değişikliğe neden olmuştur. Din kurumu içerisinde çalışanlar sürekli perdelemeleri bir adım öne taşırlar. Russell ve Marksist felsefecilerin tarihi yanılgıları da burada başlar. Dolayısıyla batı bilimi ve Russell defalarca şifrelenmiş kozmik bilgilerle karşılaşmışlar ve işin içinden çıkamamışlardır. Bunca şifrelemelerin ardından basit din adamlarının bile içerisinden çıkamadıkları gibi paradoks ortaya çıkmıştır.

18
Oca

İbrani Masalları

   Yazan: akhenaton   Kategori genel

İnsanoğlu zamanı hep ileri doğru yaşamasına karşın düşünce ve inanç köklerini hep geriden yaşar..İlerlemeler,buluşlar, bilim ve teknik asla geriden alınan mitlerin değişmesin-
de etkili olamamışlardır.
Çağdaş Mitlerin beklide en önemlisi Mısır ve İbrani tarihi üzerine yazılmış olan onlarca yazı ve soy oluşturma endişeleri ile yazılmış olan bir tarihtir.

1947 yılında Kurmanda bulunan ölü deniz parşömenleri gerçek tarihle asla uyuşmayan mit şeklindeki hikayeler temelinden sarsılmış durumdadır.Eski ahitte yer alan İbrani tarihi kutsal kitaplardaki gibi olmayıp anlatılanların sadece bir hikaye olduğunu bugün bütün çevreler artık kabul etmek zorunda kalmışlardır.

     İbranilerin Mısırda yerleşik varlıklarıyla ilgili olarak eski çağ tarihçilerinin elinde hiçbir sağlam kanıt bulunmaz.Yaratılan tarih sadece Eski ahit baz alınarak yazılan tarihtir ve asla gerçeğe uymaz.Eski çağın en önemli tarihçisi olan Menethonun kronolojisi ile İbranilerin ve eski ahitte bulunan İbrani tarihi arasında oldukça büyük çelişkiler yatar.Tarihçi menethonun üstüne birde, torino papürüsü,Palermo taşı ve diğer arkeolojik bulgularda eklendiği zaman İbrani tarihi işin içinden çıkılmaz bir boyut alır.Mısır hanedanları konusunda elimize ulaşan en önemli belge papirüs ve yazıtların haricinde menethon un mısır tarihi adlı yapıtıdır.

   Menethon, mısır doğumlu yüksek dereceli bir rahiptir ve mısır tarihiyle ilgili olarak her şeyi yazılı hale getirmiştir.Bu yapıtta uzmanlaşmasının asıl sebebi Halikarnaslı Herodot un Tarih adlı kitabında mısır hakkında yazdığı bilgilerin gerçek dışı olmasından kaynaklanmıştır.  

          Yazdığı tarih kitabının aslı, bütün önemli belgelerde olduğu gibi oda bir anda ortadan kaybolmuştur.Menethonun Tarih adlı kitabı daha sonraki dönem ler de Yahudiler ve mısırlılar arasında derin polemik konuları oluşturmuştur.Bu polemik konusu daha sonra Yahudi tarihçilerce  Hıristiyanlığa taşınmış ve Eusebius, Africanus,Syncellus, gibi sonraki yüzyıllarda doğan tarihçiler bu kitabı görmezden gelmişlerdir.Bunun sebebi ise kita bın daha başından itibaren evrenin yaradılışını anlatan bölümlerin kutsal yazmalara ters düş mesidir.Ancak asıl tartışma konusu Yahudilerin mısırdaki varlığı ve Exodus a yoğunlaşmıştır. Yahudilerle antisemitik mısırlılar arasındaki bu tartışamanın asıl noktası, batı dünyasının helenistik uygarlıktan  önce ondan daha güçlü bir uygarlığı tanımak istememesinden kaynaklan maktadır.

    Tarihçi menethonun yazdıklarına iki noktadan saldırılır.Birincisi evrenin yaratılışı ve dünya yaşamının başlamasıyla olan tarihin tamamen kutsal kitaplara ters olması, diğeri ise mısırdaki yerleşik Yahudi varlığı ve bunların ülkeyi kendi istekleri ile terk etmeleri üzerine kur ulu Exodus hikayesidir.

   Yahudiler dünyanın yaradılışını kutsal kitaplarında İ.Ö. 3760 a bağlamışlardır ve bu menet-hona asla uymaz.Yaptıkları her şeyi yazılı hale getirmeyi bir alış kanlık haline getiren mısırlılarda II ramses döneminde yapılan ve bugün elimizde olan torino papirüsü olarak bilinen belgede, sakara ve ağabeydos olayların detaylı anlatımlarıda dahil olmak üzere kral listelerinde Yahudilere ait hiçbir iz bulunmaz.AKHENATON adıyla bilinen mısırın efsanevi kralına ait ünlü amara mektuplarında Yusuf zamanında mısıra yerleşmiş ve daha son ra Musa vasıtasıyla ülkeden ayrılmış Yahudi varlığından asla bahsetmez.Kısaca eski mısır kayıt ve belgelerinde Yahudilere ait en ufak bir iz dahi bulunmaz.
Eski ahitte yer alan Yusuf dönemimde mısıra yerleşme ve 400 yıl sonra çıkışı tarihin belirli bir noktasına koyabilmek oldukça zordur.Eski ahitte yusufun çağrısı üzerine mısıra gelen Yahudiler kitapta ismi verimeyen firavun tarafından deltanın doğusunda ramses dolaylarına yerleştirilmişlerdir.Ve bu oldukça kafa karıştırıcıdır.

  “ Ve Yusuf babasını ve kardeşlerini yer leştirdi, ve firavunun emrettiği gibi mısır diyarında, memleketin en iyi yerinde,ramses civarın da mülk verildi “ (tekvin 47:11)  

Bu ismi taşıyan firavun sülalesi kutsal kitapla tam bir çelişki halindedir.Bu şehir I Setinin oğlu Büyük ramses zamanında kurulmuş olup , yusufla olan kronolojik uyumsuzluğundan dolayı bu yazıyı çöpe atmak yapılabilecek en iyi ve doğru davranıştır.Çünkü Genesis ve Exodus’ta Yahudiler mısırda 400 yıl yaşar , eğer başlangıç seti dönemine yerleştirilir ve Yusuf o döne-min veziri kabul edilirse bu sefer Exodus un 10 yy düşmesi gerekir.Yine eski ahite göre Süleyman tapınağının mısırdan çıkışın 480. yılında inşa edil diği bilgisine göre bu kronoloji uygulanırsa tapınağın yapımı 6.yy. denk düşer.Bu çelişkili y azılar eski ahitteki ramses dolay- ları ifadesini ciddiyetsiz kılar.

Tekvinin sonlarında , bu kez Yakup un yaşadığı yer olarak karşımıza Goşen ili yeni bir coğrafya olarak karşımıza çıkar.Bu somut olarak bugüne kadar doğrulanamamakla beraber go şen denilen bölge deltanın en doğu ucundan sinaya kadar uzanan alanı belirtir.
Büyük bir olasılıkla ele alınan tarihten yüzyıllarca yıl sonra yazılan belgeleri kaleme alanlar, o günlerde var olduğunu bildikleri Pi-ramses kentinin çok daha eski olduğunu sanmak gibi bir yanılgıya düştüler.

   Ama Yahudi Ejiptologlar , Ramses şehri dolayları ifadesini görmez den gelerek, eski ahitin kendi içinde tutarlı olduğundan yola çıkarak kent adı yanlış verilse bile sözü edilen olayları yaşanmış kabul ederek kronoloji içinde yer bulmaya çalıştılar.Bu kez EXODUS un başında yer alan “esir kavim “ kavramına referans getirme çabasına girdiler.

“ Ve firavun için pitom ve raamses ambar şehirlerini yaptılar� (Çıkış 1:11)  

        Aynı kent adı kafa karıştırıcı bir şekilde farklı bir yazımla Exodus içinde karşımıza çıkar. Raamses in pi-ramses adıyla bilinen , II ramses in başkenti ise, bu şehrin ne zaman yapıldığı bilinmektedir. Bu bilgi İbranilerin mısırdan çıkışının , krallık döneminin güçlü hükümdarla- rına  rastlamış ola bileceğine karşın, kronolojik açıdan daha makul görülen ve ekonomik ve coğrafi verilerle daha uyumlu izlenimi veren teoriye yönelme.Bu süre içinde Seti nin ramses in, Tutmosis in, Kraliçe Hatşeptu nun adları EXODUS un muhtemel firavunları olarak ağızlarda dolaşır.Ne varki bu dönem içerisinde mısır içinde kitlesel hale yaşayan bir İbrani varlığına ve kitlesel halde mısır dan ayrıldıklarına dair en ufak bir belge bulunmaz.Eldeki tek veri mısırın o dönemdeki fethedilen farklı bölgelerden getirilen esir işcilerin çalıştırılmış olabileceğini gösteren kimi kayıt lar ve Akhenaten dönemine ait Amarna mektuplarında geçen “Habiru yada Apiru� nitelemesi nin İbrani (Hebrew) sözcüğüne dolaylı benzetilmesidir.
Habiru sözcüğü ile İbranilerle ilişki kurulsun veya kurulamasın gerçek olan şudur ki,Tell amara mektuplarında bu topluluk çarpıcı bir biçimde anlatılır, yerleşik topluluklara baskı yap- an ve göçebe bir topluluk buluruz karşımızda.Bu mektuplar firavuna şikayet mektuplarıdır.Bu bize tek bir şeyi kanıtlar Akhenaton devrinde İbrani denilen topluluğun çoktan kenan diyarına yerleşmiş olduklarıdır ve bu topluluğun mısırda yaşadığına dair hiçbir kanıt yoktur.

     Mısırda yaşamış yabancı varlığını analiz etmenin bir diğer yönü,mısır devletinin sınıfsal ve politik yapısını doğru anlamak çok önemlidir.Geleneksel mısır anlayışı heredot un yazdıkla rından yola çıkılarak yazılmış bir tarihtir.Roma dönemi tarihçileri piramitle dönemi çağını, kö leci bir devlet anlayışı içinde varsaymışlar, batılı tarihçilerin oryantalist yargıları sonucunda klişeleşmiş bir bakış açısına dönüşmüş, Marksist bakış anlayısıda düşünce anlayışıda arpa bo yu ilerleyemeyerek aynı bakış açısının farklı bir versiyonu olmuştur.Dolayısıyla günümüze ka dar gelen bakış açısı Mısır ın , İlk köleci devletlerden biri olduğu anlayısıdır.
     Yazarlar, Zubritski-Mitropolski-kerov tarafından yazılan İlkel topluluk,köleci toplum, feodal toplum adlı kitabında “ Mısırdaki ilk iktisadi birimler, köle sahipleri tarafından sömürü len kır topluluları olarak görülür.Daha sonra tapınaklara ait tarım işletmeleri hızla yayılarak, mezapotamyada olduğu gibi, kır toplulukları sınıflara bölünerek, köle sahiplerinin, rahiplerin ve tefecilerin bu toplulukların topraklarına el koymasıyla dağılıp parçalanmıştır.Yoksullaşan köylülerin durumu kölelerin durumundan hiçte farklı değildir.� Yorumunu getirirler.
     Bu yorum, uygarlık tarihinin sınıflı toplumu açısından doğru olamakla beraber bu sapta ma tarihsel olarak süregelecek bir takım yanlışlıklarında zeminini hazırlar.Öncelikle devlet kavramı varsa sınıflı toplumsal yapının olması kaçınılmazdır.Bu sınıflı jenerik eski mısır kral lığına uygulandığı zaman ortaya çok büyük bir yanılgı çıkarır.Herşeyden önce çağın ekono- mik modelinde köleler ve köle sahipleri kavramı izine asla rastlanmaz.Eski krallık dönemine ait bulgular, ekonominin itici gücünün tarım olduğu fakat bunu analiz ederken Marksist yak laşımın hataya düştüğünü görürüz , ortada köleleştirmeye yönelik bir ekonomik model yoktur verimli tüm topraklar devlete aittir ve bunun işletilmesi köleler ile değil özgür mısır halkı ile gerçekleştirilir.Despotik yönetim söylemleri sadece hikaye niteliğindedir.Kral hem rahiptir hemde mısırın en üst mertebedeki komutanıdır.Rahiplik ona saygınlık kazandırır.Kısa dönem için yapılan Marksist çözüm yanıltıcı olamakla beraber uzun dönemde bu çözümleme gerçek tir.Bunun sebebi ise artan ihtiyaçlar ve bunun sonucunda sınır güvenliği konusu ve fetihler bu çözümlemeyi uzun dönemde geçerli kılar.Bu sadece mısıra ait bir durum olmayıp tüm bölge de bu durum geçerlidir.
Mısırda eski krallık döneminde ortaya çıkan köleleştirme ile orta krallık dönemimde yoğun olarak köle çalıştırma stratejisini beraberinde getirir.Mısırlılar askeri operasyonlarını lib ya bölgesinde yoğunlaştırırlar bu onlara hem ilkel kabileler karşısında mısırın gücünü hemde köle emeği için kaynak oluşturur. Benzer şekilde güneye doğru nubya ya (Sudan) seferler düzenlenir.Güneye yapılan seferler imparatorluk için gerekli hammadde ihtiyacınada önemli destek olur.Nubya da esir alınanlar madenlerde çalıştırılır.Askeri seferler düzenlenen kritik sınır komşuları arasında üçüncü bölge olan Nil in doğusunda yer alan topraklara yapılır.Sina nın doğusuna yapılan seferler hem Asyalıları deltadan uzak tutar kimi zamanda ekstra köle gücü sağlar.
     Mısırda orta krallıktan itibaren yönetim sistematik bir biçimde, pragmatik bir yönteme dönüşür.Sınırlarda yaşayan kimi kabileler imparotorluk şemsiyesi altına alınarak onlardan biz zat yararlanılır.Bunun en tipik örneği nubay çöllerinin savaşçı kabileleri MECEY lerin resmi polis haline getirilmesidir.MECEY ler kral adına tarım alanlarını ,anıtları korur.Mecey lerin görev alanları bazen genişletilmiş Libya çöllerinde deltanın doğusunda, sinadan antik biblos a kadar kullanılmışlardır.Daha az olmak üzere doğu sınırlarını korumak için Asyalılardan bu şe kilde yararlanıldığı bilinmektedir.

       Bütün bu yazılar ve mısır kayıtları mısırda yabancı varlığının devlet tarafından çok sıkı denetlenip kontrol altına alındığının bir göstergesidir.Köleler veya paralı askerlerin mısır şehir lerinde koloniler halinde yaşaması neredeyse imkansızdır.Ülkedeki tüm yönetim merkezden yapılmakta olup büyümeyle paralel olarak İ.Ö.20 yy bazı yerel yöneticilere kısmi etkiler veril miştir.
İbrani mitleriyle mısır kayıtları arasındaki büyük çelişkiler EXODUS kitabında başlar, bu kitapta mısırda yerleşik altıyüzbin İsrailli olduğunu belirtir.Dönemin mısır kayıtları ince lenirse bu rakamın yüzde onu bile hayaldir.böyle bir rakama sınırlar içinde yönetimin yaşama sına zin vermesini düşünmek bile oldukça çocukçadır.
Buna karşılık deltanın doğusunda nilin sularında hayvanlarını otlatmaya gelen ve bu ara da ticaretle uğraşan göçebe çoban kabilelerin varlığı mısır kayıtlarında mevcuttur. Ne varki bunlar eski ahitte Yusuf un babasına belirttiği gibi mısırlılarca hor görülen ve yerleşmelerine sıcakbakılmayan grubu oluşturur.
“ Ve olur ki sizi firavun çağırır, ve işiniz nedir der; sizde çocukluktan şimdiye kadar hem biz hem babalarımız,kulların,davar adamlarıdır, deyin ki, Goşen vilayetinde oturasınız, çünkü mısırlılar için her çoban mekruhtur. (Tekvin 46:33-34)  

Yani Mısırlıların dışındaki top lulukların yaşadığı yerlere dahi yaklaşması mümkün değildir.Bu durumda Goşen in Tell ed Dabaa çevresi olduğu ve buralarda yaşamanın firavun iznine bağlı olduğunu söylemek olduk ça doğrudur.Eski ahit ve yabancı izlerini bağdaştırmak zor olmaz.Burada deltanın doğusuna yerleşen paralı askerlerden değil firavunca yerleşimine izin verilen insan topluluğundan bahsetmekteyiz ki Mısıra zaman içirisinde yerleşip etnik bir azınlık haline gelen Yahudi varlığı na ilişkin tarihsel ve arkeolojik bulgular yoktur.

Bütün bu bulunan bilgiler ondokuzuncu yüzyıldan itibaren Yahudi ejiptologlarca kitaba uydurma işine girişilir.Eski ve orta krallık dönemlerinin Yahudi tarine uymaması sonucunda eğilim ikinci ara döneme kayar yani, HİKSOS işgali sığınmanın tarihsel açıklayıcısı kabul edi lir.Kutsal kitap inancından sıyrılamayan ejiptologların yaptığı şey tamamen olayı kitaba uydur maktır.
Yahudi senaryosuna göre : Mısır bilinmeyen bir nedenden güçsüz düşer,direnç bile gös teremeden hikros işgaline uğrar, avaris kentini merkez alan ve bütün aşağı mısıra hakim olan bir Asyalı krallık kurulur.Böylesi bir durumda Asyalı yöneticiler mısıra etnik yapısını göçebe lerle dengelerler.Zamanla bu grup çoğalır,yüzyıla yakın süre sonra Thebes prensleri Hiksosla rı kovup eğemenliği tekrar sağlayınca, mısır yönetimi İbrani halkına düşmanca davranmaya başlar.Baskılara dayanamayan bu halk ülkeden topluca çıkar.
      Senaryo kurgu olarak iyi olmakla beraber bu senaryoyu doğrulayacak en ufak bir kanıt yoktur.Kimdir bu Hiksoslar, nerden gelmişlerdir, mısırı ne zaman ve hangi güçle işgal etmiş lerdir.Eski çağ uzmanları tarafından yüzyılı aşkın süredir tartışılan sorudur bunlar.Asla bir fi kir birliği yoktur.İlk yanıtlanması gereken Hiksosların kim olduğudur.

Mısır tarihinde ikinci ara dönem olarak adlandırılan kargaşa yaklaşık İ.Ö.17 yy ortala rında başlar.13 hanedan sonlarına rastlayan bu dönemde 14.hanedan ortaya çıkar.Bu karanlık dönem oldukça çalkantılı bir dönemdir.sinadan batıya geçmeyi dahi hayal edemeyen kimi yağ macı kabileler dirençle karşılaşmaksızın menphisten geçerek aşağı mısırı işgal dahi ederler.Da hada şaşırtıcısı işgal yağmayla bitmez ve deltanın doğusunda 14.hanedan firavunlarından Neh si tarafından anıt kent olarak inşa edilen kent Hiksoslarca adı Avaris olarak başkent ilan edilir. 15.hanedan olarak hiksosları görürüz ve bu dönem 100 yıl sürer.
Öncelikle Hiksos kelimesinin anlamı üzerinde uzun tartışmalar olmuştur.İlk başta manetho- nun metinlerinden yola çıkılarak “çoban krallar� anlamına geldiği kabul edildi.Ancak yirminci yüzyılda yabancı krallar karşılığı kabul edildi.Bu fark çok önemlidir.çoban krallar deyişi doğrudan Sami kabilelerde ilişkilendirilirken Yabancı krallar geniş ve belirsiz bir kav ramdır.
Manethonun tarifi tamamen doğru olmasa gerekir.kelimenin ek kısmı shasu=göçebe çoban olmayıp yine mısır dilinde khasut = yabancı ülke olduğu kuvvetli bir ihtimaldir.hatta bu kelime XII sülale zamanında yabancıların reisi anlamında Beni_Hasan da gösterilen yabancı reislerin getirdikleri hediyeleri tasvir için kullanışmıştır.
Yabancı krallar mısırda fazla yabancılık çekmeden yerleşik hayata geçtiklerine ilişkin bilgiler     Hiksos sorununu iyice karıştırır.O denli ileri giderki 15.hanedan kralları kendilerinin mısırlı olduğunu bile öne sürer.Dahası mısırı dış işgallere karşı , garnizon kurup korudukları bilinen bir bilgidir.
Bu noktada güçlü organizasyonla kurulmuş avaris in yine mısırlılarca yıkılmıştır.Hiksos işgaline denk gelen İ.Ö.640 ve sonrası dönemde mısır için ne babil nede asur tehdit oluştura bildi.Çünkü iki güçlü devlette zor günler geçiriyordu.Mezapotamyanın bu iki güçlü devleti Hi tit saldırılarına maruz kaldılar.Peki Hiksosları korkutan güç Hitit olabilirmiydi.Buda çok küçük bir ihtimaldir, kaldıki Hititler asur ve babil işgallerinden sonra yine topraklarına çekil mişlerdir.
İ.Ö.1600 dolaylarında, kuzey suriyeye inmeside çok sonra olmuştur.Bu durumda geriye iki aday kalır bunlardan biri güney anadoluyu kontrol altına alan Hint_avrupa kökenli başka bir halk, huriler; yada Levant, Filistin ve kuzeyinde yaşayan sami kabileleri.Bu işin içinden çıkılmaz bir bilmecedir.Hiksoslarla ilişkin görüş ve değerlendirmeler,
1-Hiksoslar, Filistin ve lübnanda yaşayan ve proto-kenan olarak tanımlanan Sami
kabileleridir.
2-Hiksoslar asur ve babilde kendilerine yer bulamayan göçebe amorit kabilelerin oluşturduğu bir topluluktur.
3-Hiksoslar, ege adalarından Filistin bölgesine deniz akınlarıyla gelen ve sonrasında
güçsüz durumdaki mısır a doğru yürüyen minos kökenli savaşcı gruplardır.
4-Hiksoslar huri ailesi ait Hint-avrupalı göçmen kollardan biridir.ve yollarının üzerin deki her şeyi yağmalayarak mısıra gelmişlerdir.

Birbirinden oldukça farklı bu görüşler oldukça karmaşık olmasına karşın,tarih, tek secenekli düz ve net yanıtlarla açıklanamayacak denli girift ve çogu zaman anlaşılması güç ayrıntılar üzerine kuruludur.
Hiksos sözcüğünün İ.Ö. 17. yy da bütün yakındoğuda yaşanan karmaşa sırasında , söz konusu dört seçenekteki etnik grupların tümü için de kullanılabilecek genel bir ad oldu gunu kabullenmek , en makul çözüm olarak karşımıza çıkar.Karışıklık içerisinde yakındoğunun her yerinde, panik içerisinde göçler,akınlar ve yağma hareketleri yaşanır.Bu sürecin kahramanları sami kabileleri,hint-avrupa göçmenleri,Egeli savaşçılar.Ama asıl sorun Hiksos hanedanı nın nasıl oluştuğudur.
Dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta hiksos akınlarının yağma ve talan üzerine kurulmuş olmasıdır.Manethon bu toplulukları Tanrı korkusu olmayan saldırgan zorbalar olarak tanımlamaktadır.Tapınaklar yıkılmış ve yağmalanmış, kadınlara tecavüz edilmiştir Konunun dahada çarpıcısı , izleyen dönemde kentlerin onarılması,askeri organizasyonla rın kurulması ve Avariste 5.Hanedanın kurulması ile belirtilen derin çelişki.Saldırganların taş üstünde taş bırakmadan sonra Judeo-Hristiyan tarih anlayışında birden kimlik değiştirip şehir imarlarına başlamaları ve kendilerini Mısırlı olarak tanımlamaları,kendilerinden birini haneden olarak tahta çıkarmaları bu düşünce çercevesinde mantık ile açıklamak çok zordur.O halde ulaşabile ceğimiz tek bir nokta vardır……????

HANEDANI KURANLAR HİKSOSLAR DEĞİLDİR.

Mısırın bu kargaşa döneminde iki farklı evre yaşadığını söylemek mümkündür.Bunlardan birincisi güçsüz düşen merkezi yönetimin acizliğini fırsat bilen ve hiksos adı altında değer lendirilen kabilelerin daha kısa zaman dilimi içerisindeki yağmaları, ikincisi ise yağmacıların işlerini bitirdikten sonra mısırda yaşayan varoş halkın iktidar boşluğunu fır sat bilerek delta yönetimine el koymasıdır.Çoğu bilim adamı ve tarihçinin üzerinde anlaşmaya vardığı bu noktadır.Avaris kentinde kurulan yeni hanedanlığın Mısırlı unsurlar oldu ğudur.Deltanın doğusunda bulunan arkeolojik bulgular bunu tamamen desteklemektedir.
Bulunan arkeolojik bulgular arasında taklit niteliği taşıyan bolca ikinci sınıf mısırlı objeler bulunmuştur.Buluna kalıntılar içerisinde daha eskiden bölgede yaşamış olan asya kökenli paralı askerlere ait bulgularda mevcuttur.Bir başka deyişle yıllarboyunca mısırlı sayılmayan ve alttabaka insanlara insanlara askeri disiplin oluşturularak, paralı askerlerin öncülük ettiği söylenebilir.
Yağma ve talandan kaçan eski düzen soyluları Thebes e çekilirken aşağı mısırın yeni sahipleri “ eskinin çobanlar “ oldu diyebiliriz.Yüzyıl süren bu yönetim 17.hanedanın Thebes prensleri tarafından yıkılacaktır.Ve yeni krallık dönemi başlayacaktır.
Eğer konıunun başından beri aradığımız İBRANi varlığına dönersek kanıtların içeri sinde asla böyle bir halka ilişkin veri bulunmaz.Yeni krallık dönemindeki kutsal kitap ve mısır manzara ları incelenirse asla bir İbrani yerleşimi söz konusu değildir.Sorun İbrani diye bir halk tabaka sının olmamsıdır aslında.Bazı inançlı ejiptologlar GENESİS i eğip bük erek 15.hanedan döneminde yerleşmiş olduklarını düşünsek bileki bu eski ahit kronolojisi ne asla uymaz, eski ahitte Yakup ve oğullarının ülkeye yerleşimini anlatan bölümler mısır resmi tarihiyle uzaktan yakından ilişkisi yoktur.Mısır kayıtlarının hiçbirinde EXODUS k ayıtlarını içeren bir belge bulunmaz.EXODUS ve GENESİS te ise Hiksos işgali ,Avaris kenti, Thebes kentindeki gelişmeler hakkında tek satır yazı bulunmaz.
GENESİS uslubunda daha çok orta krallık döneminin mısırını çağrıştıran izler yer alırken, EXODUS kitabında , firavun isimleri verilmez, coğrafi verilerde anlatılanlar bilinen kronolo jiye asla uymaz.

VE TANRI ONLARI ATEŞLE VURUR…?

Tarih sahnesi böyle iken , Eski ahitte bulunan Mit yani masal benzeri sıra dışı doğal olayları incelersek gerçek ip uçlarını orda görebiliriz.
Bunlardan ilki Yusuf un Mısıra vezir olduğu sırada mısırda yaşanan ve 7 yıl sürdüğü belirtilen büyük kıtlık ile İbranilerin mısırdan çıkış öncesi bir dizi tüyler ürpertici olay..? Bunlar EXODUS 7-12 arasında uzun uzun anlatılır.Burda dikkat çeken asıl ve en önemli nokta bu masalların hiçbir mısır kayıtlarında olmamasıdır.Yeni krallık yani II.Ramses döneminde felaketlerin en ufak izine dahi rastlanmaz.Bu masallar niye anlatılmıştır peki ?

1-Yahudi yazarlarca tanrılarının gücü abartılarak kendilerine resmi bir tarih yazmak istemişlerdir.


2-Bu felaketlerin mısır ın karmaşık dönemine ait olduğunu varsayıp yazılı kanıt bulma olasılığından vazgeçsek bile !!!!!!!

Birinci yaklaşımı kabul etsek EXODUS için tarih ve kronoloji asla tutmaz.İkinci seceneği kabul etsek tüm olaylar akıldışıdır ve devamının doğruluğunu gösteren hiçbir ize rastlanmaz.
Ipuwer adlı bulunan papirüste mısırda yaşanan doğal afetler anlatılmıştır.Bu anlatım şekli oldukça mecazi bir anlatım şekli olup.Eski ahit ile karşılaştırılması bilim adamlarınca yanlış çıkarsamalara yol açacağından dolayı fazla dikkate almamakla beraber son dönemlerde bulunan arkeolojik kanıtlar ile yaşanan doğal afetlerin sadece mısır da yaşanmadığı aşağı yukarı tüm dünya bölgelerinde yaşandığına dair ikna edici veriler ortaya koyar.Bu dönemde indüs vadisi uygarlıklarının, harappaların yazılarından karşımıza doğal olmayan olaylar çıkar judeo-hıristiyan düşüncesinde bu bölgeden geçerek avrupanın kökeni,ni oluşturan insanlar yani Aryan ırkı felaketlerden etkilenmişlerdir.Bir diğer egenin görkemli uygarlığı minos ile ilgili doğal afetlerdir.Orta asyada ortaya çıkan doğal afetler,kuzey ve güneyde çıkanlar ile ko nu oldukça açılabilir.
EXODUS ta görülen mısırdan kitleler halinde kaçan İbrani kabileleri aslında tarihsel verilerdede görüleceği üzere , mısırın içinde hiçbir zaman yerleşik olmayan doğudan deltaya hayvanlarını otlatmaya gelen sonra Filistin ve Lübnan a dönene Bedevilerden başkası değildir.
Felaketler başladığında mısırlıların değerli eşyalarınıda alarak kaçmışlardır.
“ Ve israiloğulları musanın sözüne göre davrandılar: ve mısırlılardan gümüş şeyler ve al tın şeyler ve giysiler istediler.: Ve rab mısırlıların gözünde kavma lütuf verdi ve istediklerini verdiler.Ve mısırlıları soydular� (Çıkış 12:35-36)

Bu hırsızlık olayı karşısında Çöl Bedevilerinin peşine düşen mısır orduları değil asayişi sağlayan birliklerdir.Kaçanlar sadece bedeviler değillerdir.Mısırlılar arasında deltanın doğu sundaki paniğe kabılan mısırlılardır.Bunun en büyük delili On emirin mısır dilinde yazılmış olamasıdır.
Kutsal kitapların en büyük mitlerinden bir tanesi kızıldenizi yaran İbranilerin karşı kıyıya ulaşmasıdır.Bugün artık bu mit Kızıldenizin bir çeviri hatası olduğu aslının sazlıklar denizi olduğu bilinmektedir.Bedevilerin peşlerine düşen mısırlı atlı güvenlik ekipleri atlarıyla batak lığa saplanmıştır.Sina çöllerine geçen halk umutsuzluğa düşmüş, yukarı Kenan dolaylarına bölge karışıklıkları nedeniyle çıkılamamış ,aynı şekilde doğuda hiksoslarca talan edilen yer ler nedeniyle cesaret edilememiştir.Yanlarında bulunan değerli metallerin soyulması istenme miştir.Akıllı ve işini bilen Mos yada musa sinanın kuytularında zaman kazanmıştır.Afetlerin geçmesiyle aralarındaki huzursuzluklar başlar,

“ve israiloğullarının bütün cemaati , çölde musaya ve Harun a söylendiler ; ve israiloğulları onlara dediler ;keşke mısır diyarında et kazanları başında oturduğumuz zaman, doyuncaya ka dar ekmek yerken Rabbin eliyle ölseydik ; çünkü bütün bu cemaati açlıktan öldürmek için çö le çıkardınız.� (Çıkış 16:2-3)

Bu dönemde liderlerin karizmaları ortaya çıkar.Eski ahitte musanın kardeşi olduğu söyle nen Harun babilde bulunmuş ve hamurabi yasalarından haberdar olmuştur.Dağ eteklerindeki uzun ritüellerden sonra on emir halka sunulur.Hamurabi yasalarının bir kopyasıdır bu.Tanrı hamurabiden kopya çekmiştir.Yahve onlara sınırsız itaat karşılığında vaat ettiği (Sion) toprak parçası ile olaylar gelişir.Bu tanrının seçilmiş insanlarının kronoloji ve EXODUS arasındaki çelişkiler oldukça yoğundur.İbrani halkı olarak mısırda yaşayan bir halk olmayıp Çöl Bedevileri ve mısırlı varoşların oluşturduğu bir topluluktur.

16
Oca

Göklere Yazılan Rakam / 666

   Yazan: akhenaton   Kategori genel

     “ Bu konu bilgelik gerektirir .Anlayabilen ,canavara ait sayıyı hesaplasın.Çünkü sayı bir insanı simgeliyor.Onun sayısı , altı yüz altmış altıdır. “

Vahiy 13 :18

       Hıristiyan dünyasında bu ayetin etkisiyle 666 şeytanın sayısı olarak düşünülür.Ancak bu sadece bir yanılgıdır .Yuhannanın vahyinde şeytanın yenik düşen ejderha olduğu canavarınsa onun tarafından güç verilmiş yardımcısı niteliği taşıdığı net biçimde anlatılır.Tanrının krallığı gökyüzünden yere inmesinden ,yani mesih’in geri dönüşünden hemen sonra ortaya çıkan bu gizemli yaratık , Hıristiyanlara göre Mesih in düşmanıdır.Aynı kavram İslam dünyasında Meh dinin gelmesinden önce insanları kandıran Deccal olarak karşımıza çıkar.

     Bu tip anlatıların asıl kökeni Zerdüşt dininde ayrılığın temsilcisi ahura mazda’nın amansız düşmanı ahmira ilişkisidir.İyilikle kötülüğün savaşı.

     Bu sayı ile ilgili çağlar boyunca gerek kabalalacılar gerekse teologlar sürekli teoriler üret – mişlerdir.Hepsindeki ortak amaç gerçeği gizleme endişesidir.

      Peki nedir bu 666 ? 

    Yahudi ve Hıristiyanların düşman oldukları nereler varsa onlara baktığımız zaman 666 sırrı çözülür.

    Tufan sonrası kurulmuş olan ilk büyük uygarlık diyebileceğimiz Sümerler sayı sayma ve hesap yapma ile ilgili olarak atmışlı (sexagesimal) olarak adlandırılan bir sistem kullanırlar. Nasıl bizim sistemimiz 10 tabanını ve orta Amerika uygarlıkları sayı sisteminde 20 rakamı nı kullanıyorsa Sümerlilerde 60 lı sitemi kullanmışlardır.Neden kullandıklarını bilmemekteyiz.

    Ünlü araştırmacı Sitchin , Sümer matematiğinin temelinde Nibiru/Marduk yörünge periyo- du olan 3600 ün yer aldığını söyler.Bu konuda başka fikir yürütmekten öteye gidemeyiz.

     Sümer matematiğinin ve altmışlı sitemin ne zaman doğduğunu bilmesekte bu sistemin sim gelerle ifade edilmeye başlamasının İ.Ö 3200 sonrasında başladığı bilinir.Altmış tabanını te- mel alan matematiğin izlerine İ.Ö dördüncü bin yılın sonlarından itibaren rastlanır.

     Altmışlı sistem kullanmak , sürekli altmışın katlarını kullanarak hesap yapmaktır.Onlu sis temin kolaylığına alışan bizler için 60 gibi garip bir rakamı yerleştirmek şaşırtıcı gelsede gün- lük yaşamda Sümer mirası yoğun kullanılır , saatler,dakikalar,saniyeler,yay ve açı ölçüleri, denizcilerin rota hesaplamaları 60 lık sisteme dayanmaktadır.

     Sümer ülkesinde altmışlık sayı sistemine özel şekiller verilmiş ve bu matematikte kolaylık sağlamasından dolayı çevre bölgelerde dahil üçbin yıl kullanılmıştır.

     Onuncu gezegen günümüz hesaplarına göre 3661 yıl olan periyodu , mezapotamya mate-matiğinde 3600 sayısına yuvarlanmış ve buna şar denmiştir.Şar mezapotamya matematiğinde başlangıçta bir daire olan ve yavaş yavaş bozulan bir imle betimlenen bir şekildir.Bu im aynı zamanda bütün, bütünlük, kozmos (gök-yer-yıkım) anlamına gelir.

     Sümer mitolojisinde gök tanrı An ikamet yeri geçiş gezegeni anlamına gelen niburu kozmo gonideki sahip olduğu çok özel değerli yeri matematiktede elde edecektir.Bin yıl sonra sami babil uygarlığı onuncu gezegene en büyük tanrısı ilan ettiği Marduk’un ismini verir.Dolayısıy la onuncu gezegenin geçiş süresi olarak simgeleşen 3600 sayısı babilde Şar olarak kullanılır.

     Diğer taraftan Musa nın tüm mitlerini aldığı Kral Sargon ‘da adını buradan alır ,Sharru-Kin yani adil kral.

     Babilli tarihçi Berossus , efsane kabul edilen ve uzun yaşam süreleriyle kabul edilen hü- kümdarların listesinde yönetim süresini yıl olarak değil şar olarak verir.Yani 10 şar tahtta otur muş bir kral 10 x 3600 = 3600 yıl hüküm sürmüştür.Bu hesaba göre tufandan önceki kralların toplam iktidar süreleri 432.000 yıl yani 120 şar dır.

     Bu ilginç 432.000 rakamı tüm antik uygarlıklarda karşımıza çıkar, Hindu felsefesine göre içinde bulunduğumuz son çağ yani Kaliyuga 432.000 yıl sürecektir.Kuzey mitolojisinin Edda larındaysa Odin’in göksel savaş salonunun 540 kapısı vardır ve bu kapıların her birinden 800 savaşcı çıkar , böylece savaş anında 432.000 simgesel savaşcı çıkar.Sıtchin aynı gizemli raka mı mezapotamyadan alındığı bilinen Genesiste olduğunu söyler ve problemin çeviri hatasın – dan kaynaklandığını söyler.Ona göre çeviride gelecek zaman değil geçmiş zaman kipi olmalı- dır.Bu nedenle doğru çeviri , Zaman yüz yirmi yıl idi olmalıdır.Genesisteki bu ayet aslında bil diğimiz güneş yılı değil tufan öncesinde 120 Şar  yani 432.000 yıl geçtiğini vurgular.Tıpkı Be rossus un kitabında olduğu gibi.

   Nibiru/Marduk yakın geçişleriyle dünyada ve güneş sisteminde neler yaşandığını düşününce gezegenin yıkım-yaratım ile düşünülmesi şaşırtıcı gelmez.Mezapotamya sayı sistemi içerinde yörünge geçiş süresinin 3600 e yuvarlanması matematiksel bir hata veya sadeleştirme değildir

Asıl amaç yörünge geçiş sürelerini kitlelere sunarken hassas ve doğru bilginin astronom rahip lerinde kalması ve onların ayrıcalıklı hale gelmesidir.Zaman süreci içerisinde astronom rahip- lerinin yerini din rahipleri alarak aynı gelenek devam etmiştir.Halka yaratılış hikayeleri ve mit ve Şar hesabında olduğu gibi yuvarlatılmış rakamlar verilir.Gerçek bilgi ökült halinde gizlenir

Sistem içerisinde rahip ekolününün devamını sağlayacak ve zekası ile öne çıkan çocuklar kü çük yaşlarda seçilir ve inisiye edilir. Halk kitleleri kralın tanrılarca onanmış bir iktidara sahip olduğu yolunda bir dini yaşatmak ve geliştirmek ve gerçek bilginin saklanması için gerçek bil gi daima simgelerle yoğrulmuş ve şifrelenmiştir.Aynı süreç içerisinde bilim adamları olan astronomlar din adamına dönüşürler ve din ile bilim şizofrence birbirinden ayrılır.Evrendeki  devinim ve olguları inceleyerek yüksek bilgi birikimine sahip olma amacı güden bilim, aslın da net olarak kelimesi kelimesine tanrıyla bağlantıya geçmenin tek yoluydu.Ne var ki Marks’ ın dediği gibi tarih sınıf savaşlarının tarihi oldukça , bilim ve din de bu zorunlu ayrışmayı yaşa maya yazgılı görüyorum.Nibiru geçiş gezegeniyle ilgili en hassas ölçüm olan 3660 yıl, 11 ay 20 günlük periyodu ziguratlarda ölçüm yapan rahipler biliyordu.

     En büyük tanrı , göklerin efendisi tanrısal gezegen nibiruda ikamet eden ve çogunlukla gö- rülmeyen An rakamsal olarak en üst değerdir.

 Rakamsal Değer____Tanrı

60_________________An

50_________________Enlil

40_________________Enki

30_________________Nanna

20_________________Utu

10_________________İşkur

    An insanlarla ilişki kurmayan ve gözle görülmeyen tanrı iken diğer tanrılar dünyevi tanrılardır.

    İsadan önce 7.yy tarihlerinde Asurbanipal kütüphanesinde bulunmuş ve orjinali şuan İngiltere British Museumda bulunan ve J.Bottero tarafından çevrilen bir tablette ,

 Rakamsal Değer____Tanrı

60 yada 1___________A-num

50_________________En-lil

40_________________E-a (Enki)

30_________________Sin (Nanna)

20_________________ÅžamaÅŸ (Utu)

10_________________Adad (İşkur)

   Önceki versiyonla arasındaki fark isimlerin Akaçta olmasının dışında İşkur’a verilen değe- rin 10 değil 6 olmasıdır. (önyüz) , arka yüzde ise

 Rakamsal Değer____Tanrı

10 ________________Bel Marduk

15________________İştar be-lit ili

50_________________Nin-urta mar

12_________________U-gur

10_________________Gibil ve Nusku

      Arka kısımda bazı değişiklikler dikkat çeker , En-lil e ait 50 sayısı oğlu Ninurta da görülür diğer taraftan 10 rakamının iki ortağı Gibil ve Nusku mezapotamyada yaygın olarak tanınan A teş tanrısıdır.Nusku ,Absunun çocuğu Enki ile aynı özellikleri taşıyan  tanrıların danışmanı sı- fatı ile anılır.

     Babil astronomları okültizm ile çok önemli bilgileri gizledikleri için günümüz bilim adam- ları fena halde yanıltan göksel çözümlemeler ortaya çıkar.Enlil in 50 sayısını elde eden mar – duk aynı zamanda Jüpiterin hükmedisi olma sıfatını kazanır.Yörünge süresi 3661 olan ve geri dönme süresi uzun olduğu için Nibiru yerine ikame ettirmişlerdir.Bu tür ikameler orta ameri- kada Tezcatlipoca ve mısırda seth in yerine zaman zaman büyük ayı’nın ikamesinde görünür. Bilim adamları bunu kasıtlı olarak veya bilmeden Nibiru , jupiterdir dedikleri görülür.

     An enbüyük tanrıdır ve rakamı hem en yüksek sayı olan 60 hemde 1 dir.Yani tek ve en güç lüdür hemde 3600 dür yani şar dır, kraldır.Bu üç temel rakam Nibiru yörünge süresi olan 3661 bileşenleridir.3661 detaylı incelendiği zaman Sümer sayı sistemine rahatça ulaşılır ,

60 tane 60

1   tane 60

1   tane 1

3661

     Burada anahtar sayı bir dir ve hem 60 a hemde bire Geş denir.Yörünge geçiş süresine tam uyan bir sayı sistemi olduğunu açıkça söyleyebiliriz.Mezapotamya matematiğinde her sayı za mana yayılan simgelerle ifade edilmişlerdir.Zaman içinde sitilize bir hal almıştır.Babilli mate matikçiler her türlü rakamı yazabilir ve simgelerle sembolize edebilirler.Akıllara gelebilecek soru babillilerin sıfırı geç öğrendiğidir ; babilliler sıfırın yerine küçük bir boşluk bırakarak sı fır olarak kullanmışlardır.semboller çivi şeklindedir.Babilliler mayalar gibi sıfırı bulmuş olsa idiler çok daha kolaylık olacağı kesindir ama bu sisteme alışmışlardır.

   Semboller ile 3661 yazılması 3 tane yan yana çivi şeklinde simgedir.Simgeler ile her türlü rakam gerek ondalık gerekse ondalık olmayanlar yazılabilir.

   Peki yuhannanın bahsinde geçen 666 numaralı canavar ile basamakların cilvesinden başka bir şey olabilirmi. ?

   Bunun cevabı oldukça basittir , İbranilerin babil sürgününde öğrendikleri ve Essene mezhe bi ve roma döneminde seküler bir din haline getirilen Hıristiyanlık tüm bu soruların cevabını verir.47 yıllık babil sürgününde yahuda’ya taşınan çok önemli kavramlar olmuştur.Babil tan rısı marduk ‘un göklerde yeniden kral olacağı zaman ve Perslerden alınan iyilik ve kötülük savaşları.Her ne kadar şifreli anlatımlarda marduk un göksel bir olgu olduğu bilinsede geri dönüş olayı Yahudi peygamberlerin hoşuna gitmedi ve marduk düşman ilan edildi ve marduk u simgeleyen her şey uğursuz olarak ad edildi.Gizlenen bu bilgilere Essene mezhebi sarıldı. Marduk un 60 hanede , aynı rakamın üç kez kullanıldığını  biliyorlardı geriye üçüncü ve son rakamı bulmak kalıyordu, mezapotamya geleneğinde rahip inisiyasyon sisteminin temsilcisi işkur un rakamı 6 olabilirdi.Essene hareketinin çıktığı dönemde İbrani sayı siteminde basa- mak kullanımı yoktur dolayısıyla yan yana yazılan üç rakamın aynı işareti taşımakla birlikte kullandıkları sıraya göre farklı sayıları simgelemesi gibi bir fikre çok yabancıydılar.Bu yanıl gının sonucunda 60 , 600 gibi simgelenmiş rakamları 666 olarak düşündüler.

   En sonunda marduk un simgelenmiş rakamı yani üç dikey çivi şeklindeki sembol, yeni ahit in yazıldığı yunan alfebesinin sayı sisteminde ve dönemin popüler roma rakamlarında 3 değe ri verilirki Bu Hıristiyanlıktaki üçleme anlamına gelen rakamdır.Şeytanın uşağı olarak 666 rakamı alırken , aynı sistemin yunan ve roma alfebelerindeki karşılığıyla 3 , yani baba oğul kursal ruh canavarı , yani marduk’ u yenilgiye uğratacaklardır.

    Zecharia Sitchin 3661 çözümlemesini yaparken fundementalist bir İbrani din adamı gibi değil mezapotamya rahibi gibi çözümleme yapmıştır.Oysa yeni ahitin sonuna eklenen 666 geri dönüşün simgesi olarak gösterilmez.Esseniler Marduk  geri dönüşünü müjdeli haber’ e dönüştürmüşler ; kötü babil tanrısı geri dönecek ama bizim tanrımızda aynı anda geri dönecek ve göklerde nihai savaş başlayacaktır olarak revize ederler.

Baba-OÄŸul-Kutsal Ruh = Anunnaki-Anu-Marduk

    

   

     

10
Oca

Sitchin Ekolü

   Yazan: akhenaton   Kategori genel

       

       1976 yılında IRAS ve Science News tarafından duyurulan 12 gezegenden önce ünlü araş tırmacı Zecharia Sitchin 6 kitap sürecek ve bilinen tüm insanlık tarihini derinden sarsacak araş tırmalarını sırayla piyasaya verir.Yapmış olduğu araştırmalar yetmişli yıllardan itibaren olduk ça ciddi tartışmalara neden olur.

       İlk kitabı 12.Gezegen ismindedir.Bu kitap bilinen ve öğretilenlen dünya tarihinden olduk ça farklı bir teoridir.Gezegen X ‘le ilgili oldukça şaşırtıcı bilgiler verir.Sitchin bu kitabında güneş sistemimizin pluton un ötesindeki bilinmeyen üyesi ,Babillilerin Marduk,Sümerlilerin Nİ.Bİ.RU adıyla adlandırdığı göksel çarpışmanın kahramanı gezegendir.Güneş çevresinde 3600 yıl süren bir yolculuğa sahiptir.Mars ve Jupiter arasındaki asteroit kuşağının hizasından güneşe yaklaşır ve dünyadan parlak kırmızı renkte görünür.Eski uygarlıklar Marduk un farkın dadırlar ve ona duydukları saygı ,yakın doğunun tüm yerlerinde rastlanan kanatlı disk amble mi ile sembolize edilmiştir.Marduk antik tolumlar için tanrıların gezegenidir.Sitchin 12 geze gen adını ve tüm bu kitapta yazdıklarını kendi düş gücünden uydurmaz.Sümerce,Akadca, ibra nice başta olmak üzere tüm eski dilleri okuyup çevirebilir ve beslendiği kaynak eski uygarlık lardır. Sümer astromisine ilişkin tabletler ile Babil dönemine ait silindir mühürlerde Gezegen X le ilgili oldukça fazla metin bulunur.Yıldız yada takımyıldızlarını nitelendirmek için başvur ulan MUL ,kimi zamanda MUL.MUL biçiminde kullanılması , tablet inceleyen bilim adamla rını oldukça şaşırtmıştır.Mezapotamya metinlerinde MUL.MUL ‘un yedi LU.MAŞ içerdiğin den söz edilir, bilginler bunu plasiades takımyıldızının çıplak gözle görülebilir en parlak üye leri olduğunu varsaymışlardır.Ancak yapılan sınıflandırmalarda ,grubun yedi değilde altı ta- kım yıldızı olması durumu bir sorun yaratmaktadır.fakat bu durum MUL.MUL un anlamı için daha iyi fikirleri olmadığı için bir yana itilir.Sitchin e göre iki kez üst üste içeren MUL.MUL doğrudan güneş sistemimizi anlatmaktadır.İçindeki yedi LU.MAŞ yani gezegenlerin çıplak gözle izlenebilen Merkür,Venüs,Mars,Jüpiter ve saturn ün yanı sıra çok uzun sürelerle ortaya çıkan Nibiru/Marduk tu ve dünyayıda içerdiğinde bu son derece mantıklı bir açıklamadır.

      Sitchin bunlara , bir akad silindir mühründe yer alan 12 gök cisminden oluşmuş güneş sis temi betimlemesini ekler.Ona göre Sümerler çıplak gözle izlenemeyen Uranüs,Neptün ve Plu ton dan da haberdardırlar.Güneş ve Ay ın katılımıyla MUL.MUL un gerçek büyüklüğü 12 gök cismini içerir.Eğer sitchin 12.Gezegende yalnızca bu olgudan yani güneş sisteminin en dışın- da kuyruklu yıldızlara benzer bir yörünge çizen dev ve bilinmeyen bir gezegenden söz ediyor olsaydı , bu denli gürültü çıkarmayacak ; Ortodoks bilim çevrelerinden bu denli sert tepkiler almayacaktı.Ama o çok daha ileriye gitti ;

     

     Nibiru gezegeninda biyolojik aktivite dünyamızdan çok önce başlamış ,ve bu sürecin belir li bir aşamasında gezegenler arası yolculuk yapabilecek denli akıllı bir canlı türü ortaya çık- mıştır.Sitchin hesabına göre isa dan 450.000 yıl önce nibiru gezegenimize yaklaştığı sırada uzay gemileriyle yola çıktılar ve iran körfezi dolaylarına eski sümere indiler.Amaçları geze genlerinde yarattıkları yapay atmosferin oluşumunda çok gerekli olan altın ve gümüş gibi de ğerli madenleri dünyamızdan çıkararak kendi gezegenlerine sevk edecek bir konolizasyon ça lışması yapmaktı.Sümerlilerin EN.Kİ adıyla bildiği nefilim çok uzun yıllar boyunca denizler den ve su altındaki bölgelerden altın çıkardılar , fakat işleri istediği gibi yürümedi.Nibiru geze geninden başka yöneticiler gelir ve çalışma şartları değişir.Bu yönetici EN.Ki dir.Sümerin hava tanrısı ve EN.Ki nin kardeşidir.Çalışmalar güney afrikaya kaydırılır.Çok sayıda altın ma deni bulunarak çalışmalar hızlandırılır.Ne varki ağır iş koşulları ve sınırlı ekip nibiru sakinleri olan anunnakileri isyana sürükler ve çalışmalar durur.Ana tanrıça NİN.MAH dünyaya gelir ve EN.Kİ ile birlikte yapılan çözüm önerilerinde dünya üzerinde yaşayan insansı maymun üzerin de bir dizi genetik değişiklikler yapılarak , kendi genlerini kullanarak , verilen emirleri anlayabilecek kendi suretlerinden bir işci soyu yaratırlar.LULU AMELU adlı bu işciler altın arama bölgelerinde çalıştırılacaktır.NİBİRU sakinlerinin ömürleri insana göre uzundur, biyo lojik saatleri kendi gezegenlerinin 3600 yıllık yörüngesine göre ayarlıdır.Bu nedenle onlar in sana ölümsüz tanrılar gibi algılanmasına sebep olacaktır.Eski ahitte yer alan gökten yere inen ler anlamında bu üstün varlıklara anunnaki adı verilecektir.

      İlk bakışta bilim kurgu senaryosu gibi görülen bu teori 21 yy. son çeyreğine giren insanlık için yeni değildir.Sitchinden 7 yıl önce İsviçreli bağımsız araştırmacı E.Von Daniken “Tanrıla rın arabaları “adlı kitabında çok eski zamanlarda gezegenimize inen ve kentleri kuran üstün teknolojiye sahip uzaylılardan bol bol bahsetmiştir.Kısa süre içinde Eski Astronot Teorisi adı bile verilmiştir.Ne varki sunulan tezlerin iç bütünlüğü ,gerekse izlenen yöntem açısından 12 gezegen bir çok anlamda Daniken in çalışmalarından farklıdır.Daniken ilk kitabından sonra art arda yayınladığı kitaplarda yalnızca ilgi uyandırıcı ve kafa kurcalayıcı sorular sormakla yetinip , sonradan bu sorulara spekülatif cevaplar vererek Teorinin yara almasını sağlamıştır.

     Oysa Sitchin’ in kitapları bütüüyle özgün bir yöntem ve bakış açısına dayanır.Sitchin yazdı ğı hiçbir şeyi düş gücüyle uydurmamış Sümer,babil,İbrani,Fenike ve hint metinlerinde anlatı lanları süreçiçinde sistematiğe oturtmuştur.Yöntemsel fark , yaklaşıma dayanır.Bilim adamları tarafından fantezi,mit,efsane olarak ele aldıkları anlatıları tarihsel veriler olarak kabul eder ve 6 cilt sürecek Dünya tarihçesine başlar.

      Sümerlerin anunnaki dedikleri Nibiru gezegeninden dünyamıza inen insan üstü varlıkların yaptığı işleri anlatan antik metinler ve binlerce tablete gizlenmiş bulguları doğru sıraya dizip bugünün terminolojisi ile yeniden yazıldığında ortaya çarpıcı bir teori çıkar.Sitchin ‘in önerdi ği alternatif tarih çağdaş bilimin çözmekte zorlandığı iki konuya tutarlı açıklama getirir ; bun lardan biri onuncu gezegen diğeri ise evrim sürecinde üst-insansı atalarımız sapiens’ e ani ge- çişte bilim adamlarının bir türlü bulamadığı eksik halka (missing link) sorunudur.Sitchin’in tez ine göre bu geçis darwin’in önerdiği gibi doğal eleme yöntemiyle değil güçlü bir el yardı mıyla olmuştur.

      Altı kitap boyunca anunnaki ırkının dünya üzerinde gerçekleştirdiği kendi aralarındaki iliş ki ve sürtüşmeleri anlatır.Bunu yaparken mezapotamyadan meksikaya kadar uzanan gizemli bir yolculuğa çıkarır.1999 da kozmik şifre yayınlandığında dünyanın son 500.000 yılının kro nolojiside ortaya çıkar.Bu süreç içerisinde dünya tarihine ilaveten tamamlayıcı nitelikte 3 ki- tap daha yayınlar ;

  

445.000_____EN.Ki önderliğinde Nefilimlerin dünya gezegenine gelişleri ve güney mezapo

                        tanya Eriduda istasyon 1 kurmaları

415.000_____EN.Kİ nin karanın içlerine doğru hareketi ve Larsa’yı kurması

300.000_____Anunnaki isyanı, ilkel işcinin EN.Kİ ve Ninhursag tarafından yaratılması

250.000_____İlk sapienslerin çoğalması ve diğer kıtalara yayılımı

 49.000_____EN.Kİ nin sadık hizmetkarı Ziusudra nın hükümarlığı

 13.000_____Yaklaşmakta olan 12.gezegenin muazzam gel-git dalgası,insanlı yok etme planı

 10.800_____Tufan,Buzul çağının aniden sona ermesi.

      İlk bakışta oldukça çılgın bir teori olarak görünebilen bu tarih antik metinlerin deşifre edilmesiyle oldukça tutarlı bir hal alır.Burda Sitchin’in oldukça başarılı uyarlaması ve mi- toloji sinıfı olarak dikkate alınmayan bilgiler ve papirüslerde yazan bilgilerin deşifresidir.

      İnsanlığın yaratılışı ile sümet metinlerinde geçen Tİ yani hem kaburga hemde yaşamın özü olarak geçen terimin kutsal kitaplara transferi ve bugünkü tıp sembolüne çok benzeyen birbirine sarılmış iki yılanla ilgili bilgileri daha önce vermiştim.Sitchin ‘e göre bu DNA sar malıdır.Bütün eskiçağ allatılarında altın tanrıların madeni olarak bilinir ve anunnakilerin ya pay atmosferleri için gereklidir.Sümer tabletlerinde yazan bu bilgiyi günümüz bilim dünyası yeni keşfetmiştir.Bütün eski mitolojilerde çok sayıda ölümsüz tanrıdan bahsedilmesi, Sitchin e göre dünya insanından yaşam sürelerinin uzunluğu dolayısıyla ölümsüz görüneleridir.Sümer kral listesinde fantastik sayılabilecek uzun yaşam süreleri dikkat çeker.Eski çağ mitlerinde tan rıların birbirleriyle savaşmaları dünyadaki koloni yönetimlerinde söz sahibi olabilmek içindir ve bu hırsın sonucunda nükler silah bile kullanılır.Sitchin sina yarımadasındaki bilimin açıkla ma getiremediği yanmış ve siyahlaşmış taşların bu savaşın izleri olduğunu öne sürer.

    Kitaplarında buna benzer bir çok irili ufaklı ayrıntının dışında Sitchin evrim teorisinde eksik halkanın bilimin hiçbir zaman ulaşamayacağını çünkü bunu genetik bir klonlama olduğu nu söyleyerek büyük bir tartışma başlatır.

    Sitchin in bu yaklaşımı kutsal kitaplardaki ,  insanı kendi suretinden yaratma anlayışına açıklık getirir.Ayrıca genesis ve enoch kitabında söz edilen yasak ilişkiye dünyalı kadınlar ile anunnaki erkekleriyle yaşadıkları ilişki ve EN.LİL in koyduğu koloni kurallarını ihlali olarak yorumlar.Tufan olayının insana haber verilmemesini buna bağlar.Arkeolojiyle ilgili önemli izler sürer , ve çok önemli bulgulara ulaşır.İkinci Kitabı Gökyüzüne uzanan merdivende Giza daki büyük piramitin firavun Khufu (Keops) ile ilişkilendirilmesini sağlayan tek olgunun, üst odanın duvarına çizilmiş firavunun adını taşıyan kartuşun ün kazanmak için bir arkeolog tara- fından 19 yy. da yaptığı acemice bir sahtekarlık olduğunu tartışma götürmeyecek biçimde kanıtlar.

     

       Dizinin ilk kitabı 12.gezegen okuyucuyu teori ile tanıştırır , ikinci kitap Gökyüzüne uzanan merdivende insanoğlunun ölümsüzlük tutkusuna eğilerek buna bağlı olarak mısırda yoğun laşır, tufandan sonra geniş bir coğrafyaya yayılan insanoğlunu yönetme görevini EN.Ki üstle nir.Sitchin , EN.Kİ nin büyük oğlu Marduk ile msısırın büyük tanrısı RA nın aynı kişi olduğu- nu kanıtlamaya çalışır.Diğer yandan mısır mitolojisinin en temel taşlarından osiris ve seth ‘in savaşını ve Horus’un babası Osiris’in intikamını alışını mısırdaki anunnaki biçiminde teorileş tirir.Üçüncü kitap Tanrılarla İnsanların savaşında ; marduk babası EN:Kİ ye yapılan haksızlığı hazmedememiş ve dünya kolonisine , EN.Ki ailesi olarak el koymak istemiş ,ilk deneme başa- rısız olunca diğer tanrılarca sürgüne gönderilmiş ,tekrar denemesinde babile el koymuştur.Bu savaşta Tanrılar ve insanlar yan yana savaşacak ,diğer anunnaki bu olayı durdurmak için İ.Ö 2048 de nükleer silah kullanmak durumunda kalacaktır.Dizinin dördüncü kitabı Yitik krallık ta Nibirunun ihtiyacı olan madenleri çıkarmak üzere üzere dünyanın diğer uçlarındaki yeni kaynaklara yönenilmiş , And dağlarında,Titikata gölü,ve orta amerilkada yeni yerleşim bölge leri oluşturulmuştur.Afrikada yaratılan işcilerin bu bölgelere taşınmasını EN.Kİ ailesinden Thoth üslenmiştir.Mısırda yazının ve bilgeliğin  tanrısı olarak bilinen Thoth , Sitchin’e göre Meksikanın Quetzalcoatl/Kukulkan ve And dağları ‘nın Viracocha adlı tanrısı ile aynı kişidir.

      Beşinci kitap zamanın başlangıcında Astronomi ve takvimlerin doğuşuna uzanır.Dizinin son kitabı ise eski metinlerdeki gökyüzü haritalarında ,tapınaklarda ,hatta DNA nın yapısında bulunan şifreleri araştırdığı The Cosmic Code ile gelir.İlerleyen zamanlarda Başlangıca dönüş ,Tanrıyla Karşılaşma , Enki nin yitik kitabı adlı tamamlayıcı kitaplarını yayımlar.

     Sonuçta üzeri kolayca çizilemeyecek yapıtlar oluşturur.Özellikle Anunnaki teorisi bir yana bırakılsa bile onuncu gezegen nibiru hakkındaki teorisi son derece çarpıcıdır.Gezegen X tartış malarına oldukça önemli bir boyut getirmiştir.

     Sitchin yazdığı kitaplar için oldukça yoğun eleştiri almıştır.Bunlardan en önemlisi Dünya tarihçesini Eski ahite uydurma çabasıdır.Yahudi olması onu doğru bilgi ile yanlış çıkarıma sevk etmiştir.Son iki kitabını Exodus ve Genesis’e uydurmaya çalışmış olması onun en büyük hatasıdır ve bunu kasıtlı olarak yapmıştır.kaldıki tarih sahnesinde Mısırda Yahudi ırkı diye bir kavmin yaşadığı kanıtlanamaz.Bu sadece bir mit’tir.Sitchin bunu yapmasındaki amacı Yahudi ırkını Sümerlilerin mirascısı konumuna getirerek üstün ırk yaratma sevdasıdır.Sitchin’in açtığı yol dan yürüyenler onun açtığı teoriyi çelişkiler yumağının farkında olup teoriyi revize etmişlerdir Bunlardan En önemlisi Alan Alfrord , Eski ahitte bulunan ve Stchin ‘in Anunnakilerin başına yerleştirmiş olduğu Yahve sorunsalını aşmıştır fakat onada daha sonra sihirli bir el değmiş oda teoriyi incili doğrulamak için kullanmıştır.sitchin teorisinde Atlantise değinmemiş olması eski ahitte atlantisin geçmemesidir ki, Atlantis miti somut olmayan fakat yerkabuğu hareketle rini doğrulayan bir teoridir.Konuyla ilgili olarak vermiş olduğum Gerçeği bileceksiniz yazım tamamen Eski ahit doğrulama ve tarihsel sürecinden arındırılmış bir yazı olmakla beraber bir çok araştırmacı teoriyi revize etmektedir.       Önemli olan şey hiçbirşey bilmediğini düşündüğü- müz eski insanı cahil olarak yargılamamaktadır. Nihayetinde bilimin bugün yeni çözdüğü bir çok konu silindir mühürlerde yazılıdır.Eski ahitten arındırılmış stchin teorisi evrim sürecinde ki missing link (eksik halka) hakkındaki en önemli ve somut verilere dayalı bir teori olup bu teorinin doru veya yanlış olduğu en geç maya takvimine göre belli olacaktır.

     William Irwin Thompson  tarihin Kıyılarında adlı müthiş kitabında sorduğu gibi

“ ya dünyanın tarihi bir mitse , ama bu mit , dünyanın gerçek tarihinden geriye kalanlarsa.

7
Oca

Bible Code

   Yazan: akhenaton   Kategori genel

     Şimdiye dek yazılmış kitapların en etkilisi İncil , bazı sırları hem Romalılardan hemde yahudilerden korumak amacı ile şifreli yazılmıştır.
     19 yy başlayan arkeolojik gelişmelere kadar kökleriyle ilgili bilinen her şey rahipler tarafın dan sansürlenmiştir.Bireylerin azizlik mertebesi veya idama bu kitap’a dayandırılarak yapıl mıştır.
     Bugün deşifre olmuş olan İncil , farklı kültürlerden alınmış mitler,efsanelerin içine herme- tizm katılmış karma karışık metinlerdir.Bir çok bölüm zaman içinde anlamı unutulduğu için yanlış yorumlamalara sebebiyet vermiş, diğer bölümlerin yorumlamaları ise tamamen doğma tik ve politiktir.
    İncil araştırmacısı pat Eddy ye göre ; bu dejenerasyonun en önemli amacı isanın eski ahitte kehanetlerle dolu olduğunu göstererek ,Musevilere Hıristiyanlığı çekici hale getirmektir.Hı- ristiyanlar bireylere papaz okullarına başlamalarından itibaren isanın doğumunun, ölümünün ve hayattaki önemli olayların eski ahit kehaneti olduğu öğretilir.Ama bu iddia sorgulanmaz.
    İncil araştırmacıları bu tür bulduklaı veya deşifre ettikleri şeylere düzeltme adı verirler.Hal buki inisiye olmayan birisinin incili anlaması mümkün değildir.
    Yeni ahit te ; isanın kendisinin bile sır sakladığı ima edilir.Matta 13-10 “ öğrenciler isya yaklaşıp ‘neden onlarla simgesel öykülerle konuşuyorsun “ isa yanıtlar ; göklerin hükümdar lığına ilişkin gizleri bilebilmek sizlere verilmiştir ama onlara verilmemiştir.Çünkü az malı olan herkese dahada çok verilecek ,hemde arttırılacak, ama bir şeyi olmayandan elindeki bi le alınacaktır.Bunun için onlarla simgesel öyküler kullanarak konuşuyorum.Çünkü bakıyorlar ama görmüyorlar ,işitiyorlar ama duymuyorlar.
    Markos 4:33 te ; Simge kullanmadan bir şey anlatmadı.ama öğrencilerine özel olarak her şeyi açıkladı.herşeyi açıkladımı ? isa neyi açıkladı ? yeni ahitte sadece simgesel öyküler an latıldığından bütün sırların halka açıklanmadığı bellidir.    İncilin ortaya çıktığı zamanlarda bir çok gizli örgüt ve mezhebin antik sırlara sahip olduğu bilinir.Gizem okulları denilen bu organizasyonlar halk tarafından anlaşılmazlar.Yazınsal ürün ler sembolik ve şifrelidir.
   İkinci binyılın başından roma kilisesine kadar geçen süre hizipleşme ve çelişmelerle dolu-dur. Daha çarmıh olayı yani ; ilk öldürülen olayı olmadan önce bile isa ve vaftizci Yahya inanan ları arasında şiddetli tartışmalar vardır.Bunun sonucundada Yahyanın kabul görmeyen öğreti si din olarak ortaya çıkar.İlk orijinal metinlere göre Mesih isa değil Yahyadır.Bu kav-ram .erken dönem kilisesi tarafından isa olarak değiştirilmiştir. Bu öğreti ırakta yaşayan mandayan lar tarafından hala devam ettirilmektedir.

     Musevi toplumu ve Hıristiyan toplumu ve gerek Hıristiyanların kendi içlerindeki hizipleş- meler çarmıh olayından sonra dahada hızlanır.Mecdeli Meryem ile kuzeydeki halka mesaj götüren pavlos arasında bile çok güçlü çekişmeler vardır.galatyalılara mektup 5 : 12 de pavlos un sünnetle ilgili devam eden tartışmalardan çok sıkıldığını için şunu söylediği anlatılır :                      Dilerim sizi tedirgin edenler sonuna kadar gitsinler ve kendilerini hadım etsinler.

    Erken dönem Musevi Hıristiyanlar ,sert Musevi kanunları uygulamanın kurtuluş için gerek- li  olduğunu savunurken ,Pavlus kurtuluşun sadece inanç ile olacağını ve Musevi uygulamala- rının Hıristiyan olmayı engelleyeceğini söyler.
     Üçüncü yüzyılın sonlarında ,Hıristiyanların sayısı ,Musevi Hıristiyanları geçer ve asıl muse- vi ve Musevi Hıristiyanları kafir olarak damgalamaya başlar.
     Lyon piskoposu Irenaeus , bu insanları kafirlikle suçlar .İsanın kendisi esensi ve iki asır önceki zadokistler gibi yorum yapmakla suçlar.Ireneeus yeni ahitteki mektupları ve havari pavlusu red eder.Nasıralılar pavlusu dininden dönmekle ,sahte havari ilan ederler.Pavlusun yazıları pa- ğandır.
     Columbia üniv.Dr.Elanine Pagels , Hıristiyan dinini sapkın biçimlerinin ilk yıllarda ortaya çıktığını ve kudüsten roma ya kadar bir çok farklı kilisenin gerçek öğreti adı altında öğreti öğ rettiğini söyler.Süreç içerisinde kendini misyonerliğe odaklayan roma kilisesi ile diğer kilise ler arasında öğreti savaşları başlar.Romanın işgalinden sonra kiliseye dokunulmaz fakat kilise bir çok farklı öğreti ile savaşmak durumunda bırakılır.
Bu gruplardan bir tanesi ,Tanrı ve dünyanın gizemlerini kesinlikle anladıklarını iddia eden
Gnostik ‘lerdir.Gnostik anlayış sadece entelektüel araştırma ile değil sert inisiye eğitimleri ve sezgisel deneyimleri ile kazanılmaktadır.Kilise gnostikleri özellikle tehlikeli görür.Çünkü gnostikler tanrı sözünü yorumlamak için bir rahipler hiyerarşisi bulunması gerektiğini red ederler.Yunanca bilgi anlamaına gelen gnosis kelimesinden türeyen adıyla gnostisizm büyücü simon tarafından birinci yüzyılda kurulmuştur.Simon daha sonra kafirlerin babası olarak anıl mıştır.Simon , insan ruhunun fiziksel bedenin dışında varlığını sürdürdüğü ve bu yüzden evrensel bilgiye ulaşabileceğini bilginin dünyaya tanrısal boyuttan geldiğini söyleyen socrates gibi yunan filozoflarının fikirlerini iletir.Diğer önemli gnostik , erken Hıristiyan döneminde yaşamış Mısırlı Hıristiyan basilides tir.Mezapotamya gizemini Hıristiyanlık ile birleştirmeye çalışmıştır.
     İranlı Zerdüşt; kendi gnostisizm anlayışını isadan 500 yıl önce oluşturmuş ve yaymıştır. Ye dinci yüzyılda Müslüman istilasına kadar devam etmiştir.İlk olarak anadoluya ordan Suriye ve babile yayılmıştır.Burdan Filistin ve mısıra geçmiştir.Gnostik kitaplar (kurman ve nag hamadi yazıtları) çok erken dönemde ortaya çıktığını ve Hıristiyanlığın ,gnostisizm in bir kolu olduğu açıktır.Gnostisiz aslında dinsel varoluşculuktur.MS 325 e kadar Romalı piskoposların kafirlik olarak nitelendirmelerine kadar devam etmiştir.Gnostisizm , inanç yoluyla kişisel bir içsel ay- dınlanmanın olabileceği anlayışıdır.Eğitim uzun süren inisiyasyon süreçleri ,hassas antik bilgi ve semboller ve alegoriler sayesinde aktarılır.Hıristiyanlık bunun bir örneğidir.yeni ahitin tamamı aslında gnostik eğitim için gizli yöntemleri açığa çıkaran bir metindir.

      Gnostisizim , esseniler olarak bilinen erken dönem çileci musevi mezhebi için önemli rol oynar.Bu erken dönem eseniler ,farisiler ve sadukiler arasında sürekli çatışmalar çıkar. Sonun- da esseniler kudüsü terkederek ölü denizin kuzeyindeki kumran da bir manastır kurarlar.    

      Esseni toplumu ikiye ayrılır evli olanlar ve olmayanlar.kullanılan t