27
Eyl

Gerçeği Bileceksiniz ve Gerçek Sizi Özgür Kılacak

   Yazan: akhenaton   Kategori Ekoller

Dünyadaki ilk sırlar insanoğlunun gerçek kökleriyle ilgilidir. Günümüzde kabul görmüş iki teoriye göre Darwincilik ve Yaratılışçılık insanoğlunun kökleri konusunda artık insanoğlunu ikna edememe noktasına gelmiş olmasına karşın karşıt iki düşüncede teorilerine sıkı sıkıya bağlıdır.

Darwin’in en sağlam ve dayanıklı olanın hayatta kalması yönündeki teorisi İnsanoğlunun DNA yapısındaki binlerce kusura rağmen hayatta kalması, öte yandan da yaratılışçıların sürekli bulunan fosilleri görmezden gelmesi iki düşünce tarafından saklanan bir insanoğlu tarihinin olduğunun en tipik göstergelerinden biridir.

Yakın zamanlarda bugünkü İsrail topraklarında bulunan Neanderthal adamın Cro-Magnon adam ile yan yana yaşamış olması ve bununla ilgili bulunan fosillerin bulunmasıyla insanoğlunun kökleriyle ilgili teorilerin ikisinin de artık çürüdüğünün göstergesidir.

Klasik darwin çok merkezli teorisinde sapiens ‘in yaşı 35.000 yıldır, fakat her geçen gün ortaya çıkan yeni bulgular ve sapiensin akrabalarının olup atasının bulunamaması, yani sapiense geçişte eksik halka ve çok merkezli teorilerin gerçeğe uymamsı sonucunda bilim dünyası ikiye bölünmüştür.Bir kısım bilim adamları yeni bulguları görmezden gelerek hala bu teoriye sıkı sıkıya sarılmışken , bazı bilim adamları ise 1987 tarihli Mitokondriyal DNA yaklaşımına savunarak , gerçeği söylemek yerine yanlışa yeni bir yanlışı eklemişlerdir.Bu yaklaşıma göre 200 bin yıl önce afrikada yaşayan Havva teorinin çekirdeğini oluşturur.Her iki teoride Amerika kıtasında’ ki insanın durumunu asla açıklayamaz.

Diğer tarafatan moneist dinlerde insanın yaşı 5.500 yıl civarında olup hiçbir bulgu ile uyuşmaz.Garip olan iki karşıt düşüncenin birbirini kurumsal olarak inkar etmemesidir.

Ünlü araştırmacı Sitchin ‘in 12.Gezegen adlı kitabında bilim dünyasına yönelttiği sorular bir türlü cevaplanamamaktadır bunlar , Darwin , çalışmalarıyla kendi zamanındaki bilgin ve ilahiyatçıları evrimin kanıtları ile yoketmesine karşın , dünya üzerindeki yaşam ,insan ve primatlardan , memelilere ve omurgalılara kadar bir çok canlı geriye doğru izlenmiştir.Fakat bu başlangıçlara varıldıktan sonra güneş sisteminin ötesinde başka bir yaşam düşünme ye başlanıldıktan sonra bilginler, dünya üzerindeki yaşam ile ilgili bir huzursuzluk duymaya başlamışlardır.Sitchin şu soruları yöneltmiştir,

1- Eğer yaşam bir dizi kendiliğinden kimyasal tepkime yoluyla başladı ise, dünya üzerindeki yaşamın neden birçok şans eseri kaynak çokluğu değil de tek bir kaynağı var ?

2- Dünya üzerindeki canlı maddelerin hepsi , dünya canlı maddelerin hepsi , dünyada bol

bulunan kimyasal elementlerin çok azını ve gezegenimizde nadir bulunan kimyasal ele mentlerin pek çoğunu içerir.

Bir diğer ve önemli sorunsal , İlk teoriler insanın 500.000 yıl önce Asya’da türediği yönündedir.Fakat daha sonra bulunan fosiller insanın atası olan maymunun 25.000.000 öncesine dayandırır. Doğu Afrika’daki insanımsı maymunlar (hominid) 14.000.000 yıl önce geçiş olduğunu gösteriyor.Ancak yaklaşık 11.000.000 sonra homo sınıfına girecek ilk maymun-adam ortaya çıkıyor.İnsan gibi olduğu düşünülen ilk varlık(gelişmiş australopitheus), Afrika’nın aynı kısımlarında yaklaşık 2.000.000 yıl önce yaşadı .Homo erectusu üretmekte 1.000.000 yıl daha aldı.En sonunda 900.000 yıl sonra ilk ilkel insan ortaya çıktı(neanderthal). Gelişmis australopitheus ve neanderthal arasında 2.000.000 yıl olmasına karşı bu iki grubun açıklanamaz şekilde aynı araç gereçleri kullanması ve aynı görünüşe sahip olması oldukça gariptir. Derken aniden 35.000 yıl önce yeni bir insan ırkı homo sapiens , sanki yoktan var olur ve neanderthal aniden yok olur.Cro-magnon denen bu insan bugünkü insanla çok benzemektedir.

Puzzle da diğer bir şok cro-magnon insanından 250.000 yıl önce batı ve güney Afrika’da homo sapiens türünün yaşamış olduğudur. Modern insanın homo-erectustan sadece 700.000 yıl sonra ve neanderthalden insandan 2.000.000 yıl sonra çıkmış olması mantıksızdır. Ayrıca homo-sapiens yavaş bir evrim sürecini temsil etmekte iken , ve bu gelişme dünyanın en uygunsuz zamanında olması (Buzulçağı) şüphelidir.Bu konunun istisnasız otoritesi prof. Thedosius Dobzhansky a göre modern insan soydaş bakımından akrabaya sahip iken atası yoktur.

1- öyleyse nasıl olurda modern insan evrimsel gelişme takip edilerek 2.000.000 veya 3.000.000 yıl sonra değil de 300.000 yıl kadar önce ortaya çıkmıştır. ?

2- Cevaplanamayan soru uygarlık niçin ortaya çıkmıştır.Evrimin normal ilerleme seviye si içerisinde buşmanlar ile aynı seviyede olmamız gerekirken , bu uygarlık nasıl birden bire yerden fışkırmıştır, halbuki evrim sürecinde en zor basamak astroloji için geçmesi gereken süre 10.000.000 yıldır. Ama biz 50.000 yıl içinde aya astronotlar indiriyoruz.( Cro-magnon insanının ortaya çıkış yeri bilim adamlarının ortak sonucu olarak zagros Dağlarıdır. ) İlginç olanı ise bu iki türün çiftleşmemiş olmasıdır. Konuyla ilgili araştırmalar yapan yazar James Shreeve Neanderthal muamma: Modern İnsanın Köklerini Çözmek adlı kitabında bu iki farklı ırkın, üreme olarak farklı olmasından dolayı çiftleşmemiş olduğunu belirtir. Karbon testlerinden bölgede yaşayan modern insanın Neanderthal adamdan kırk bin yıl daha önceden orada olduğu gösterilir ve böylece evrimsel süreklilik teorisi de çöker. Bugün dünya üzerinde geleneksel bilimin kaçamak cevaplar vererek konuyu kapatma çabalarına karşın bu düşüncelere katılmayan arkeolojik, teolojik ve tarihi revizyonistler, insanın kökleriyle ilgili farklı bir görüşe ihtiyaç duyulması altında birleşmektedirler. Fakat insanın kökeni ne olursa olsun gerek Darwinistler gerekse teologlar savundukları düşüncelere sıkı sıkıya sarılmışlardır. Açıklanamayan bir çok arkeolojik bilgi ve kanıt her gün çoğalmaktadır. Bunlardan bazıları:

1- 18 ve 19 yy. İrlanda civarında alışılmadık derece küçük çok sayıda çin porseleni ve mühürleri bulunmuştur ki, o zamanlarda bilinen Zümrüt adası ile Çin arasında bir ticaret yolu yoktur.

2- Güney Amerika’da 3.600 yıl öncesinden kaldığı düşünülen Kristal Kafatasları bulunmuştur. Gerçek boyutludur ve çok keskin bir aletle yapılmıştır.

3- 1930 yılında Kosta Rica’da bulunan çok sayıda devasa taş toplar, bölgede asla var olmayan granitten ve mükemmel bir simetri ile yapılmışlardır.

4- İngiltere, Fransa, Almanya’da bulunan antik taş kalelerde, sadece İskoçya’a 60 tane büyük kayalardan yapılmış ve bazı yerleri yüksek ateşle eritilerek camlaştırılmıştır. Bunun geleneksel ateşle yapılabilme olasılığı olmayıp 1100 derece sıcaklık gerekmektedir.

5- 1900 yılında Girit yakınlarında Antikythera adasında İsa’dan yaklaşık yüz yıl öncesinden kalma bir bilgisayar bulunmuştur. Antikythera mekanizması olarak bilinen bu alet bir tür diferansiyel sistemi içermektedir ve bu sistem 16 yy kadar bilinmiyordu.

6- Bir Irak köyünde M:Ö 220 yıllarına ait olduğu anlaşılan, içinde demir bir çubuk olan ve daha sonraları pil olduğu anlaşılan küçük bakır silindir bulunmuştur. İçine üzüm suyu konduğunda yarım voltluk enerji üretmektedir.

7- İngiltere’deki Stonehenge ve Silbury Hill gibi açıklanamayan mekanlar, Paskalya adasındaki dev kafalar, Peru’daki nazca düzlüğü, Ohio’daki büyük yılan höyüğü Dallas ve Teksas’ta bulunan tarih öncesi çağdan kalma kayalık duvarlar, tarih öncesi çağda yüksek bir teknolojinin var olduğunu ortaya koymaktadır.

8- Eski Nasa görevlisi Maurice Chatelain, Yunan adası Delos’ta, 450 mil çaplı bir alan içerisinde, on üç farklı mistik alan bulunduğunu yazmıştı. Bu mistik alanlar birbiriyle çizgilerle birleştirildiği zaman devasa bir malta haçı şekli ortaya çıkmakta ve sadece uzaydan görünmektedir.

9- Chatelain’e göre, birbirinden binlerce mil uzakta ve binlerce yıl arayla yaşamış farklı kültürlere ait, hepsi aynı ağırlıkta madeni paralar bulunmuştur.

10- 1996 yılında Çin Shang hanedanı üyesi, tarihin üç bin yıl öncesine dayanan, Amerika’daki olmeç kalıntılarının üzerindeki, kesinlikle arkaik Çin harfleri olduğunu onayladı ve şaşkın arkeologlar, aynı alfabetik sistemlerin birbirinden bağımsız olarak geliştirilemeyeceğini kabul ettiler.

11- Abydos, Mısır’da antik 1 seti tapınağında yerden sekiz metre yüksekte , iki jet uçağı ve bir Apachi saldırı helikopterinin resim oymaları bulundu.

12- British Museum’da bulunan , Babil çivi yazısı tabletleri, Venüs’ün evreleri, Jüpiter’in dört ayını ve Satürn’ün yedi uydusunu anlatmaktadır ve dünyadan çıplak gözle görülmesi imkansızdır.

13- 16 yy. başlarından kalma olduğu söylenen Türk Amirali Piri Reis’in haritaları, Güney Amerika’nın Amazon havzasını ve Antartika’nın kuzey sahillerini açıkça göstermekte bu bölgeler 20. yy’a ve uçak icat edilene kadar gözlemlenememiştir. Bu dört bin yıllık kesin bilgi, açıklanamamaktadır.

14- Yakın geçmişte Okinawa yakınlarında M:Ö 8000 yıllarında yapılmış olduğu tespit edilen dikdörtgen biçiminde bir zigurat bulunmuş, bu tarihten önce yüksek bir uygarlık seviyesine sahip insanların yaşadığı fikrini desteklemiştir.

Yukarıda yazılan ve örnek adetleri çoğaltılabilecek kanıtlar ile insanoğlunun geçmişi bilmemesi veya bilmek istememesi onun yıkıcı doğasından kaynaklanır. Yunan Diktatör Peisistratus, bütün Atina’nın altını üstüne getirmiştir. Memphisteki Path tapınağında bulunan Mısır kütüphanesi yıkıldığında geriye hiçbir şey kalmaz. Romalılar Kartaca’yı ele geçirdiğinde 500 binden fazla kitabı yakmışlar, Mısırla savaşırken İskenderiye’deki kütüphane Ceasar tarafından yok edilmiştir. Bu örnekleri saymakla bitiremeyiz. Avrupa’daki kütüphaneler Hıristiyanlar tarafından yok edilmiştir. Bunların yok olması ortaya çıkmasını zorlaştırmakta ve süreç almaktadır. Eğer İskenderiye kütüphanesi bugün yakılmamış olsaydı bilim ve tarih olduğundan çok farklı yerde olurdu. İnsanoğlunun geçmişiyle ilgili gizem, dünyanın en eski iki büyük yapısıyla sembolize edilmektedir. Geleneksel bilgiler ki, ben buna katılmam. Sebebi Çin’de bulunan ve incelenmesine izin verilmeyen Türk piramitleridir, şimdi bunu dikkate almadan konuya dönersek, Büyük Piramit ve Sfenks 4.500 yıl önce yapıldığı söylenmektedir. Fakat yakın zamanda yağmurların etkisiyle Giza platosunun çöle dönüşmesinden en az 10.000 yıl önce gerçekleşmiş olabilecek bu ünlü yapıların antik Mısır uygarlıklarının ortaya çıkmasından binlerce yıl önce yapılmış olduklarını kanıtlamaktadır. Son yıllarda bir çok uzaman Sfenksin en az 5.000-7.000 yaşında olduğu sonucunu çıkarmışlardır. Eğer antik Mısır’da böyle bir teknoloji varsa diğer yerlerde de bunun kanıtı bulunurdu. Bugün bazı bilim adamlarına Sfenks heykelini incelemesine yasak getirilmiştir.

Ünlü Medyum Edgar Cayce, 1934 yılında antik Mısırlıların Büyük Piramit ve Sfenksin bir kayıt salonu olarak  bir tür zaman kapsülü  bir tür bilgileri gelecek kuşaklara aktarmayı amaçlayan bir uygarlığın devamı olduğunu ifade etmişti. Cayce bu bilgi deposunun Sfenksin pençelerinin altında olduğunu söylemişti. 1990 yılında yer delici radarlar Cayce’nin iddialarını doğrulamıştır. Sfenksin pençesinin altında bir salon bulunmuştur. Ve burayı araştırma yetkisi kimseye verilmez. Eğer sfenks Buzul çağından önce yapılmışsa bunun mimarının Mısırlılar olma ihtimali ortadan kalkıyor. Birçok araştırmacının ortak kararı Mısırdaki gerek mücevher yapımı gerekse mimari aniden ortaya çıkmamış, başka bir uygarlığın mirası olarak devam etmiştir. Mısırlıların ünlü, ölüler kitabı doğruluk efendisi bölümü ile Musa’nın On Emir’i nerdeyse birbirinin aynısıdır.

ESKİ AHİT …………………………………………………………………….. ÖLÜLER KİTABI

Benim dışımda başka tanrıya tapma idoller yaratma …. İlahi dengeye karşı gelmem.

Tanrı olduğunu söyleyene inanmam…………Karşılıksız tanrı olduğunu söyleyene inanma

Tanrı adını yanlış kullanma…..tanrıyı gücendirme

Şabat gününü kutsal bil……..…. Bu gün mısırlılarda yoktur

Anneni babanı onurlandır………akrabalarıma zarar verrmem

Öldürme…………………………… Öldürmem

Zina yapma…………………….…. Zina yapmam

Çalma…………………………….Kimseyi soymam

Yalan söyleme …………………… Doğruyu söylemek yerine yalanlar uydurmam

Başkasının malına göz dikme…. Başkalarına haksızlık etmem.

Bu karşılaştırma İsrailoğulları’nın öğretilerini büyük ölçüde antik Mısır’dan aldığı konusunda çoğu araştırmacı hem fikirdir. Buna karşılık olarak Mısırlılar bu bilgileri kendilerinden önceki Sümer ve Babil uygarlıklarından almışlardır. Son yıllarda Tibet, Hindistan, Ortadoğu, Amerika kıtasında arkeolojik araştırmalarda yoğun bir artış vardır. Bunun nedeni ise 1996 yılında Washington eyaletinde Bulunan kalıntılardır. Kenewick adamı denilen insan türü normal insandan çok farklı olarak uzay filmlerindeki insan tiplemelerine benzemektedir. 1977 yılında Şili’deki Monteverde’de yapılan kazılarda burada 12.500 yıl öncesine ait insan fosilleri ve eşyaları bulunmuştur ki bu ilk Amerikalıların Bering boğazını bir buz köprüsü sayesinde geçtikleri düşünüldüğü tarihten 1.000 yıl öncedir. Antropologların News Week dergisinde çıkan haberine göre, ilk amerikalılar’ın 11.500 yıl önce toprak bir Köprü ile Alaska’ya geçen Asya ya da Moğol kökenli insanlar değil, bilim adamlarının daha birkaç yıl öncesine kadar tahmin dahi etmedikleri tamamen farklı bir etnik kültüre sahip insanlar olduğudur. (Moğolların aslı Türk’tür, siyasi endişeler sonucu Moğolların İslamiyeti seçmemesinden dolayı bu gündeme getirilmez.) Tarih öncesi çağlarda ilerlemiş bir medeniyetin olduğu yadsınamaz bir gerçektir ve bu insanlığın kökleriyle ilgili olan iki teoriye asla uymaz.

Ne Darwinci yaklaşım ne de Yaratılışcı. Bu her geçen gün ortaya çıkan kanıtları asla açıklayamaz. Dünya tarihinin ve düşüncelerinin bu iki temel üzerine kurulduğunu düşünürsek. Amerika’da çıkan Türkçesi Yeni Bin Yılın Tanrıları : etten ve kemikten tanrılarla ilgili bilimsel kanıt adını taşıyan kitap, Yazarı Alon A. Alford, 20 yy. teknolojimizin bize henüz kazandırabildiği, tarih öncesi uygarlığın haritalar, taşlar fosiller ve mitoloji olarak günümüze geldiğini söyler… Bir çok bilim adamı bu konunun artık bir bilim dalı haline gelmesi gerektiği görüşündedir. Ama bu çok önemli endişeler doğmaktadır. Efendi kul sistemi ile yönetilen insanoğlunun yönetimi zorlaşacaktır. Fotoğrafı analitik olarak değerlendirirsek insanoğlunun geçmişine ait bilgiler Mısırdaki gizem okulları ve Pisagor okulları ile parça parça günümüze gelmiştir. Bu bilgiler sadece ruh ve ölümle ilgili olmayıp, tasarım, mimari, inşaat, astronomi vb bilgilerdir. Bu erken grupları birleştiren olgoi moneizmdir. Yani tek tanrı anlayışıdır. İbraniler antik dünyayı en iyi kayıt altına alan insanlardır. Ama Mısır’da köle olarak piramitlerin yapımında köle olarak çalıştıkları ne İbranilerde ne de mısır yazılarında asla rastlanmaz. Öğretilerinde onlara gelen bütün bilgi İbrahim ve Musa aracılığı ile olduğudur. İncelendiği zaman bütün öğretilerinin köklerinin Mısır olduğu açıkça görülecektir.İncil’e göre dünya tarihini bugünkü akışına sokan olay Musa’nın İbraniler ile Mısır’dan çıkışıdır. Bir çok araştırmacı tarihçiye göre ki; bana görede öyledir. Musa Mısır’da öğrendiği mistik imgesel anlatımları daha sonraki İbrani liderlerine öğretmiştir. Bu eski ahitte şifrelenerek günümüze kadar gelmiştir. 1939 yılında Freud ünlü kitabı Musa ve Tek Tanrıcılık’ta; Musa’nın aslen Mısırlı olduğunu yazmıştır. Freud , Yahudilerin kölelikten çıktıktan sonra İbraniler’in niye Mısır yaşam tarzını devam ettiklerini sorgulamıştır. Tabi bunu yapan ilk kişi değildi. Eski ahitin çıkış bölümünde (2:19) Musa’nın Mısırlı olduğu yazar. Bir çok araştırmacının elde ettiği sonuç Musa’nın Mısırlı bir rahip-prens olduğudur. Konu çok dikkatli araştırılırsa ve o zamanın yazıtları incelenirse Musa aslında Mısırlı Firavun Akhenaton yani IV.Amenhotehep’ten başkası değildir.

18 yy.da Rosicrucianlar daima bunu savunmuşlardır. Amonhetehep yani Musa mısırdaki mevcut kargaşayı önlemek için tüm tapınakları kapatarak Tanrı Aton için tapınak inşa etmiştir. (yeri gelmişken belirteyim IKNATON, tanrı ATON’un hizmetçisi demektir.) Evrensel tek tanrı anlayışına uyan Aton İbranilerin Adon dediği tanrıyla aynıdır. Aten İbraniler tarafından öyle olsun anlamına gelen Amen kelimesine dönüştürülmüştür. Bu kilisede ve camilerde yoğun kulanılır. Bu kelime Sümer’in mutlak tanrısı ANU’dan türediği düşünülmektedir. Bir çocuğun sepete koyularak nehre bırakılması Sümer hükümdarı büyük Sargon’da görülür. Tabletlerde ‘zor durumdaki annem, hayatımın kurtulması için beni kamışlardan yapılmış bir sepete koydu ve ağzını ziftleyerek beni nehre bıraktı, nehir beni anki’ye taşıdı.” Mısır’da daha sonra Aten inancı bastırıldı ve Musa yani Firavun Mısır’dan kovuldu. Garner’e göre Amonhetehep’in Kiya adlı karısından doğan oğlu daha sonra ünlü çocuk firavun Tutankhaten oldu. Aten yerine Tutankamon olarak ismi değiştirildi. Mısırdaki kanıtlarda Musa/Akhenaten’in insanlarını güneye Sina çölünden geçirerek Timas gölüne götürdüğü görülmektedir.Bu alan bataklıktır ve savaş arabalarının takip etmesi imkansızdır. Akhenaten taraftarları onun hala tahtın gerçek varisi olduğunu düşünürler ve ona varis anlamına gelen Mose, Meses ya da Mosis demislerdir. Yani Musa bir isim değil bir ünvandır.

Bu teoriyi destekleyen diğer bir kanıt Mısır’dan çıkışta ve daha sonraki olaylarda önemli rol oynayan Meryem adlı kadındır. Firavun Musa ile ilgili teori, hükümdarlığının sonlarına doğru, Merykiya-Khiba’nın sevdiği – Mery amon – Amon’un sevdiği – adı altında kraliçe haline gelmiştir. Hem Mısırın hem de Mezapotamya krallarının çifte mirasını taşır. Musayla birlikte sürgüne giderek İsrailoğulları tarafından Meryem olarak adlandırılmıştır. Ve kızı Tutankhamen’in kız kardeşi – aracılığı ile kraliyet kanını taşıyarak Musevi kraliyet ailesini oluşturan oydu. Bu teori ki benim yaptığım çokça incelemelere karşın doğru olmadığını dahi düşünsek Musanın antip bilgiler için iyi bir eğitim aldığı asla yadsınamaz. Yeni Ahitte Habercilerin İşleri bölümünde 7:22 ‘de :

ve Musa Mısırlıların bilgeliğine yaraşır bir eğitim gördü. Böylece gerek söz söylemede gerekse iş görmede güçlü birisi oldu’ der.

Tabletler Musa’ya geldiğinden 1.000 yıl sonra İbranilerin yazıyla tanışması da ayrı bir değerlendirme konusudur. Tanrı Mısırca yazmıştır taşları. Ve diğer bir nokta Hiyeroğlif kelimesinin anlamı Tanrının Sözleri demektir. İşin asıl ilginç yönü Musa’ya tanrı tarafından verilen bu on emrin yine tanrı tarafından bozulmasıdır.

Tanrı Yehova daha sonra onlara amoritlerin, Hititlerin, canaaaların topraklarına girmeleri, mallarını almaları, erkek, kadın, çocuk demeden öldürmelerini emreder. Sevgi dolu tanrı vahşi bir katile dönüşür. Musa’nın Sina dağında gerçekleştirdiğini söylediği mucizeler Mısır inisiyasyonunu da içerir. Diğer bir deyişle emirler ruhtan değil fiziksel bir varlıktan alınmıştır.

Texas üniv.Dr.Joe Lewis 1997 Yılı kitabında (Tanrı Teorisi) , bu noktayı daha da işin içinden çıkılmaz bir yorum yapmıştır. Yehova aslında ateş, rüzgar ve gürültü çıkaran bir araçtır. Bu araç Çıkış:19:4 açıklandığı gibi

“Mısırlılara ne yaptığımı ve seni bir kartalın kanatlarına bindirerek ne yaptığımı gördün”

şeklinde olduğunu söylemiştir. Uçan bir araçla gezen etten kemikten biri vardır. Dr. Musa’nın asla Yehova’nın yüzünü görmediğini söylemiştir. Bunu erken dönem Yahudi mezhebi olan Mandeallerin, dünyayı karanlık ve ışık olarak bölen bir evren yapısına inandıklarını ve onlara göre dünyada dahil olmak üzere fiziksel alem, sürüngen bir varlık olan karanlıkların efendisi tarafından yaratılmış ve yönetilmiştir. Bunlara yılan, ejderha vb.isimler verirler ve buna inanırlar. Bütün kültürlerde olan bu ejderha cinsi varlıklar konusunda R.A Boulay dünya üzerindeki kültürleri inceleyerek, insanoğlunun sürüngen geçmişinin hikayesi isimli bir kitap yayınlamıştır, ona göre insanoğlunun kökeni memeliler değil sürüngenlerdir.

İncil araştırmacısı Lewels ve Boulay İncil’de geçen Yehova’nın aslında Sümer tanrılarından biri olduğunu söyler. Yaratılış 17 de İbrahim ile Yehova arasındaki konuşmasına işaret ederek, bütün erkeklerin sünnet edilmesinin bir işaretleme sistemi olduğu günümüzdeki hayvan işaretlemeden başka bir şey olmadığını söyler. Eski hikaye ve Efsaneleri yorumlamak zordur. Kavramları anlayabilmek o kültürü anlamaktan geçer. Genellikle mit olarak kabul edilen bu tür elegoriler batı dünyasının erken dini ve felsefesinin omurgasını oluşturur. Öte yandan çeşitli mitolojilerdeki tanrılar dikkatle incelendiği zaman hepsi aynı kökten çıkmış gibi görünür. Gerçekten de mionlar kültürünün erken metinlerinin çevirileri incelendiği vakit Mezapotamya’da kullanılan semit diyalektini içerdiği görülmüştür. Diğer yandan batı uygarlıklarının temeli olan Yunan kültürünün Girit’te yaşayan erken dönem minoanlar dan gelmiş olduğu yaygın şekilde kabul edilir. Tanrılarla ilgili olaylarda çok fazla malzeme olduğu için bazı insanlar tanrılar arasındaki bağlantılara katılmayabilir. Ama mitolojiler incelenirse tanrılar arasındaki bu bağlantı daha fazla dikkat çeker.

SÜMERLER…………MISIRLILAR……….YUNANLILAR…….ROMALILAR

göksel baba anu……………………… amen-ra……………….. cronos………………………. saturn

göksel ana antu………………………. mut………………………. hera………………………….. juno

dünyanın efendisi enlil…………….. seth………………………. zeus………………………….. jupiter

dünyanın anası ninhursag………..isis……………………….. athena………………………..minevra

kardesi/kurucusu enki…………….osiris……………………. apollo………………………….vulcan

savaşcı rakip marduk………………horus……………………. ares……………………………mars

yer altı efendisi negal……………….anubis…………………….hades………………………….pluto

aşk yaratıcısı asherah………………hathor……………………aphrodite……………………venüs

tanrıların yardımcısı ninurta……thoth…………………….. hermes……………………….mercury

Listeye dikkat edilirse buradaki asıl sorun Musadan önce mısırlıların antik bilgiyi nasıl ele geçirdikleridir. Bu büyük bir ölçüde İncil’de de geçen İzak ve İbrahim tarafından olmuştur. Kutsal kitaptaki aşk entrikasında İbrahim’in büyükoğlu İsmail’i İbrahim’in karısı kısır olduğu için Hagar adında mısırlı bir hizmetçi doğurur. İbrahim’in karısı Sarai bu planı organize etmesine karşın daha sonra Hagar a kötü davranarak kaçmasına sebep olur.

Yaradılış 17 de Yehova, bu dönemde takipçisinin adını Abramdan (Yücebaba), Abraham (ulusların babası) a döndürdü.Ve bütün erkek çocukların sünnet edilmesi emrini verir ve İbrahim’e aralarında Mısır’ın da bulunduğu Mezapotamya da dahil birçok toprağı yönetecek bir ırk sözü verir. Daha sonra İzak’ı doğuran Sarai’nin adı Sarah (Prenses), olarak değiştirilir.

İzak ikinci çocuklarıdır ve ibrahim 100 yaşındayken Sarai’den çocuğu olur. Yaradılış 17:19 da İbrahim’e Yehova’nın toplumunun İzak tarafından oluşturulacağı söylenir. Tanrı İzak’ı İsmail’den genetik olarak üstün görmektedir. İbrahim’in atalarının hepsinin isimleri İncil’de geçer. Babası Terah ve geçmişteki Nuh’un oğlu Şem ve dolayısıyla Adem’e kadar ulaşılır. İbrahim’in İran körfezinin ucunda bulunan Ur şehrinden geldiğini hatırlatmakta fayda vardır ki burası bir Sümer şehridir. İbrahim kutsal metinlerden anlaşılacağı üzere bir göçebe değil, zengin ve güçlü bir Sümer vatandaşıdır. M.Ö 2000 yıllarında Ur şehri yıkılınca İbrahim kuzeye Harran’a taşınır. Bu şehrin adı Sodom ve Gomorra şehirlerinin ünlü hükümdarı Lot’un babası , İbrahim’in erkek kardeşi Haran adına isimlendirmiştir.

Konu dikkatli olarak tarihsel süreçte incelendiği vakit İsrailoğulları’nın kurucuları, sıradan insanlar olmayıp güçlü hanedan liderleri olup, Sümer antik geleneklerini Musa’dan İbrahim’e geçiren, bu hanedanlıktır. Dünya üzerindeki en derin sırlar Mezapotamya’da Dicle ve Fırat arasında, İran körfezine yakın yaşamış olan Sümerlere kadar uzanır. Şimdiki adı da Irak’tır. Sümer kültürü 6.000 yıl önce aniden ortaya çıkmış ve tuhaf bir şekilde kaybolmadan önce, Hindistan’dan Nil’e kadar olan yerde yaşamı etkilemiştir. M.Ö. 2.350’lerde İran körfezinden Akdeniz’e kadar uzanan Semit akad hanedanlığını kurmuş olan savaşçı lider Büyük Sargon’un eline geçer. Devam eden savaşlarda azalan Sümer nüfusu ünlü kanun yapıcı Hamurabi yönetimine girmeye zorlanır. Girit ve İndus vadisinin başkenti olan Mohonje-dora nın gizemli yıkılışı Hamurabi döneminde gerçekleşmesi Paskalya adasının ortadan kalkması, Andean uygarlığının ortaya çıkışı ve mayaların Orta Amerika’ya gelişi hep bu zamandadır. Aralarında bağlantı vardır. Aynı zamanda Sümer kralı Ur-Mammu tarafından Hamurabi’nin ünlü yasaları bu dönemde yayınlanmıştır. Bundan 150 yıl öncesine kadar İtalyan gazeteci Valle güney ırakta bir dizi kazı yapana kadar Sümerler hakkında hiç bilgi yoktu. O günden bu güne araştırmacılar Batık şehirler ve binlerce kil tablet bulmuştur. Bu kadar çok bilgiye karşın Sümerler hakkında piyasaya açıklanan bilgi yeterli değildir. Açıklanmaz.

Bu altı bin yıllık uygarlık hakkında daha yakın tarihlerde var olmuş olan Mısır, Yunan ve Roma uygarlıklarından daha fazlası bugün eldedir. Bunun en önemli nedeni diğer uygarlıklardaki papirüslerin ve parşömenlerin zaman içerisinde bozulması fakat Sümere ait kalıntıların ıslak killere yazılarak kurutulması ve günümüze kadar gelmesi. Yazıldıktan sonra fırınlanır ve saklanır.1802 yılına kadar bir lise öğretmeni tarafından sistemli bir şekilde tercümeye başlayana kadar ne olduğu anlaşılamadı. Bu gün hala çevrilmeyi bekleyen dağ gibi tablet vardır.Sümer alfabesi kelimelerden çok sembollerlerden oluşur. Çevirilerden Sümerlerin yaratıcılarının mitolojik tanrılara karşılık geldiği anlaşıldı ve her şey bu noktadan ilerledi. Çevirilerden anlaşıldığı üzere Dicle-Fırat vadisinde bataklıktan kurutulduğu ve büyük ölçekli sulama kanalları yapılarak parıltılı şehirler kurdukları açıkça ye alır. İlk on iki önemli şehir ve eyaletleri ur,Nippur,Uruk, Lağaş, Akkad,Kiş gibi egzotik isimleri bulunur. Adına Zigurat denilen yüksek tapınakların etrafında şekillenir. Her şehir Ensi denilen kendi tanrısı tarafından yönetilir. Sümerler hakkında daha çevrilmemiş bir çok tablet varken onların dünyada birçok ilki gerçekleştirmiş olduğunu bilmekteyiz.

Prof.Samuel Noah Kramer’in Tarih Sümerde Başlar adlı ve The Sümerians adlı kitabı ilk yazı sistemini, tekerleği,o kulları, tıp, tarih bilimleri ve birçok olayın onlarda başladığını kanıtlarıyla vermektedir. Sümerlerden kalan belgelerden anlaşılacağı üzere günümüz modern toplumlardan farkları yoktur. Sümer kraliçesi, Shup-ad ın British Museum’da sergilenen büstü, için araştırmacılar muhteşem bir peruk, kulaklarda iri küpeler, boynunda gerdanlık olduğunu söyleyip o devirde bunların yapılmış olmasını oldukça ilginç bulurlar. Bu Roma’nın kurulmasından 2.150 yıl önce Musa’nın yazılarını yazmaya başlamasından 2.000 yıl öncedir. Sürekli uzak yerlere yolculuk yapmaktadırlar ve gemi yapımı ve haritacılık gelişmiştir. Gökyüzü hakkında bilgileri inanılmazdır, küresel astronomi, 360 derecelik daire, ufuk çizgisi, göksel eksen, kutuplar, ay ve güneş tutulmaları, ekinokslar vs. bunlarla ilgili tüm bilgi birden ortaya çıkmış gibi görünür. Mısırlılar ve Yunanlılar’ın kullandığı ve asırlardır kullanılan ilk takvimin oluşmasını sağlamışlardır. Sadece geometri değil aynı zamanda atmış zamanlı, zaman ölçme sistemi de Sümerlilere aittir. Modern burçlar kuşağının on iki tanrıya atıf olarak Sümer tarafından geliştirilmiştir. Dünyanın güneş çevresinde dönüş süresi otuzar derecelik on iki haneye yani 30 Günlük 12 aya bölen onlardır.Dünyanın ekseninin kayıklığının ve aynı konuma gelmesi için gereken sürenin 25,920 yıl olduğunu hesaplamışlardır.Bu gün bu süre Tapınak şovalyeleri, İlluminati ve Rhodes Yuvarlak masasını esinlendiren Yunan alim platon a ithaf olarak phaethon yılı olarak bilinir. Amerika tarafından Şuan dünya üzerinde yürütülmekte olan BOP bile bu rakama dayanmaktadır. Çok ilginçtir. Bugün kafaları karıştıran ve bilimcileri huzursuz eden şey, varlığı sadece 2,000 yıl sürmesine karşın bu göksel döngüyü , 25,920 yıl olduğunu nasıl anlamışlardır, ve kayıtlarına geçirmişlerdir. Neden uygarlıklar bu döngünün tam ortasında başladı?

Bu astronomi bilgileri yoksa tanrıların bir mirasımı idi. Sorulması gereken soru şudur : 6,000 yıl önce var olmuş ilkel insan avcı-toplayıcı Bir yaşam tarzı sürmekte iken, nasıl olur da birden bu kadar ileri hala kullandığımız bilgileri oluşturmuştur. Günümüz standartları için bile hala bu bilgiler elde edilmesi Oldukça zordur. Ünlü Brittanica yazarları bile Sümer tarihiyle ilgili ciddi olarak cevaplanması gereken gerçekler olduğunu vurgulamaktadır. Yazılı silindir mühürleri binlerce bilgi ve belgeye bugün insanoğlu sahip olduğuna göre belki de bu konuyu açıklamaları Sümerliler’in kendisine bırakmakta fayda vardır. Ama bu geleneksel anlayış içinde yazılan tarihi ve süzgeçten geçen bilimi kızdırır. Sümerlilerin gerçeği sahip oldukları her şeyin kendilerine tanrılar tarafından verildiğidir. Bu antik insanlar gökyüzünden dünyaya inen canlılar yine gökyüzüne çıkabilen tanrılardan bahsetmektedirler. Bu konu tabletleri çevirenler tarafından başlarda inanılmamış, mitlerin başlangıcı olarak damgalanmıştır.

Sümerlerin insanoğlunun kökleriyle ilgili anlayışlarını tam olarak kavrayabilmek için, zihin yapımızı hafifçe değiştirmemiz gerekir. Anunnaki kelimesi Sümer dilindeki anlamı , gökyüzünden dünyaya gelenler demektir. Eski ahitte geçen nefilim kelimesi gerçekteki anlamı aşağı gönderilenler anlamına gelirken neden devler olarak tercüme edildiği sorgulanmış ve antik medeniyetlerdeki izlere kadar gidilmiştir. Yazar Sitchin İncil üzerindeki tutarsızlıkların peşine düşerek bir ömür boyu süren araştırmasını yapmıştır.Yazarın sorusu son derece haklıdır, Nefilim kelimesi , devler olarak değil bir çok araştırmacı tarafından göksel varlıklarla İnsan kadınların cinsel birleşmesi sonucu ortaya çıkan antik kahramanlar olarak açıklamışlardır. Yaratılış 6:4’te şöyle der;

Tanrının oğulları insan kadınla birlikte olduğu ve çocuk yaptığı o günlerde – ve sonrasında – nefilim dünya üzerindeydi. Onlar Eski zamanların kahramanı ünlü adamlardı.

Rusya doğumlu ünlü araştırmacı Sitchin ve diğerleri , Sümer tabletlerini, sümerceyi akıcı olarak öğrendikten sonra bir mit değilde anlaşılan ve algılanan haliyle yzılmış olacağı düşüncesi ile yorumlamaya başalar ve sonrasında arkeolojik bulguların kendi teorisini desteklemesiyle birlikte yazılı tarihin hiçte gerçekleri yansıtmadığı düşüncesine sahip olur.Sitchin in yaptığı araştırmalarının sonucu İncilde geçen Nefilim ile Sümer in sözünü ettiği Anunnaki aynı şeydir.

Anunnakinin hikayesi şudur , 450,000 yıl önce bir grup insan benzeri uzaylı varlık dünya denen gezegene geldiler.Geldikleri gezegen, Sümerlilerin adına Nibiru dedikleri,antik Sümer edebiyatında 12 gezegen olarak tanımlanmaktadır.1981 yılında Amerikalı astronomlar güneş sistemimizde onuncu bir gezegen olabileceği üzerinde çalışıyorlardı.Dünya çevresinde dönen bir uydu teleskopun kaydettiği görüntüler ve pluton un yörürgesindeki düzensizlikler bilim adamlarını başka bir gezegen olacağı fikrine itmiştir.Birleşik devletler denizkuvvetleri gözlem evinin kanıtları doğruysa, bu Sümerlerin astronomi alanında ne kadar ileri düzeyde olduklarının bir kanıtıdır.Sümerler Ay ve Güneşi de güneş sistemi içine dahil ettikleri için bu 12 rakamı şaşırtıcı olarak doğrudur.Sümerlerin Uranüs, Neptün ve Pluton gibi gezegenleri son derece doğru bir şekilde tanımlamış ve diyagramlarını hazırlamış olmaları ve bunların bir teleskop olmadan yapılabilme olasılığının imkansızlığı Sümerler hakkında bize bir tasarım yapmamızı sağlar.Bu gezegenler Uranüs 1781 , Neptün 1846 , Pluto 1930 yılında bulunduğu dikkate alınırsa.

Uzan zamandır mit olarak düşünülen atik Sümer metinlerinin son yorumları, özelliklede yaratılış destanı olarak bilinen Enuma Elish, güneş sistemimizin son durumu hakkında inanılmaz bilgiler sunar.Sümer metinlerinde, dört milyar yıldan uzun bir süre önce Nibura adında gezgin bir gezegenin güneş sistemimize girdiğini, Tiamat denen denen büyük bir gezegeni kıl payı ıskaldığı bunu sonucunda ciddi yer çekimi sorunları ortaya çıktığı açıklanır.Daha sonra nibiru –babil dilinde Marduk , bir kez daha geldiğinde , Tiamat gerçekten vuruldu ve Nibiru nun görevli ayları tarafından bombalandı.Tiamat ın çeşitli boylardaki parçaları asıl yörüngesinde kalarak asteroit kuşağını oluştururken gezegenin diğer yarısı güneşe yakın yeni bir yörüngeye fırladı , bu parça zaman içinde dünya yı meydana getirdi.Nİbiru nun aylarından biri olan Kingu bizim şuanki ay olarak bildiğimiz Ay haline geldi.İşin ilginç yönü , bu teori , Dünyanın neden kabuğunun bir kısmının - Pasifik okyanusunu kaplayan kısmı, neden eksik olduğunu ve asteroit kuşağının nasıl oluştuğunu mantıklı bir şekilde açıklamaktadır.Bu teori çok fazla spekülasyona neden olan kuyruklu yıldızlarıda açıklamaktadır.

Teoriye göre Nibiru ve Tiamat çarpıştıklarında ,iki dünyadanda çok miktarda deniz suyu toprak ve döküntüyle birlikte uzayda savrulmuşlardır ve kirli buz parçalarını oluşturmuşlardır.Bu teori yakın zamanda elde edilen bazı bulgular ile dahada güçlendi ; Antartikada bulunan bazı göktaşları ,Marsın atmosferini olusturan gazları içermektedir, öte yandan bilim adamları bir mars meteorunda , dört milyar yaşında olduğu tespit edilen mikroorganizma bulmuşlardır.Yörüngesi Mars ve Jüpiterin arasından geçtiği için Geçit gezegeni adenen Nibiru ,elips biçimli kendi yörüngesine devam eder, bu yörünge onu güneş sisteminden uzaklaştırır ve tekrar kütlesel çekim ile içeri sokulmaktır.Mısır kayıtlarında buna kanatlı disk denmiştir.Dünyadaki yaşam, güneş çevresinde olan dönüş süresi bir yıla dayanarak gelişti.Nibiru daki yaşam ise ,güneş etrafındaki dönüş süresine göre yani dünya zamanıyla 3,600 yıla göre oluştu.Bu durum nibirudaki yaşamın dünyadakinden çok daha önce geliştiğinidüşündürmektedir.

Sümer kayıtlarındaki Nibiru yani Anunnaki, 450,000 yıl önce , yani dünyanın ikinci buzul döneminde Nibirunun son derece gelişmiş varlıkları iki gezegenin yaklaşması sonucu Dünyaya seyahat ettiler.Nasıl astronotlar dünyaya inerken okyanusa iner, Anunnakide ilk inişini suya yapar.Matıken bu antik astronotlar kendilerine ortalama bir sıcaklık,su ve yakıt kaynağı sağlayacak bir kamp yeri ararlar ve bu yere uyan tek bölge vardır MEZAPOTAMYA.Bazı araştırmacılar, bu ilk Anunnaki yerleşim merkezinin güney ırakta kalmasını ve savaşlarda sürekli buraların bombalanmasını şüpheyle karşılarlar.Kayıtlarımıza dönersek, Mutlak Nibiru hakimi Anu – veya An yada El , asıl gezegenden operasyonu yönetirken Anu’nun iki oğlu Enlil ve Enki liderliğinde dünyada sistematik bir kolonileşme hareketi başlar, bütün Anunnaki liderler daha sonra Nefilim yada Tanrı rolüne girerler.Çok ilginçtirki bu Nefilimden birisinin ismi NAZİ dir.Enlil , görev kumandanıdır, Enki ise yönetici ve bilim subayı.İki kardeş arasında Nibiru protokolleri ile ilgili düşmanlık vardır.Büyük enki, annesi An unun resmi karısı olmadığı için ikinci derece öneme sahiptir.Ama dünya yolculuğu fikrini ilk başlatan kişidir.İyi korunmuş metinlerin birinde Enki , iran körfezine inişini şöyle anlatır : Dünyaya yaklaşırken çok fazla su olduğunu fark ettim.Yeşil çayırlarına yaklaştığımda ,benim emrimle yükseltiler ve kümbetler oluştu.Saf bir yerde evimi yaptım.Enki hem bilimci hemde mühendistir.Onun liderliği altında iran körfezinin kuzeyindeki bataklıklar kurutulmuş sulama kanalları yapılmıştır.Enkinin büyükoülu Marduk un önderliğinde destek birlikleri gelir.Dünya zamanıyla çok uzun bir yıl olan bu olay Anunnaki için sadece birkaç yıldır.Bazı araştırmacılar Anunnakinin dünya üzerindeki çalışmalarıyla ilgili çok karmaşık metafizik açıklamalar üretmişlerdir.Bir çoğu Nibiru nun geçişiyle bozulan enerji alanlarından ve ruhsal boyutlarından bahsetmektedir.Stchin ve diğer araştırmacıların teorisi ise ,kolonicilerin dünya üzerinde mineral zenginliklerin peşinde olduğu yönündedir.Anunnaki ,bizim hidroklorokarbonlar sayesinde ozona verdiğimiz türde zararlar bulunan kendi atmosferini onarmak için altın arıyorlar diye açıklanmıştır.Bugün şaşırtıcı şekilde bilim adamlarımız ozon tabakasının en iyi onarılmasının çözümünü minik altın partiküllerin atmosfere atılması olduğunu söylemektedirler.Fakat iran körfezindeki bu altın çıkarma işi ihtiyaçlarını karşılamaya yetmemiştir.Varisi Enlil ile birlikte Anu , koloniyi ziyaret eder ve Enkiyi daha fazla altın bulmayla görevlendirir.Enki güney Afrika ve ordanda güney amerikaya gider.Güney amerikada altın olduğu 1970 yılında kanıtlanmıştır.Kazı izlerine orta ve güney amerikada rastlanmıştır.Bu Anunnaki altın arama çalışmaları gezegenin belirli bölgelerinde devam eder ve insanın başlangıçtaki yayılmalarınıda açıklar.Bu konudaki önemli destek ve kaynak da Mezapotamyada verilen şehir isimleri ile orta amerikadakilerin benzerliğidir.

Mezapotamuadaki adı…..Orta Amerikadaki adı

Chol………………………………Chol-ula

Colua……………………………..Colua-can

Zuivana………………………… Zuivan

Cholima………………………… Colima

Zalissa………………………….. Xalisco

Çıkarılan altınlar uçan kargo yoluyla mezapotamyaya görürülür ve orda rafine edilerek kum saati biçimde külçelere dönüştürülmekte idi.Bu külçeler arkeolojik kazılarda bulunmuştur. Enlil ve Enki arasındaki düşmalık siddetlenir ve bunu hafifletmek amacıyla Anu tarafından Enlil , E.DIN kolonisinin başına getirildi, Enki de afrikadaki AB.ZU nun başına getirildi.Anunnaki arasında , zorluklar yaratan iklim değişiklikleri bir sürü angaryalar vb sorunlar çıktı. Bu Sümer metinlerinde , Tıpkı insanlar gibi tanrılarda işten yoruldular ve çalışmaların yavaş ilerlemesinden sıkıldılar; tanrıların çalışma hızları yüksek olmasına karşın iş çok yavaş ilerliyordu ve bu gerginlik yaratıyordu.

1990 yılında Colorada üniv. Dr.Arthur David Horn ve birçok bilim adamı biyolojik antropoloji kürsüsünden istifa etmişlerdir.Savunmaları geleneksel tarih anlayışı içerisinde insanoğlunun köklerinin açıklanamayacağı ve bu köklerin temelinde dünya dışı varlıkların olduğu düşüncesidir.Dr.Horn bu konuda şunları söyler, Anunnakinin alt tabaka üyeleri 300.000 yıl önce yönetime karşı ayaklandılar, dünya üzerinde altın çıkarma işi 100.000 yılın üzerinde devam ediyordu Başkumandan Enlil onları cezalandırmak istedi, konuyla ilgili babasınında içinde olduğu büyük anunnaki meclisinin toplanmasını istedi.Anu konuyla ilgili daha ılımlı ve anlayışlı idi.Konu mecliste görüşüldü.Farklı çıkarma yöntemleri araştırıldı.Enki , kendi çalıştığı yer olan Abzu da(Afrika) , insan benzeri ilkel varlıkların bol miktarda bulunduğunu bildirdi.Enkinin bu işci ırkı yaratma fikri mecliste kabul edildi.Ve böylece Sümer kayıtlarında yer alan insanoğlunun gerçek varoluş süreci başladı.Bu açıklama incilde , Tek bir tanrı varlığı vurgulanarak, Yaradılış 1:26 da ‘

’Kendi suretimizden bir insan yaratalım’’

olarak yer alır. Bu ayet iki şekilde yorumlanabilir ya yeni bir tür oluştulmuştur yada varolan bir ırk üzerinde genetik bir oynama yapılmıştır.Anunnaki dünya operasyonunun tıbbi subayı olarak Ninharsag Ninti adıyla bilinir.Ve dişidir.Enki ile birlikte genetik deneyler üzerinde çalışmış, bulunan bir Sümer silindir mühründe Enki ve Ninharsag, etrafında şişeler kaseler ,raflar ve makinelerin remedildiği görüntü mevcuttur.sümer kayıtlarına göre aralarında insan başlı boğa ve aslanların kanatlı yaratıkların, keçi başlı insanın vb. mutant canlıların üretildiği yönünde yazılar bulunmaktadır.Eğer bu doğruysa Atlas,Goliath,Gargantua,Polyphemus ve Typhon gibi mitolojik yaratıklara ve süper insanın arkasında yatan gerçek de açıklanıyor demektir.İlk insanın yaratılışıyla ilgili Sümer kayıtları, sümerde LU.LU olarak geçer.İbranicedeki karşılığı Adama dır.Dünya insanı yada dünyalı anlamındadır.Bu düşünce bugünkü klonlamanın karşılığıdır.Enki ve ninharsag Afrikalı insan benzeri bir canlıdan almış oldukları yumurtayla genç bir anunnaki erkeğinin spermini birleştirirler.Döllenen yumurta bir anunnaki kadınının rahmine yerleştirilir, kayıtlara göre bu kadın Enkinin karısı Ninki dir.Doğum sezeryanla yapılmasına karşın dünya üzerinde ilk kez sağlıklı bir adama melezi doğar.Sümer kayıtlarına göre ilk insan hayb-van gibi ot yemektedir.Ninharsag çok sayıda hem dişi hemde erkek Adama üretmiştir.Anunnakile bu dönemde üreyemezler.Yeni yaratılan insan ırkınında ömrü kendilerine göre kısadır.Belkide bu aralarında rekabetin doğmasını önlemek için yapılmıştır.Yaratılış 3:5 te

‘’Elohim in insanoğluna verdiği ilk emir ,tanrı gibi olmamaları için cahil kalmalarını emretmesidir.

Büyük Sümerolog Samuel N.Kramer , Sümer kayıtlarındaki yaratılış ile kutsal kitaplardaki yaratılış arasında paralellik olduğunu söyler.Havvanın ademin kaburgasından üretilmesi , Sümer kelimesi TI ile açıklamıştır.Havva yaşamını genetik malzemesini Ademden almıştır.İlk Adama örneklerinin üretildiği Sümer labaratuarına SHI.IM.TI adı verilmiştir.Bunun Sümer dilindeki anlamı ,’’Yaşamın üflendiği yer demektir.’’ Yaratılış 2:7 deTanrının insanoğunu topraktan ürettiği ve burun deliklerinden yaşam nefesini üflediği ayeti ile karşılaştırın.

Sitchin e göre Adem ilk tüp bebekti.Uzun zaman önce unutulmuş olan klonlamayla ilgili olarak Sümer şekillerinin Tıp biliminin sembolü olmasıda ayrı bir ilginç olaydır.Yaşam veren tıp tekniğinin bu antik sembolü 1946 yılında keşfedilmiş olan dna sarmalını andırmaktadır.Bir klon veya melez üretimini sağlayan şey bu dna yapısıyla oynamadır.1970 yıllarında en eski tarih öncesi insan kalıntıları afrikada bulunduğundan beri , ilk insanın afrikadan çıktığı teorisi giderek gelişmiştir.Bu kalıntılar o bölgede 3 milyon yıl önce yaşayan Neanderthal adamdan bile ilkeldir.Morfoloji açısından bu Autraloppithecus insan türünden tamamen farklıdır.Bir çok araştırmacı bu bağlantıların açıklanması için artık Darwinden farklı bir teoriye ihtiyaç duyulduğunu vurgulamaktadırlar.Geleneksel düşünce adamları günümüze kadar bulunan kanıtlara karşı bir komplo işbirliği içinde görmezden gelmektedirler.1950 lerde Manitoulin adasında buz içerisinde ileri seviye gelişmiş taş aletleri bulunmuştur.Bu aletlerin yaşı 125. 000 yıl olarak hesaplanmıştırki bu tüm teorilerle tamamen çelişkilidir, daha sonra bu aletler gözden uzak bir yerde saklanmış bulan kişiye açıklamamsı karşılığında müze müdürlüğü verilmiştir.

Forbidden Archeology adlı kitabın yazarları , bilim ortamında sürekli hoşa gitmeyen şeylerin bulunduğunu fakat bunların örtbas edildiğini kanıtları ile yazmışlardır.Bir çok bilim adama National Geographic adlı tv lerin kamuoyu oluşturmak ve gerçekleri gizlemek için oluşturulmuş bir organizasyon oldukları konusunda birleşmektedirler.Anunnakiler üretikleri insanoğluna kötüdavranmışlar ve onları köleci bir sistem içerisinde çalıştırmışlardır.Yine de Anunnaki insanoğluna , Sümer uygarlığını bağışlamışlardır.İlk insanlar kendi kendilerine üreyemedikleri yapay döllenme ve doğum arasındaki süre uzunluğu sebebiyle , Ninharsag kendi kendine üreyebilecek bir adama ırkı yaratmak için çalışır. Yaratılış 2:8-15 de Adama türünün başka bir yerde yaratıldığını ve cennete yerleştirildiği ifade edilmektedir.Sümer metinlerinde ,Fırat ve Dicle nehri arasında bulunan bulunduğu açıklanan E.DIN denen Anunnaki kolonisinin , kıskanç Enki tarafından Afrikadaki labaratuarlarda bulunan insanları zorla alarak yiyecek üretmek iin E.DIN e getirdiği yazar.Bu aşamayla ilgili olarak Sümer metinleri ya kaybolmuştur yada daha çevrilmemiştir.Erkek DNA örneği anunnaki yerine dişi adama ile birleştirilmiştir.Sonuçta adama yeni bir hayatın oluşmasına sebebiyet verecek hale geldi.Adem in üreme bilgisi alması Anunnakileri kızdırır ‘’İnsanlar artık bizim gibi oldular ve onlarda iyi ve kötüyü biliyorlar ‘’ Yaradılış 3:22 de Yaşam ağacına uzanıp yemesine ve sonsuza dek yaşamasına izin verilmemeli’’Böylece insan DNA kodlarıyla tekrar oynanarak uzun yaşaması ve beynin tam kapasite kullanılması engellenir.İnsan soyunun giderek artması ve Anunnaki ler ile yakınlaşmasını beraberinde getirir.Yaradılış 6:1-4 şöyle yazar, Dünya üzerindeki insanların sayısı artmakta ve aralarında dişilerin doğmaya başladığında ,Tanrıların oğulları (Nefilim/Anunnaki) insan kızların güzel olduklarını gördüler ve aralarından güzel olanlarla evlenmeye başladılar…Tanrını oğulları insan kadınlarla birlikte olduğu ve çocuk yaptığı o günlerde ve sonrasında Nefilim dünya üzerinde idi.Adama ırkı böylesine bir çiftleşmenin yanında deneylerinde odak noktası idi.Neanderthal adamın Cro-Mangon adama dönüşü sağlayan sürekli deneyler.İlk adama torunları dünya üzerinde anunnaki genleri sayesinde uzun süre yaşayabiliyordu fakat daha sonra dünya üzerindeki yaşam zorlukları ömürleri kısalttı.Gılgamış destanında;

‘’Sadece Tanrılar güneşin altında sonsuza dek yasar.”

Günleri sayılı olan insanoğlu ne başarırsa başarsın ,esip giden rüzgardan başka bir şey değildir.Adem,Seth,Enosh,Kenan,Enoch,Methuselah gibi Nuhtan önceki insanların uzun ömürlü olduklarının açıklaması bu olabilir.Bulunan fosillerin incildeki belirtilen yaşları 100 ile çarpıldığında yaşanılan zamanlar bulunur ve bu Sümer kayıtlarıyla uyumludur.

Bundan 12.000 bin yıl önce Anunnaki lideri Nibiru, gezegenin dönüşüyle dünya üzerinde ağır iklim değişikliklerinin gerçekleşeceğini anlayınca ,Enlil harekete geçer,meclisi doğanın kendi haline bırakılması gerekliliği konusunda ikna ederek, dünya yörüngesinde dönen gemide olayın bitmesini bekler.İnsanoğlu yeryüzünden silinecektir.Bu fikra sıcak bakmayan Enki , ya insanoğluna duyduğu sevgiden yada Enki ile arasındaki sürtüşmeden’’tanrıların ölümcül sırlarını insan yardımcılarından birine açıklar.Bu , Sümerlerden biri olan Zisudra dır yani diğer adıyla, Utnapishtim. Utnapishtim dinlerdeki Nuh tur.İncilde geçen Nuh ile Gılgamış destanı birebir paraleldir.incildeki hikaye Sümer kayıtlarının değiştirilmiş halidir.Sümer kayıtlarına göre Utnapishtim/Nuh a gemi yapmasını öğreten kişi Enkidir.Gemiyi su geçirmez kılmak için zift yapmayıda o öğretmiştir.İncil kayıtlarında hiç söz edilmeyen detaylar vardır.İnsanların kafalarını fazla karıştırmamak için fazla konuya girilmez. Enki , Nuh a şöyle buyurur, gemiye bütün yaşayan varlıkların tohumlarını koy, bu emir oldukça ilginçtir.bir genetik mühendisinin bu isteği daha farklı olmalıydı, DNA örnekleri ve laboratuar araçları istemeliydi.Araştırmacılar konuyu dahada ileri götürerek Enki nin üç farklı etnik kökenden gelen kadının genleriyle oynayarak , dünyanın üç farklı ırkını temsil eden üç farklı oğlan çocuğunu ortaya çıkardığını savunmaktadırlar.Bazı yazarlar ise Anunnaki dışında kalan dünya dışı varlıkla yapılan genetik deneyler sonucunda farklı ırkların çıktığını söylemektedirler. Akad kayıtlarıda büyük tufanın yağmurlardan oluşmadığı yönündedir.Binaları ve barajları yıkan güçlü rüzgar etkisinden bahsedilmektedir.Yapılan incelemelerde tufanın dünyanın her yerinde olmadığı ortaya çıkmıştır.İnsan oğlunun bu onbin yıl önceki nufusunun coğunun ortadan kaybolması bu teoriyle açıklanabilir. Nibirunun güneş sisteminden uzaklaşması ile su seviyesi alçalır ve Anunnaki ve bir avuç insan dünyayı yeniden şekillendirmeye koyulurlar.Fakat bu Tufan öncesi kadar barışcıl olmaz.Tufandan önce Anunnaki için çalışmayanlar avcı-toplayıcı olarak çalışırken Tufandan sonra çiftçilik ve hayvan yetiştirmeye yönelmişlerdir.Bu karar tüm tarihin seyrini değiştirmiştir.Sümer kayıtlarında bu olay, onlara tanrılar tarafından söylendiği olarak açıklanmıştır.Tufandan sonra insanlar şehirlerde yaşamaya başlar ve şehirler Anunnaki liderler tarafından yönetilir.Bunlar insanlar tarafından Tanrı olarak algılanır. Araştırmacı yazarlara göre insanlık evrimi üç aşamadan olusur, Tarım yaklaşık 11.000 yıl önce , tarih öncesi uygarlık yaklaşık 7,500 yıl önce , bildiğimiz uygarlık 3,600 yıl önce, bu süre aynı zamanda Nibirunun güneş etrafındaki dönüş süresidir. İnsanoğlunun nüfusunun artması yönetimleri konusunda farklı liderlere ihtiyacı doğurur.Anunnaki yada tanrılar tarafından kendilerini temsilen özel insanlar çıkar sahneye.Bu gelenek günümüzde dahi devam etmektedir.Bu uygulama ilk olarak Sümer şehri,Kish şehrinde başlar. Bu incilde Crush şehri olarak geçer.Mısırda değil babilin doğusundadır.

Yaratılış 10: 8-12 de Crush un Nuhun torunlarından birinin nimrod un babsının kurup yönettiği yazılıdır. Eski ahite yer alan Babil kulesi hikayesinin temeli , Nimrod un Enlil’in bölünme planını bozma teşebbüsüne dayanıyor olabilir.Bu hikaye anununnakinin tufan sonrasında uzay gemileri için kullandığı ve şuanki Lübnan olarak bilinen baalbek’te başlamıştır.Trilithon denilen ve her biri 300 tondan ağır olan dev granit bloklar , araştırmacıları buranın bir dönem kalkış pisti olduğu fikrine yöneltmiştir.Metinlerdeki kanıtlar ve fiziksel kanıtlar bunu göstermektedir.Baalbekte bulunan Arapça bir metinde Nimrod ve takipçilerinin kendileri için bir Shem kurmaya karar vermelerinden bahseder.Bu yaradılış 11:4 de kendimize bir isim yapalım olarak geçer.Yazar Turnage bu konudaki görüşü , Shem kelimesinin kasıtlı olarak isim olarak çevrildiğini aslında bu kelimenin yukarıya giden anlamı taşıdığını kökeninin semit dildeki karşılığı shu-mu yada sham kelimesinden türediğini söyler.Kelimenin asıl anlamı ucan bir şeyle ilgilidir.

Araştırmacı Sitchin ise : MU yada SHEM kelimelerinin bir çok mezopotamyada metninde kullanıldığı anlamı isim olarak değil gökyüzü aracı olarak algılanmalıdır.Buda anlatılan bir çok antik hikayeye farklı bir bakış açısını getirir.Babildeki sorunlar ve insanoğlu ve dünya dışı yöneticiler ile olan ayrılma istekleri,Enlil in insan rekabeti konusundaki korkularını dahada arttırır ve insanları birbirinden ayırarak bu sorunu aşacağını düşünür.Bu yaradılış 11:5-8 de “ve rab insanoğlunun inşa ettiği şehri ve kuleyi görmek için aşağı indi.ve rab dediki ,dikkatli olun, onlar tek bir ırk ve tek bir dili konuşuyorlar.bu yapacakları şeyin sadece bir başlangıcı: yapmaya karar verecekleri hiçbir şey artık onlar için imkansız değil.Gelin aşağı inelim ve onların dillerini karıştıralım,böylece birbirlerinin söylediklerini anlamasınlar.rab onları dünyanın dört bir yanına dağıttı ve inşa ettikleri şehri bırakıp gittiler”

Araştırmacı, Alfrod, Utnapishtim/Nuh un üç farklı ırkı temsil eden karıları olmuş olabileceğini, bu kadınların çocuklarının farklı ırklar olduklarından , Afrikadaki Negroid,Asyadaki Moğoloid, ve yakın doğudaki Kafkasoid ırkı olarak açıklar.

Gerek Sümer metinleri gerekse İncilde Shem ve onun soyundan gelenlerin mezapotamya bölgesinde kaldığı Ham ve ırkının afrikaya ve arabistana dağıldığı, Japheth in de indus vadisine götürülerek tarih öncesi çağlarda aniden ortaya çıkan aryanları oluşturduğu bilinmektedir. Anunnaki uzay üstlerini sular altında kalan sümerden Tanrının görkemli yere taşınma esnasında sorunlar çıkar,bu sina yarım adasıdır.otuzdokuzuncu paralelde bulunur.Sina dağının en yüksek zirvesi güneyde Catherine dağı 2,595 m , biraz daha alçak olanı Musa dağı 2,250 m, ama eksik olan şey batıda uygun olan işaretti ve bu Giza piramitleri ile giderildi.Büyük Keops piramidi çok yükseklerden çıplak gözle görülebilecek bir işarettir.Uzaydan radar ekranında çok uzaklardan fark edilir, yaklaşma açısı ufuk çizgisinin 38 derece üzerinde olduğunda eğimli kenarları radar ışınlarını dikey olarak yansıtır.Bu reflektör olarak bir süre kullanılmış olabilir.Ayrıca piramit in dış yüzeyi çeşitli renklere boyanmış ve metalleştirilmiştir.İncil araştırmacıları sina kelimesinin patlama anlamına gelebileceğini ve muhtemelen babil tanrısı sinden gelebileceğini belirtmektedirler.Sin anunnaki lideri Enlil in ilk doğan oğlu ve Ur şehrinin hakimi nannar ın semit dildeki adıdır.Ur şehri aynı zamanda tarih sahnesine çıkacak olan İbrahimin vatanıdır.Sin aynı zamanda Chaldeanlar ın Ay a verdikleri isimdir.Sümerler , Enkinin gereken canlı organizmaları yada insan örneklerini yahut melez deneyleri için gereken tohumları Nibiru ile Tiamat gezegenin çarpışması sonucu Ay da kalan parçalardan topladığı yazılıdır.Hıristiyanlıktaki hepimiz günahla doğduk ibaresi budur.Hepimizin genetik kökleri ay.Tufan sırasında Sümer şehri nippurda Anunnaki misyon merkezi yıkılmış ve iniş hattından eşit uzaklıkta yeni bir yere ihtiyaç duyulduğu için, Moriah dağı ,yeni bir kontrol merkezi inşaa edilir.Bu dinlerin kutsal yer kabul ettiği Kudüs şehrinden başka bir yer değildir. Sümer metinlerine göre,Enki’nin en büyük oğlu Marduk Mısır topraklarının hakimiyetini ele geçirir ve Ra adıyla anılır.Onun çocukları Shu ve Tefnut birbiriyle evlenerek gelecek Firavun kuşakları için örnek olurlar.Onların çocukları Geb ve Nut da birbirleriyle evlenirler. Ve mısırın ünlü tanrı/hükümdarlarının anne babaları oldular; osiris kız kardeşi ve karısı İsis , seth ve isis in kızkardeşi nepthys.Bu aile içi evlenmeler taht sorunlarınıda birlikte getirir.Aşağı mısır Osiris e yukarı mısır seth e virilir.Kendi payından memnunolmayan seth osiris e karşı manevra başlatır ve böylece efsanevi savaşlar başlar.Osiris in ölümünden sonra intikam peşinde koşan oğlu Horus, gözünü doğuya kaydırarak sina uzay limanını ele geçiren Seth e dikti.Enki nin torunlarının uzay üssünün kontrolünü ele geçirmesine öfkelenen Enlil takipçileri Seth e saldırır.Bu aile kavgası eskiden beri devam eder.Enlil in oğullarından biri olan ninurta ile sina üssü geri alınır.Hükümdarlık kendi aralarındada acımasız savaşlara girişti ve bu savaşlar eski ahitte aynen anlatılır.Bu aile içi savaşlar Enlilin inanda adlı bir torunu ,enkinin en küçük oğlu dumuzi ile evlenir ve ailelerde barış ortamı sağlanır.Dumuzinin öldürülmesinden Marduk/Ra suçlu bulundu ve duvarları gökyüzüne ulaşan bir yerde hayatının sonuna kadar hapsedilmesine karar verilir ve Büyük piramit olduğu söylenir. 1922 yılında güney pakistanda M.Ö. 2,500 tarihinde varr olan en büyük şehir Mohonje-Daro adında bulunur şehir oldukça iyi bir mimariye ve gelişmiş bir bina yapım tekniğine sahiptir.Şehirde harappanlar denen halk yaşamakta ve Tanrıça inannaya benzeyen görüntüleriyle benzer tek bir dişi ilaheye tapınmaktadırlar.Bu tanrıca ındus tanrıçası anana olsun olmasın Sümer metinlerine göre güç arayışları nedeniyle Ninharsag ı anunnaki liderleri arasındaki yerinden etmiştir.Ayrıca yeni bir imparatorluk kurmak için bir insan melez de bulur.Bu adam buyük Sargon adıyla bilinen kiŞidir.Bir insan anne ve anunnaki babadan doğduğuna inanılan Sargon Semit-Akad hanedanlıgını kurmuştur.

Mezapotamya üzerinde hakimiyet kurdu.Sargunun musa gibi annesinin sepeteKoyarak nehre bırakıldığını hatırlayalım.Sargon ve Akad ın düşmesiyle birlikte Marduk/Ra sürgünden döner.Enlil ve İnanna birleşerek Marduk ve babası Enkiye karşı çıktılar.Babil üzerindeki bu hakimiyet savaşları olayı tamamen iç savaşa dönüştürür. Marduk ‘un bu tutkularından korkan anunnaki yedi güçlü silahını kullanmak için Anuyu ikna eder.Bugün araştırmacılar bu silahların nükleer silah olduğu altında birleşmişlerdir.Bu M.Ö. 2000 de olur. Tam bu sırada tarih sahnesine İncilde ve tüm kitaplarda adı geçen İbrahim ortaya çıkar.İbrahim alçak gönüllü bir göçebe değil Sümerli aristokrattır.Ur şehrinde yüksek pozisyondaOlması onun Sümerli olduğunun kanıtıdır.Mısıra geldiklerinde İbrahim ve Sarah firavunun Huzuruna götürülürler Cananda yerel hükümdar ile anlaşma yaptı.Bu göcebe birinin yapacaĞı işe pek benzemez. Sina uzay üssünü tekrar ele geçirmek isteyen marduk orduları, sinaya ulaşamadan geri döndüler ve siddim vadisindeki soddom ve gomora şehirlerini yağmaladılar.İbrahimin yeğeNi lot burada esir alındı ve ibrahim daha sonra onu kurtardı.Bu noktada dünya nükleer bir Patlamayla karşılaşmış olabilir.Sodom ve Gomora planlı olarak yok edilmiştir.Yaradılış 19:12-13 de Lut peygamber ve ve karısı anlatılır, karısının tuz a döndüğü belirtilir.Tuz olarakibranice yorumlanan kelime Sümercedeki anlamı Buhar demektir.Bu saldırıda Lut un karısıbuhar olmuştur.Bir Sümer metni Erra Epos ta “ And olsunki insanları yok edeceğim ve ruhlarını buhara dönüştüreceğim” Hiroşima ve nagazakide kendini koruyamayan insanlar buharlaşmıştır. Sodom ve gomoranın yıkılmasıyla eş zamanlı sina uzay merkezide yıkılmıştır.Bu muhteMel olarak Marduk un eline geçmesini engellemek içindir.Sina patlamasının izleri bugün bileUzaydan görülebilmektedir.Çekilen fotoğraflarda sadece yüzeyde kararmış taşlar olduğu görünmektedir.Nükleer saldırılar beklenmedik şekilde Sümer uygarlığını bir anda bitirmiştir.Geleneksel tarihçiler Babil ve asur imparatorlukları tarafından ele geçirilerek yıkıldığını söyLesede hiçbir uygarlık bir günde bitmez.Sümer kayıtlarında bu radyoaktif fırtına detaylı olark anlatılmıştır.Bir anda Sümer uygarlığı ve tanrılar ortadan kaybolmuştur.İnsaoğlu için bütün bunlar 4.000 yıldan uzun sürmüş olmasına karşın bu Anunnaki için ise kendi zamanına göre Birkaç yıldan biraz uzundur.Bu katliamdan kurtulanlar bir gerileme ve barbarlık dönemi başlamıştır artık.Geride kalanlar için artık Anunnaki tarıları olmadı için uygarlık oluşturmakVe ilerlemek oldukça yavaş olacaktır. İbrahim ve halkı güneye doğru ilerlediler.Yüz yaşında baba oldu, ve torunu Yakup, dahaSonra İsrail adıyla bilindi.Bazıları bu ismin mısır tanrıları , OsirİS ve RA ile MezapotamyaTanrısı EL ile birleşiminden ibret olduğunu düşünür.Yaklaşık otuz beş yıl boyunca İsrailliler yukarıda anlatılan olayları anlattılar ve sonunda İbrani dilinde yazıldı.

Sonrasında olanlar ise Şimdilerin dediği gibi ,,TARİH.

12
Tem

Velikovsky’e göre Musa ve Firavunun Gerçek Hikâyesi

   Yazan: akhenaton   Kategori Ekoller

AKHENATON - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Kaos Çağları

Velikovsky’e göre Musa ve Firavunun Gerçek Hikâyesi

Bu yazı özel dağıtılan Consensus dergisi için hazırlanıp Ekim2006 sayısında bulunmaktadır.

Musa’nın aynı zamanda kardeşi olan Firavun’la mücadelesi, halkını esaretten kurtararak Mısır’dan çıkartması, Mısır ülkesini baştanbaşa sarsan 10 felaket, Kızıldeniz’in yarılması ve sonra geri dönerek Firavun’un ordusunu yutması, kutsal kitaplarda yer alan mucizevî dinsel bir hikâye olup, Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlıkta da inanılması farzdır. Ancak, bugünkü bilimsel tarihsel görüş açısından doğrulanabilir mi? Immanuel Velikovsky’nin “Kaos Çağları ? (Ages in Chaos) adlı kitabı bu soruya bazı çarpıcı ve dâhiyane çözümler getiriyor. İnanılması güç bazı olaylar hem bilimsel açıklamalar kazanıyor, hem de bölgesel tarihle bütünleşiyor. Günümüzdeki bazı araştırmalar bunları tekrar gündeme getirip, tarihçilerin önceki varsayımlarına meydan okuyarak, inkâr edilemez kanıtlar ortaya çıkarıyor.

Rus Yahudi’si bir ailenin çocuğu olan Immanuel Velikovsky (1895-1979) Moskova Üniversitesi’nde eski tarih ve toplum bilimi ve tıp eğitimi görmüş, daha sonra Viyana’da Freud’un öğrencisi Wilhelm Stekel yanında Psikanaliz eğitimi almıştır. Sonradan, araştırmalarını daha da genişleterek, kozmoloji, astronomi, jeoloji, mitoloji, efsane ve Kutsal Kitaplar’daki metinleri incelemiş ve bunlardan tarihi yeniden yorumlayan tartışmalı eserler çıkarmıştır. Geçmiş çağlarda büyük felaketler yaşandığı Velikovsky’nin en önemli savıdır. Ancak, insanların kötü anılarını bilinçaltına itmesi ve unutulması anlamına gelen “kitlesel amnezi ? ile bunların sadece efsanelerde izleri kaldığını iddia etmektedir. Her yerde felaketlerin izleri olduğu halde bunlarla yüzleşmek acı verdiği için, bilim adamları bunları göz ardı ettiler. Günümüzde bu felaketlerin inkâr edilemez izleri bir bir ortaya çıkarılarak, tarih üzerindeki etkileri konusunda spekülasyonlar yapılıyor. Örneğin, son zamanlarda M.Ö. 2300 yılında Irak’ta büyük bir meteor yağmurunun o zamanki uygarlıkların çöküşüne yol açtığı ortaya çıkmıştır. Hemen sonrasında, meydana getirdiği karanlık çağda, Tevrat’a göre İbraniler göç ederek kuraklıktan nasibini almayan Mısır’a yerleşmişti ve zamanla Yusuf’un vezirliğini unutan yeni bir Firavun İsrailoğullarını köleleştirdi.

Tevrat’a göre Musa’nın Mısır’dan Çıkışı M.Ö. 1447 yılında gerçekleşmiştir ve Ramses adı geçtiği için tarihçiler o zamanki firavunun Ramses II olduğunu varsaymışlardır. Ramses II ile ilgili dev eserlerin ortaya çıkışı 19. yüzyılın hayal gücü üzerine büyük etki yaratmıştır. Tarihçiler buna dayanarak Çıkış’ın M.Ö. Ramses (M.Ö. 1279-1213) dönemine denk gelen yıllarında olabileceğini varsaymışlardır, ama bunu kanıtlayabilecek herhangi bir bulgu ortaya çıkmadığı gibi, Tevrat’ın söz ettiği çalkantılı dönemlerin izine de rastlanmamıştır. Ramses sözcüğü Tevrat’ta Yusuf’un döneminde de yer alıyor ve akademisyenler bunun genel bir terim olduğu düşüncesindedirler. Bu yüzden Velikovsky ve Tarihçi David Rohl “Zamanın Kanıtı ? (A Testament in Time) ve “Cennet Bahçesinden Sürgüne ? (From Eden to Exile) eserlerinde Çıkış firavununun 13’üncü hanedandan Dudimose olduğunu savunmuşlardır. Aslında Musa bir İbrani ismi olmayıp, Mısır dilinde oğul anlamına gelir. Bu isim, genelde firavunlara ve prenslere verilir. Örneğin Tutmoses, Tut (Tanrı Thoth) oğlu, ve Ramose Ra (Tanrı Ra) oğlu, Amenmose (Tanrı Amen) oğlu demektir. Firavun Dudimose’un (veya Tutimaos) en uygun firavun olma gerekçesi eski Mısır tarihçisi Manetho’ye dayanmaktadır. Ona göre Dudimose zamanında “Biz [Mısırlılar] Tanrının gazabına uğradık ? ve o dönemdeki büyük felaketin arkeolojik kalıntıları ortaya çıkmaktadır. Ayrıca Manetho’ya göre Dudimose’tan hemen sonra Mısır zayıf düşmüş ve Hyksoslar hiç karşılık görmeden Mısır’ı zapt edebilmişlerdir.

Tevrat’a göre Firavun, İbrani halkını azat edip ülkeyi terk etmeye izin vermediği için Mısır’ın başına 10 felaket gelmişti. Bunlar: 1) Nil nehrinin kana dönüşmesi; 2) Kurbağa istilası; 3) Sivrisinek istilası; 4) Atsineği istilası; 5) Hayvan ölümleri; 6) Çıban belası; 7) Dolu belası; 8 ) Çekirge belası; 9 ) Karanlık Belası; 10) İlk doğan çocukların ölümüdür.

Velikovsky’nin önemli savlarından biri İpuwer papirüse dayanır. Mısır’ın eski hanedan dönemine ait bu papirüs 1828 yılında bulunmuş ve halen Hollanda’nın Leiden Müzesi’nde sergilenmektedir. Akademisyenler bunun bir bilmece veya kehanet olduğunu düşünmüşlerdir, ancak bu papirüs açık bir şekilde Mısır’ın başına gelen felaketler zincirini anlatmaktadır. Nil nehrinin kana dönüşmesi, suların zehirlenmesi, göklerin kararması, hayvanların ölmesi, yangınlar, depremlerle Mısırlıların perişan ve aç bir vaziyete düşmelerini kaydeder. Eğer Velikovsky’nin savı doğruysa, bu sav Mısır tarihinde Tevrat’ta söz edilen olayların Mısır tarihinde izleri bulunmadığı görüşünü çürütür.

Girit yakınlarında, Thera adasında Santorini yanardağının patlamasının yaklaşık olarak o dönemlerde gerçekleştiği düşünülmektedir. Jeologlar M.Ö. 1626 ve M.Ö. 1360 gibi farklı tarihler vermektedir ve Velikovsky’e göre bu sıralarda yanardağlarda zincirleme patlamalar vardı. Santorini adasının patlaması, Girit uygarlığının yok olması gibi, tarihte birçok radikal değişimlere sebep olmuştu. Ortaya çıkan bu patlamanın, 1883 yılında tüm dünyayı sarsan ve 35 bin kişinin ölümüne yol açan Karakatoa yanardağının patlamasından kat kat güçlü olduğu ortaya çıkmıştır ve Vesuvius yanardağının patlaması da aynı zamana rastlar. Santorini yanardağının nükleer bombadan bin kez daha güçlü olduğu hesaplanmıştır. Velikovsky’e göre volkanik Sina dağı da aynı anda patlamıştı. Tevrat’ta, Çıkış’tan hemen sonra İsrailoğulları Sina’ya yürüyüşü “Tanrı önümüzde gündüz bir duman sütunu gibi ve gece bir alev sütunu gibiydi ? diye tanımlanır. Volkanik patlamaların gündüz ve gece böyle gözlemlendiği doğrudur.

Son bulgulara göre böyle bir patlamada Mısır karanlığa boğulur, şimşekler ve dolu yağmuru dehşet saçar. Yakın bir zamanda Amerika’da görüldüğü gibi volkanik küller Nil nehrini kırmızıya dönüştürebilir. Nehrin zehirlenmesiyle kurbağalar karaya çıkar, burada ölerek sinek ve pirelerin çoğalmasına neden olur. Bunlardan da hastalıklar yayılır ve çıbanlar çıkar. Böylece birçok canlının ölümü gerçekleşir. Bölgedeki toplu mezarlar bir veba salgınını doğrulamaktadır. Mısır’ı saran karanlığa Santorini ve diğer yanardağlardan yükselen duman bulutlardan meydana getirmiş olabilir. Karakatoa tüm dünyada ısının birkaç derece düşmesiyle birlikte, yıllar süren böyle bir nispi karartma etkisi yapmıştı.

Peki bu durumda, Kızıldeniz’in yarılması nasıl izah edilebilir? Velikovksy’e göre İsrailoğulları daha sığ olan Sazlar denizinden geçmekteyken oluşan bir deprem suların geri çekilmesine sebep olabilir. Büyük yanardağ patlamalarının depremleri tetiklediği bilinmektedir.

Velikovsky’nin kabul edilen Mısır tarih kronolojisinin birkaç yüzyıl ile hatalı olduğu tarihçi David Rohl ve diğer revizyonist Mısır tarihçileri tarafından destek görmektedir. David Rohl kitabında yüzlerce sayfalık kanıt vermektedir. Bunlar, kutsal kitaplardaki olayların tamamen uydurma olduğu, Musa, Davut ve Süleyman gibi Tevrat’ta söz edilen kralların hiçbir zaman yaşamadığını iddia eden bazı tarihçilerin tezlerini çürütmektedir. Velikovsky ve Rohl’a göre bu tarihçiler arkeolojik bulguları yanlış tarihte aramaktadırlar ve birkaç yüzyıl geri bakılırsa tüm kanıtların orada olduğu gözlemlenecektir.

Mısır’dan Çıkış’ın yer aldığı dönemdeki felaketler büyük göçlere de sebep olmuştur denebilir. İsrailoğulları tam bu dönemden sonradır ki Hyksoslar denilen bir kavmin işgaline uğramışlardır. Hem Velikovksy, hem de Rohl’a göre bu kavim Çıkış’tan sonra İsrailoğullarının Mısır yolunda karşılaşıp savaştığı Amalekliler’di. Mısırlıların Amu dedikleri ve ayrıca “Çoban Kralları ? olarak da bilinen Hyksoslar, hiç karşılık görmeden Mısır’ı ele geçirdiler. Birkaç yüz yıl sonra işgalden uzak Mısır’ın Güney hanedanı Hyksosları ülkeden kovabilmişti. Arap tarihçilere göre Mekke civarında yaşayan Amalekliler kendi ülkelerinde büyük bir felaket sonrası göç etmişlerdi. Seller bazı kavimleri ortadan kaldırmıştı. Üzerlerine kara dumanlar çökmüş, karıncalar istila etmişti. Manetho’ya göre Dudimose’un döneminden hemen sonra Mısır, doğudan gelen bu gaddar ve acımasız kavim tarafından istila edilmişti. Amalekliler Mısır’da büyük tahribatlarla halkı esir ettiler. Velikovsky’e göre eski ahit Mezmurlar’da geçen “[Tanrı Mısırın üzerine...] Üzerlerine kızgın öfkesini, gazap, hışım, bela ve bir alay kötülük meleği gönderdi ? aslında “Üzerlerine kızgın öfkesini, gazap, hışım, bela ve bir alay çoban kralları gönderdi. ? Kötülük meleklerinin Mezmurlarda yazılışı malakhei-roim, bu aslında Çoban Kralları, anlamına gelir, doğrusu malakhim-roim olmalı.

Kutsal kitaplar Musa’yı olağanüstü vasıflarla donatır. O dönemde geçen olayların ve doğal felaketlerin arkasında doğal nedenler olması kanımca, bir dönüm noktasında bu felaketleri önceden bilen ve Tanrı’nın gazabı olarak yorumlayan güçlü, bilge bir liderin şanından bir şey eksiltmez. Manetho’nun da Mısır’ın o dönemde Tanrı’nın gazabına uğradığını belirtmesi bunu doğrular.

Velikovsky’nin tezlerini doğru kabul etmek tarihe bakışımızı değiştirmekle kalmaz, bize bu önemli mesajı verir: Dünya tarihinde büyük felaketlerin rolü de büyük olmuştur ve bu olasılık her zaman için geçerliliğini korumaktadır. Velikovksy ve Rohl’un kitapları bu savı öne sürüyor

12
Tem

Çarpışan Dünyalar / Velikovsky

   Yazan: akhenaton   Kategori Ekoller

AKHENATON - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Tarihsel süreçler içinde mitlerin incelenmesiyle ortaya sıra dışı olaylardan bir taneside Venüs tür.
Dünyanın farklı yerlerinde Venüs le ilgili farklı mitlerde gezegenin yörünge değiş tirmesi nedeniyle olağan üstü olayların olduğu karşımıza çıkar.Venüsün yörünge değişimini sadece büyük bir sağlayacak büyük bir gezegene ihtiyaç vardır.Buda varlığındaki şüphelerin her geçen gün azaldığı gezegen X e dikkatleri çeker.

Bu teori venüsle ilgili ilk teori değildir.1950 yılında psikanaliz Velikovsky yayınladığı ve çok tepki çeken “Çarpışan Dünyalar ? adlı kitap göksel çarpışmayla ilgili çarpışmayla ilgili şaşırtıcı iddialarda bulunur.Ipuwer papirüslerinden yola çıkılarak hazırlanan ve EXODUS olayının aydınlatılmaya çalışıldığı kitapta ; yer kabuğundaki meydana gelen sıra dışı olaylar Venüsün Jüpiter ile çarpışması nedeni ile olduğu yönündedir.Söz konusu teoriye göre çarpış madan önce Venüs diye bir gezegen yoktur.Velikovsky a göre Venüs Jüpiterin kendi bünyesi içerisinde oluşturup dışarı fırlattığı gaz kütlesinden oluşan serseri bir gezegendir.

Velikovsky a göre Venüs fırlatıldığında dünyaya çarpacak derecede yakın geçmiş bu sırada dünya üzerine kızıl tozlar,kurbağalar,pireler,çekirgeler vb dolu gök taşları yağmıştır.Bu teyet geçiş EXODUS ta anlatılan yer küre hareketlerini meydana getirmiştir.İkinci karşılaşma 52 yıl sonra gerçekleşir ve Venüs kuyruklu yıldızı bugünkü yörüngesine yerleşmiştir.Ona göre İ.Ö 1500 yılından önce Venüs diye bir gzegen yoktur ve oluşumuyla bilikte serseri yörünge den rahatsız olan Mars dünyaya oldukça yakın geçerek dünyanın manyetik kutuplarını etki leyerek ,dönüş hızı ve katasforlara neden olmuştur.

Bilim dünyası Veliovsky ye alışılmadık derecede tepki gösterdi.Çarpışan dünyaların ya yınlanması engellendi.Gerçeklerin er keç ortaya çıkacağı bir bilimsellik ortamında gösterilen bu tepki oldukça şaşırtıcıdır.

Velikovsky olayında kötü olan kendilerine bilim adamı denen kişilerin kitabı ortadan kaldırmak istemeleriydi.Ortaya atılan düşünce ne olursa olsun her düşünce araştırmaya değer olma lıydı ve gerçek kaçınılmaz olarak çıkardı.Konuyla ilgili Carl Sagan ın görüşü “ Alışılmış fikir lere benzemediği için insanı tedirgin eden yeni fikirlerin boğulması ,din ve siyaset çevresinde görülebilir.Fakat böyle bir şey bilgiye götüren şey değildir.Bilimsel çaba kavramıyla bağdaşmaz.Yeni ufuklara götürecek görüşleri kimin öne süreceğini önceden kestirip atamayız “
Bu sözler Sagan a ait olup Veliovsky muhalifi olan uzay projelerinin başkanlığını yapmış olan Sagan ortaçağ zihniyetinden oldukça rahatsız olmuştur.Onun kafasındaki bilim adamı tipi ütopik prototipe bağlıdır.Bu kasta olan bağlılığı , nesnel ve sınıflarüstü bir bilimin olamayacağını fark ettirememiştir ona.Din ve siyasetten bağımsız tuttuğu bilimin bağımsız olmadığı ve içinde hiyerarşik yapısının inisiye okullarından farklı olmadığını görmek istememiştir.Bugün dahi akademik kariyere sahip olmayanların bilimle engellenmesi engellenmektedir.Ve bu en geller oldukça kesindir.Bilim onaması üniversitelerde yapılmaktadır ve akademik kariyerin n asıl yapıldığı tüm dünyada bilinen bir gerçektir.Artık bilim adamında bilgi ve sezgi kemikleşmiş durumdadır.

Akademik kariyer sahibi olmayan kişilerin yaptıkları çalışmalar sahte bilim yani Pseudo-Science etiketi vurularak küçümsenmektedir.Bu nu yapanlarsa Carl saganında içinde bulunduğu bilim oligarşisidir.

Bilim dünyasının en açık fikirli ve idealist bilim adamı televizyondaki bir program hakkın daki görüşleri “ İşte rast gele bir örnek : Plutonun ardında büyük bir gezegenin olduğu ileri sürülen bir yazar ortaya sunuluyor.Kanıtı , teleskopun icadından çok önce oyulmuş eski Sümer silindir mühürleri.Görüşlerinin profesyonel gökbilimcilerince giderek artan oranda kabul gördüğünü söylüyor yazar.Neptün,Plüton ve bu iki gezenin ardındaki dört uzay aracının devi nimlerini inceleyen gökbilimcileri ,söz konusu gezegenin izine bile rastlayamadılar. ?

Sagan ın kimden söz ettiği açıktır.Göndermeleri ismini bile söylemeye korktuğu Zecharia Sitchin dir.Otuz yıllık bir araştırmayı inceleme nezaketini göstermeden sahte bilim ilan etmiş tir.Konuşması sırasında onuncu gezegene atıfta bulunarak deli saçması olarak alay eder.Amaç onuncu gezegen teorisini küçümsemektir. Tam bu sırada IRAS ın izini bulduğu ve dünyaya duyurduğu gezegen x in üzerinden 10 yıl geçmiştir , burada çok fazla kafa karıştrıcı soru orta ya çıkar ki ; bunları düşünmeyi size bırakıyorum.Sagan ın bir bilim adamı olarak 12 gezegen
Kitabını duymamış olması mümkünmüdür ? Tabiki değildir , bilim adamı olarak yıllarını ver dikleri çalışma alanlarına dışarıdan birilerinin müdahalesi ve üstelik birde teori geliştirmesi oldukça sinirlendirir.

Velikovsky olayına dönersek , Yahudi asıllı oldukça inançlı birisidir.Çarpışan dünyaları yaz masında en önemli etken Freud un musa ve tektanrıcılık tır.Venüsle ilgili metinleri Roma bil gelerinden Varro nun Maya yazıtları üzerine yazdığı yazıda ulaşır ve Ogyg leri eski ahitteki Ameliklerin kralı olarak adı geçen Agog olarak yorumlar ve macerası başlamış olur.İlginç ben zerlikte Velikovsky de Sitchen gibi tarihsel olayları eski ahite uydurma histerisine kapılmıştır.

Ne var ki bütün bu sansasyonel yapısına karşın kolay çürütülebilecek bir teoridir. ? Venüs kayalık ve madeni yapılı bir gezegendir ,hidrojen olarak fakirdir, oysa Jüpiter tümüyle hidro jenden oluşur ,jüpiterden komet yada enerji fırlamasına imkan yoktur.Velikovsky ın kitabında buna benzer bir çok önerme bulunur.

Velikovsky bir çok hata yaptığı çarpışan dünyalarda dayanaklardan yoksun olmakla beraber Kaos çağları adlı kitabında hatalarının yanında bir çok doğru tespitlerde yapmıştır.Yaşadığı 50 ve 60 lı yıllarda eskim mısır zamanında dünyaya bir kuyruklu yıldız yaklaştığına ilişkin teo risi ile alay edildi , Fakat söylediği pek çok şey gibi buda doğru çıktı.Sözgelimi kuyruklu yıl dızların kayalardan oluşmayıp bol miktarada hidrokarbon ve buz içerdiğini ilk o söylemiştir. Daha birkaç yıl önce Jüpitere çarpan kuyruklu yıldızın çekilen resimlerinde bu doğrulanmıştır.

Velikovsky doğru veriler ve mantıklı referans noktaları yakalamıştı aslında ama eski ahit inancı doğru verilerle yanlış sonuçlara ulaşmasına neden oldu ,tıpkı Sitchin in son kitaplarında Tüm tarihi eski ahite uyarlaması veya Daniken in para tatlı geldikten sonra yazdığı saçma sap an kitaplar gibi.

Bilim adamlarının çarpışan gezegenler yada gezegene çarpan kuyruklu yıldızlar konusunda garip bir tepkileri vardır.Oysaki kimi büyük doğal afetin başka bir açıklaması yok.Bundan 60 milyon yıl önce dinozorların nasıl birden bire ortadan yok olduğu konusunda hala bilinmez fa kat yanıtı büyük bir ihtimalle asteroit çarpması sonucu oluşan felaketin gizleniyor olduğu bü yük ihtimal doğrultusundadır.Tunguka ya düşen gök tasının etkileri bilinmektedir.Bilim adam larının evrende başıboş fazla kuyruklu yıldız olup çarpışma olmadığını söyleselerde Ay ve Mars ın yüzeyi incelendiği zaman çarpma izleri görülür.1994 yılında Shomaker kuyruklu yıldı zı Jupitere çarpmasını NASA fazla medyaya yansıtmamıştır.Konu bir korkutma teorisi yaratmak değil bu tür çarpışmaların dünya üzerinden milyonlarca yıldır izlendiğinin bilinmesidir.

Eğer dünyaya yakın olarak 75,000 yılda bir kuyruklu yıldız gördüysek 3661 yılda güneşin çevresinde turlayan gezegenin var olmayacağını öne sürmek bilimsel bir tavır değildir.Sagan ın mantığına göre teleskopu icat ettiğimiz 500 yıl boyunca böyle bir şey görünmediyse bu mümkün değildir.Kohutek i görmeseydik 75,000 yıl boyunca saf mitoloji olarak kalacaktı.

Gezegen X arayışları ve IRAS ın bulguları ile bilim dünyası elitleri Niburu/Marduk un varlığını bizden çok ayrıntılı olarak bilmekte ve aramakta iken ve net bulguları ellerinde iken şimdilik bize bilmemiz gerektiği kadarının verilmesi , kararları ve düşünceleri bizim yönetmediğimizdir

12
Tem

Tüm Etten Kemikten Olanların Sonu

   Yazan: akhenaton   Kategori Ekoller

AKHENATON - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Mezapotamyadaki tanrılar mekanına taşınmasından önce Aden bahçesinde Adem ve hav vanın hikayesi ,

RAB Tanrı Adem’i topraktan Yarattı ve burnuna yaşam soluğunu üfledi. Böylece Adem yaşayan varlık oldu. Tekvin 2:7

RAB Tanrı doğuda, Aden’de bir bahçe dikti. Yarattığı Adem’i oraya koydu. Tekvin 2:8

Ona, “Bahçede istediğin ağacın meyvesini yiyebilirsin ? diye buyurdu, Tekvin 2:16

Ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yeme. Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün. 2:17

İki hayati meyve karşısında sadece biri insana yasaklanır.Sapiens serisi sadece bilme ağacına yasaklanmıştır.Tüm eski teologlar bunu insanın düşüşü olarak yorumlar.Ama bu düşüş nedir.Birden bire ortaya çıkan yılan ,tanrının uyarılarına karşı çıkar ve insanı neden ayartır.

RAB Tanrı’nın yarattığı yabanıl hayvanların en kurnazı yılandı. Yılan kadına, “Tanrı gerçekten, ‘Bahçedeki ağaçların hiçbirinin meyvesini yemeyin’ dedi mi ?  diye sordu. Tekvin 3:1

Çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız. Tekvin 3:5

Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi. Tekvin 3:6

İkisinin de gözleri açıldı. Çıplak olduklarını anladılar. Bu yüzden incir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar. Tekvin 3:7

Bilme ağacı nedir ? ve bunu yiyen niye çıplak olduğunu kavrar. ?

Dünyalıların aden bahçesinden atılmasına neden olay , ilk insanın bilme ağacından yemesidir. Bilme ağacı yenebilir bir nesne olmayıp ilkel insanın bilgi ye sahip olmasıdır.İlkel insan olay la ilgili olarak yılanı suçlar.Eski ahitteki bu hikayenin mezapotamyada bire bir tam karşılığı bulunamamış olsa bile , olayın mekanı ve zamanı belli olduğu için , Tanrıların evi ,(yaşamdan olan , kaburgadan olan) kelime oyunları bizi ANU’ nun evine bilme ağacı ve hayat ağacına çe ker.Ahitteki ilahın sözleri Sümer metinleri ile aynıdır.

Sümer silindir mühürlerinde resmedilmiş ilkinsan tasviri ; bu resimlerde tanrılarına çırıl çıplak hizmet ilk insanlar resmedilir.Bunun anlamı ilk insanın tanrılar için yeni evcilleştiril miş canlılar olduğudur.Bilme eksikliği ilkinsanın çıplak gezmesi ve cinsel ilişkiye girememe simidir. ?

Gılgamış destanı gibi sümerce metinlerde cinsel ilişki biçiminin vahşi-insan ve beşeri insan arasındaki farkın açıklandığı görülür.

“Uruk halkı ,steplerin derinliklerinden gelen barbar herif yani vahşi enkidu’yu uygarlaştırmak için bir zevk kızının hizmetine başvurdular ve onu su çukurunda Endiku ile buluşmaya ve ol- gunluğunu ona sunmaya gönderdiler.  ?

Enkidunun hayvanlarla ilişki kurmasını önlemek için bu şarttı.

Enkidu kızın göğsünü açtı çıplak ettiVe onun olgunluğuna sahip olduKız ona , vahşiye bir kadının göreviGibi davrandı

6 gün 7 gece sonra kızın büyüleyiciliğinden doyduktan sonra eski oyun arkadaşlarını hatırladı.

Yüzünü vahşi hayvanlara döndü amaOnu gören ceylanlar kaçtı.Stepin vahşi hayvanlarıOnun bedeninden gerş çekildiler.

İnsanla cinsel ilişki enkidu da derin izler bırakır.Tüm değişim metinlere yansır ,

Artık görüşü vardı, daha geniş bir anlayışıFahişe ona ,enkidu ya dediBiliyorsun enkiduBir tanrı gibi oldun

Bu mezapotamya kayıtları Eski ahite girmiştir.Burda sormamız gereken soru adem ve havanın hayvanla cinsel ilişki kurmayı bıraktıktan sonra niye ilahi gazaba uğramalarıdır.

Eski ahite aktarılan metinlerde ;

RAB Tanrı kadına, “Çocuk doğururken sana Çok acı çektireceğim�? dedi, “Ağrı çekerek doğum yapacaksın. Kocana istek duyacaksın, Seni o yönetecek. Tekvin 3:16

Adem karısına Havva adını verdi. Çünkü o bütün insanların annesiydi. Tekvin 3:20

Eski ahitte bilme kelimesi ahit boyunca cinsel ilişkiyi ve cocuk edinmeyi anlatır.Sapiens in ilk temsilcilerinin üreyememeleri şaşırtıcı gelmemelidir.Nefilimler kendi genetik özellikle rini kullanarak ortaya çıkardıkları yeni tür bir melezdir.Akraba olsalar bile iki farklı tür arasın da bir çaprazlamadır.Tıpkı (bir kısrak ve eşek arasındaki çaprazlama gibi) olan katır gibi.Böy lesi memeliler kısırdır.Yapay döllenme veya farklı metodlarla üremeleri sağlansa bile katırlar üreyemezler ve başka bir katır doğuramazlar.

Güney elam da bulunan mağaralarda bulunan resimlerde doğum tanrıçası Nintinin önünde sıra halimde bekleyen insanların niye çizildikleri merak konusudur.?

Enki mükemmel modeli yani Adapa/Adem üretmeyi başardıktan sonra , sümerce metinler de seri üretim tekniklerinden bahsedilir.Melezlerin üreyememesi yakın zamanda keşfedildiği üzere ,hücrelerdeki bir yetersizlikten kaynaklanır.Tüm hücreler sadece 46 kromozom içermek teyken ,insan ve diğer memeliler, cinsiyet hücreleri 23 kromozom içerir.Ama bu özgün özellik melezlerde görülmez Onları normal yapacak çalışmalar çalışmalar yapılmaktadır.

Sıfatı yılan olan tanrının insanlık için başardığı bumudur.?

Ahite yansıyan yılanın bildiğimiz yılan olmadığı açıktır.Kökleri Sümer tanrısı olan, bilen ve savaşan yüksek mevkide bulunan bir tanrıdır.Konuyla ilgili Sümer metinleri ahitteki ilah ve yılanın Enlil ve Enki yi temsil ettiğini düşünmek oldukça mantıklıdır.Enli ve Enki hikayesin de Dünya komutanlığına Enlil in atanmasından sonra ,Enki uçuş kontrol merkezinde kalır ve aşağı dünyanın madencilik işlerini yönetir.Anunnaki isyanı Enki ve oğlu Ninurtaya karşı yapıl mıştır.isyancıların sözcüsü ise Enki dir.İlkel işcilerin yaratılması ve üslenilmesi Enki fikridir. Metinlerde Enki her zaman insanın yanında ,Enki ise dolaylı olarak ıslah edilmesi ,yani baskı altında tutulması taraftarıdır.yeni insanı cinsel açıdan bastırılması ve kontrol edilmesi şüphe-siz Enki dir.Eski ahitte yılan için kullanılan terim nahaş tır.Nahaş , NHSH kökünden gelen deşifre edebilen ,şeyleri arayıp bulabilen demektir.Bilgi tanrısı Enki ye doğrudan uyar.Meza potamya metinleri ile ademin hikayesi arasındaki paralelliği S.Langdon ortaya çıkarmıştır. Sümer silindir mühürlerinde bulunan , bir dala sarılmış ağzında onun meyvasını tutan bir yılan ve göksel sembolleri gösteren , Anu’ yu temsilen geçiş gezegeni , yılanın yanında ise En kiyi temsilen Ay hilali vardır.

Tüm bulgulardaki sonuç ; insana bilmeyi bahşeden Enki den başkası değildir.

Onun için geniş anlayışı mükemmelleştirdiBilgelik verdiOna bilgiyi verdiEbedi hayat vermedi ona

Aden bahçesindeki çatışmalarla ilgili bilgi bulunmaz.Modern tıp’ın sembolününde çubuğa sarılmış yılan olduğuda dikkat çekicidir.İnsan bilmeyi öğrendikten sonra eski ahit ondan adam diye bahsetmeyi bırakır ve adem diye bahsetmeye başlar.Yolların ayrılması insanın tanrıların aptal bir kölesi olmaktan kendisine bakan bir kişi olması tekvin bölümünde insan tarafından alınan bir karar değil ,ilahın verdiği verdiği cezanın dayatması olarak tarif edilir.Kaynaklara göre , insanın bağımsız mevcudiyeti nefilimlerin kendi bahçelerini kurdukları zargos dağların da başlamıştır.Tanrıların mekanından sürülmüş ölümlü bir hayat sürmeye lanetlenmiş ama üreyebilen insan , üremeye başlar ve bununla ilgili anlatılar bulunur. Tanrıların sümerde yan lız oldukları o ilk dönemleri tarif eden sümerce metinler aynı kesinlikle daha sonraki zaman larda ama tufan dan önce insanların sümerdeki hayatınıda tarif eder.Tufanın sümerce orijinal hikayesinde nuh dünyaya indiklerinde nefilimler tarafından kurulan yedinci şehir olan Şupur ak lı bir adam olarak adı geçer.Demekki mezapotamyadan kovulan insanın tekrar orda yaşama sına izin verilir.Eski ahitte tufan sürecine kadar olan bölümde insan nesliyle ilgili örnekleme ler verilir.Bu döneme kadar insanlık hakkında olumlu bilgiler verilmez.

RAB baktı, yeryüzünde insanın yaptığı kötülük çok, aklı fikri hep kötülükte. Tekvin 6:5

İnsanı yarattığına pişman oldu. Yüreği sızladı. Tekvin 6:6

“Yarattığım insanları, hayvanları, sürüngenleri, kuşları yeryüzünden silip atacağım ? dedi, “Çünkü onları yarattığıma pişman oldum. ? Tekvin 6:7

Nuh tufanıyla ilgili gerek bilginlerin gerekse ilahiyatçıların tatmin edici cevapları bulun maz.Etten teriminin tüm suçlamalarda kullanılması yozlaşmalar için kullanılmıştır.Anlaşılan o ki cinselliği keşfeden insan sex manyağı olmuştur.Fakat nefilimler için insanoğlunun yeryü zünden silmesi için karılarıyla sevişmesi kabul edilebilir bir sebep değildir.Mezapotamya metinlerinde tanrıların özgürce sevişmelerinden bolca söz eder.Nefilimlerin amacının insan ahlakı için kaygılanması pek mantıklı değildir.Tekvin 6 bap tamamen kafa karıştırıcıdır.

Yeryüzünde insanlar çoğalmaya başladı, kızlar doğdu. Tekvin 6:1

İlahi varlıklar insan kızlarının güzelliğini görünce beğendikleriyle evlendiler. Tekvin 6:2

Bu dizelerde netleşmiş olduğu üzere nefilimlerin çocukları dünyalıların nesilleri ile cinsel ilişkiye başladıklarında işte o zaman dur deme vakti gelmiştir.

RAB, “Ruhum insanda sonsuza dek kalmayacak, çünkü o ölümlüdür ? dedi, “İnsanın ömrü yüz yirmi yıl olacak. ? Tekvin 6:3

Bu cümle binlerce yıl muamma olarak kaldı fakat genetik manipülasyonla ilgili çıkarım sonucunda oldukça anlam kazanır.Tanrıların ruhu , yani insanoğlunun genetik açıdan mükem melleşmesi bozulmaya başlamıştır.İnsanlık yanlış yola sapmıştır dolayısıyla etten beden olma ya yani hayvansal köklerine geri dönmüştür.

Artık Eski ahit’in zürriyetinde saftı…dürüst adamdı dediği nuh ile diğer bütün beşer insan arasındaki fark ortaya çıkar.Genetik saflık hem insanda hemde nefilimlerde bozulmaktadır.Bu nun önüne geçebilmek için nuh tufanı denen olaya karar verilir.Bununla ilgili tüm detaylar Es ki ahitte mevcuttur.Bu hikayede mutlu son’a kadar çelişkiler mevcuttur.Yedinci günün sonun da nefilimler ani bir kararla insanoğlu ve diğer yarattıkları zürriyetlerin yok olmasından vazge çerler.İnsanoğlunun kötü düşüncelerini gençliğe verme bahanesi ile her şey bir yana bırakılır.

Ahitte anlatılan tufan , orijinal sümerin kısaltılmışı olması hikayenin doğruluğu konusunda şüpheleri ortadan kaldırır.Sümerdeki birkaç tanrı tarafından oynanan roller teke düşürülmüş- tür.Mezapotamya uygarlığının arkeolojik bulguları deşifre edilene kadar hikaye sadece eski ahitte bulunmakta olup sadece dünyanın çeşitli yerlerine dağılmış mitolojiler tarafından des teklenmekteydi.Mezapotamya tufan hikayesinin baş kahramanı tufandan sonra orada mutluluk içinde yaşadığı tanrıların göksel mekanına götürülen Sümerli ziusudra dır.Akadça Utnapiştim.

Gılgamış ın en sonunda utnapiştim tarafından tüm tufan sonrası insanlığına ,hayatta kalışı nın sırrını , gizli bir mesele ,tanrıların sırrı olarak açıklar.Upnapiştim e açıklanan sır ,tanrılar tarafından alınan kararın Enki tarafından insanoğlunun yok edilmesini engellemek için Şurup pak ın hükümdarı olan gizlice bilgi vermesi ile açıklar ,

Şuruppaklı adam ,ubar-tutu oğluEvini yık,gemi yapMalını mülkünü bırak,canını kurtarMallarını düşünme ,hayatını kurtarGemiye tüm canlı şeylerin tohumunu yükle

Eski ahitle benzerlikler oldukça fazladır.Fakat babil versiyonu daha akla yatkındır.Yok etme kararı ve kurtarma çabası aynı yaratıcının değil farklı yaratıcıların fikirleridir.Enki diğer kardeşlerine karşı cıkarak insanlığı kurtarmak için kardeşi enlil ile rekabete girmiştir.İki kardeş arasındaki bu bu çatışmanın varlığı tufan hikayesinde açıklanmaktadır.Utnapiştim, En kiye şu bariz soruyu sorar , Utnapiştim geminin yapımını ve tüm malı mülkü terk edişini şu-pur aktaki vatandaşa nasıl açıklayacaktı.Enki şu öğüdü verir ,

Onlara şöyle diyeceksinEnlil in bana karşı düşmanca olduğunu öğrendimDemek ki şehrinizde kalamamAyağımı enlil in toprağına basamamÖyleyse absu ya gideceğimEfendim Ea ile birlikte oturmaya

Utnapiştim sağaı dünyaya yelken açmaya orda efendisi Ea/Enki ile oturmaya gideceği bir gemi inşa eder.Geminin inşasında haklıda yardım eder.Yedinci günde gemi hazırlanır.Gemi hazır olunca eski ahittekine pararlel hazırlıklar yapılır.Kendisi gelen bir sinyal üzerine gemi ye binecektir.Enki bu sinyali ona : Şamaş, yani ateşli roketlerden sorumlu ilah tarafından sap tanacak belirli bir zamanda.Şamaş tarafından bir uzay roketinin ateşlenişi olduğu anlatılan bu sinyal gerçekleşir ve meclisin istediği olur.Daha sonra eki ahit in baş tanrısı yahve insanı hatır lar ve yokolmasına engel olur.Bu babil versiyonunda Büyük tanrıçadır.Nefilimler arasındaki tartışmalarda Enki suçlanır ve , “tanrıların sırlarını açığa vuran ben değildim, tek bir insanın son derece akıllı olan bir insanın kendi bilgeliği ile tanrıların sırlarını anlamasına izin verdim.

Tüm bunlar ve detayları gılgamış destanında anlatılır.Destanın bir bölümü kayıptır.Ama genelde insanlığa ne olmuşt.? Eski ahit daha sonra insanoğluna semereli olun ve çogalın iznini verdiği ve onları takdis ettiği iddiasıyla son bulur.Mezapotamya versiyonunda ise insan oğlunun üremesiyle ilgili dizelerle son bulur.Bir kategori oluşumundan bahseder;

İnsanlar arasında bir üçüncü kategori olsunİnsanlar arasındaDoğuran kadınlar ve doğuramayan kadınlar olsun.

Cinsel ilişki için yeni düzenleme vardır ;

İnsan ırkı için düzenlemeler Erkek…genç bakireGenç bakire….Genç adam…genç bakireyeYatak serildiğinde,Eşi ve kocası birlikte yatsınlar.Enlil yol üstünden çekilir ve insanlık kurtularak üremesine izin verilir.Tanrılar dünyayı insana açmışlardır.

Kaynakça/sitchin 1.Kitap.

12
Tem

Sitchin Ekolü

   Yazan: akhenaton   Kategori Ekoller

AKHENATON - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

1976 yılında IRAS ve Science News tarafından duyurulan 12 gezegenden önce ünlü araş tırmacı Zecharia Sitchin 6 kitap sürecek ve bilinen tüm insanlık tarihini derinden sarsacak araş tırmalarını sırayla piyasaya verir.Yapmış olduğu araştırmalar yetmişli yıllardan itibaren olduk ça ciddi tartışmalara neden olur.

İlk kitabı 12.Gezegen ismindedir.Bu kitap bilinen ve öğretilenlen dünya tarihinden olduk ça farklı bir teoridir.Gezegen X ‘le ilgili oldukça şaşırtıcı bilgiler verir.Sitchin bu kitabında güneş sistemimizin pluton un ötesindeki bilinmeyen üyesi ,Babillilerin Marduk,Sümerlilerin Nİ.Bİ.RU adıyla adlandırdığı göksel çarpışmanın kahramanı gezegendir.Güneş çevresinde 3600 yıl süren bir yolculuğa sahiptir.Mars ve Jupiter arasındaki asteroit kuşağının hizasından güneşe yaklaşır ve dünyadan parlak kırmızı renkte görünür.Eski uygarlıklar Marduk un farkın dadırlar ve ona duydukları saygı ,yakın doğunun tüm yerlerinde rastlanan kanatlı disk amble mi ile sembolize edilmiştir.Marduk antik tolumlar için tanrıların gezegenidir.Sitchin 12 geze gen adını ve tüm bu kitapta yazdıklarını kendi düş gücünden uydurmaz.Sümerce,Akadca, ibra nice başta olmak üzere tüm eski dilleri okuyup çevirebilir ve beslendiği kaynak eski uygarlık lardır. Sümer astromisine ilişkin tabletler ile Babil dönemine ait silindir mühürlerde Gezegen X le ilgili oldukça fazla metin bulunur.Yıldız yada takımyıldızlarını nitelendirmek için başvur ulan MUL ,kimi zamanda MUL.MUL biçiminde kullanılması , tablet inceleyen bilim adamla rını oldukça şaşırtmıştır.Mezapotamya metinlerinde MUL.MUL ‘un yedi LU.MAŞ içerdiğin den söz edilir, bilginler bunu plasiades takımyıldızının çıplak gözle görülebilir en parlak üye leri olduğunu varsaymışlardır.Ancak yapılan sınıflandırmalarda ,grubun yedi değilde altı ta- kım yıldızı olması durumu bir sorun yaratmaktadır.fakat bu durum MUL.MUL un anlamı için daha iyi fikirleri olmadığı için bir yana itilir.Sitchin e göre iki kez üst üste içeren MUL.MUL doğrudan güneş sistemimizi anlatmaktadır.İçindeki yedi LU.MAŞ yani gezegenlerin çıplak gözle izlenebilen Merkür,Venüs,Mars,Jüpiter ve saturn ün yanı sıra çok uzun sürelerle ortaya çıkan Nibiru/Marduk tu ve dünyayıda içerdiğinde bu son derece mantıklı bir açıklamadır.

Sitchin bunlara , bir akad silindir mühründe yer alan 12 gök cisminden oluşmuş güneş sis temi betimlemesini ekler.Ona göre Sümerler çıplak gözle izlenemeyen Uranüs,Neptün ve Plu ton dan da haberdardırlar.Güneş ve Ay ın katılımıyla MUL.MUL un gerçek büyüklüğü 12 gök cismini içerir.Eğer sitchin 12.Gezegende yalnızca bu olgudan yani güneş sisteminin en dışın- da kuyruklu yıldızlara benzer bir yörünge çizen dev ve bilinmeyen bir gezegenden söz ediyor olsaydı , bu denli gürültü çıkarmayacak ; Ortodoks bilim çevrelerinden bu denli sert tepkiler almayacaktı.Ama o çok daha ileriye gitti ;

Nibiru gezegeninda biyolojik aktivite dünyamızdan çok önce başlamış ,ve bu sürecin belir li bir aşamasında gezegenler arası yolculuk yapabilecek denli akıllı bir canlı türü ortaya çık- mıştır.Sitchin hesabına göre isa dan 450.000 yıl önce nibiru gezegenimize yaklaştığı sırada uzay gemileriyle yola çıktılar ve iran körfezi dolaylarına eski sümere indiler.Amaçları geze genlerinde yarattıkları yapay atmosferin oluşumunda çok gerekli olan altın ve gümüş gibi de ğerli madenleri dünyamızdan çıkararak kendi gezegenlerine sevk edecek bir konolizasyon ça lışması yapmaktı.Sümerlilerin EN.Kİ adıyla bildiği nefilim çok uzun yıllar boyunca denizler den ve su altındaki bölgelerden altın çıkardılar , fakat işleri istediği gibi yürümedi.Nibiru geze geninden başka yöneticiler gelir ve çalışma şartları değişir.Bu yönetici EN.Ki dir.Sümerin hava tanrısı ve EN.Ki nin kardeşidir.Çalışmalar güney afrikaya kaydırılır.Çok sayıda altın ma deni bulunarak çalışmalar hızlandırılır.Ne varki ağır iş koşulları ve sınırlı ekip nibiru sakinleri olan anunnakileri isyana sürükler ve çalışmalar durur.Ana tanrıça NİN.MAH dünyaya gelir ve EN.Kİ ile birlikte yapılan çözüm önerilerinde dünya üzerinde yaşayan insansı maymun üzerin de bir dizi genetik değişiklikler yapılarak , kendi genlerini kullanarak , verilen emirleri anlayabilecek kendi suretlerinden bir işci soyu yaratırlar.LULU AMELU adlı bu işciler altın arama bölgelerinde çalıştırılacaktır.NİBİRU sakinlerinin ömürleri insana göre uzundur, biyo lojik saatleri kendi gezegenlerinin 3600 yıllık yörüngesine göre ayarlıdır.Bu nedenle onlar in sana ölümsüz tanrılar gibi algılanmasına sebep olacaktır.Eski ahitte yer alan gökten yere inen ler anlamında bu üstün varlıklara anunnaki adı verilecektir.

İlk bakışta bilim kurgu senaryosu gibi görülen bu teori 21 yy. son çeyreğine giren insanlık için yeni değildir.Sitchinden 7 yıl önce İsviçreli bağımsız araştırmacı E.Von Daniken “Tanrıla rın arabaları “adlı kitabında çok eski zamanlarda gezegenimize inen ve kentleri kuran üstün teknolojiye sahip uzaylılardan bol bol bahsetmiştir.Kısa süre içinde Eski Astronot Teorisi adı bile verilmiştir.Ne varki sunulan tezlerin iç bütünlüğü ,gerekse izlenen yöntem açısından 12 gezegen bir çok anlamda Daniken in çalışmalarından farklıdır.Daniken ilk kitabından sonra art arda yayınladığı kitaplarda yalnızca ilgi uyandırıcı ve kafa kurcalayıcı sorular sormakla yetinip , sonradan bu sorulara spekülatif cevaplar vererek Teorinin yara almasını sağlamıştır.

Oysa Sitchin’ in kitapları bütüüyle özgün bir yöntem ve bakış açısına dayanır.Sitchin yazdı ğı hiçbir şeyi düş gücüyle uydurmamış Sümer,babil,İbrani,Fenike ve hint metinlerinde anlatı lanları süreçiçinde sistematiğe oturtmuştur.Yöntemsel fark , yaklaşıma dayanır.Bilim adamları tarafından fantezi,mit,efsane olarak ele aldıkları anlatıları tarihsel veriler olarak kabul eder ve 6 cilt sürecek Dünya tarihçesine başlar.

Sümerlerin anunnaki dedikleri Nibiru gezegeninden dünyamıza inen insan üstü varlıkların yaptığı işleri anlatan antik metinler ve binlerce tablete gizlenmiş bulguları doğru sıraya dizip bugünün terminolojisi ile yeniden yazıldığında ortaya çarpıcı bir teori çıkar.Sitchin ‘in önerdi ği alternatif tarih çağdaş bilimin çözmekte zorlandığı iki konuya tutarlı açıklama getirir ; bun lardan biri onuncu gezegen diğeri ise evrim sürecinde üst-insansı atalarımız sapiens’ e ani ge- çişte bilim adamlarının bir türlü bulamadığı eksik halka (missing link) sorunudur.Sitchin’in tez ine göre bu geçis darwin’in önerdiği gibi doğal eleme yöntemiyle değil güçlü bir el yardı mıyla olmuştur.

Altı kitap boyunca anunnaki ırkının dünya üzerinde gerçekleştirdiği kendi aralarındaki iliş ki ve sürtüşmeleri anlatır.Bunu yaparken mezapotamyadan meksikaya kadar uzanan gizemli bir yolculuğa çıkarır.1999 da kozmik şifre yayınlandığında dünyanın son 500.000 yılının kro nolojiside ortaya çıkar.Bu süreç içerisinde dünya tarihine ilaveten tamamlayıcı nitelikte 3 ki- tap daha yayınlar ;

445.000_____EN.Ki önderliğinde Nefilimlerin dünya gezegenine gelişleri ve güney mezapo

tanya Eriduda istasyon 1 kurmaları

415.000_____EN.Kİ nin karanın içlerine doğru hareketi ve Larsa’yı kurması

300.000_____Anunnaki isyanı, ilkel işcinin EN.Kİ ve Ninhursag tarafından yaratılması

250.000_____İlk sapienslerin çoğalması ve diğer kıtalara yayılımı

49.000_____EN.Kİ nin sadık hizmetkarı Ziusudra nın hükümarlığı

13.000_____Yaklaşmakta olan 12.gezegenin muazzam gel-git dalgası,insanlı yok etme planı

10.800_____Tufan,Buzul çağının aniden sona ermesi.

İlk bakışta oldukça çılgın bir teori olarak görünebilen bu tarih antik metinlerin deşifre edilmesiyle oldukça tutarlı bir hal alır.Burda Sitchin’in oldukça başarılı uyarlaması ve mi- toloji sinıfı olarak dikkate alınmayan bilgiler ve papirüslerde yazan bilgilerin deşifresidir.

İnsanlığın yaratılışı ile sümet metinlerinde geçen Tİ yani hem kaburga hemde yaşamın özü olarak geçen terimin kutsal kitaplara transferi ve bugünkü tıp sembolüne çok benzeyen birbirine sarılmış iki yılanla ilgili bilgileri daha önce vermiştim.Sitchin ‘e göre bu DNA sar malıdır.Bütün eskiçağ allatılarında altın tanrıların madeni olarak bilinir ve anunnakilerin ya pay atmosferleri için gereklidir.Sümer tabletlerinde yazan bu bilgiyi günümüz bilim dünyası yeni keşfetmiştir.Bütün eski mitolojilerde çok sayıda ölümsüz tanrıdan bahsedilmesi, Sitchin e göre dünya insanından yaşam sürelerinin uzunluğu dolayısıyla ölümsüz görüneleridir.Sümer kral listesinde fantastik sayılabilecek uzun yaşam süreleri dikkat çeker.Eski çağ mitlerinde tan rıların birbirleriyle savaşmaları dünyadaki koloni yönetimlerinde söz sahibi olabilmek içindir ve bu hırsın sonucunda nükler silah bile kullanılır.Sitchin sina yarımadasındaki bilimin açıkla ma getiremediği yanmış ve siyahlaşmış taşların bu savaşın izleri olduğunu öne sürer.

Kitaplarında buna benzer bir çok irili ufaklı ayrıntının dışında Sitchin evrim teorisinde eksik halkanın bilimin hiçbir zaman ulaşamayacağını çünkü bunu genetik bir klonlama olduğu nu söyleyerek büyük bir tartışma başlatır.

Sitchin in bu yaklaşımı kutsal kitaplardaki , insanı kendi suretinden yaratma anlayışına açıklık getirir.Ayrıca genesis ve enoch kitabında söz edilen yasak ilişkiye dünyalı kadınlar ile anunnaki erkekleriyle yaşadıkları ilişki ve EN.LİL in koyduğu koloni kurallarını ihlali olarak yorumlar.Tufan olayının insana haber verilmemesini buna bağlar.Arkeolojiyle ilgili önemli izler sürer , ve çok önemli bulgulara ulaşır.İkinci Kitabı Gökyüzüne uzanan merdivende Giza daki büyük piramitin firavun Khufu (Keops) ile ilişkilendirilmesini sağlayan tek olgunun, üst odanın duvarına çizilmiş firavunun adını taşıyan kartuşun ün kazanmak için bir arkeolog tara- fından 19 yy. da yaptığı acemice bir sahtekarlık olduğunu tartışma götürmeyecek biçimde kanıtlar.

Dizinin ilk kitabı 12.gezegen okuyucuyu teori ile tanıştırır , ikinci kitap Gökyüzüne uzanan merdivende insanoğlunun ölümsüzlük tutkusuna eğilerek buna bağlı olarak mısırda yoğun laşır, tufandan sonra geniş bir coğrafyaya yayılan insanoğlunu yönetme görevini EN.Ki üstle nir.Sitchin , EN.Kİ nin büyük oğlu Marduk ile msısırın büyük tanrısı RA nın aynı kişi olduğu- nu kanıtlamaya çalışır.Diğer yandan mısır mitolojisinin en temel taşlarından osiris ve seth ‘in savaşını ve Horus’un babası Osiris’in intikamını alışını mısırdaki anunnaki biçiminde teorileş tirir.Üçüncü kitap Tanrılarla İnsanların savaşında ; marduk babası EN:Kİ ye yapılan haksızlığı hazmedememiş ve dünya kolonisine , EN.Ki ailesi olarak el koymak istemiş ,ilk deneme başa- rısız olunca diğer tanrılarca sürgüne gönderilmiş ,tekrar denemesinde babile el koymuştur.Bu savaşta Tanrılar ve insanlar yan yana savaşacak ,diğer anunnaki bu olayı durdurmak için İ.Ö 2048 de nükleer silah kullanmak durumunda kalacaktır.Dizinin dördüncü kitabı Yitik krallık ta Nibirunun ihtiyacı olan madenleri çıkarmak üzere üzere dünyanın diğer uçlarındaki yeni kaynaklara yönenilmiş , And dağlarında,Titikata gölü,ve orta amerilkada yeni yerleşim bölge leri oluşturulmuştur.Afrikada yaratılan işcilerin bu bölgelere taşınmasını EN.Kİ ailesinden Thoth üslenmiştir.Mısırda yazının ve bilgeliğin tanrısı olarak bilinen Thoth , Sitchin’e göre Meksikanın Quetzalcoatl/Kukulkan ve And dağları ‘nın Viracocha adlı tanrısı ile aynı kişidir.

Beşinci kitap zamanın başlangıcında Astronomi ve takvimlerin doğuşuna uzanır.Dizinin son kitabı ise eski metinlerdeki gökyüzü haritalarında ,tapınaklarda ,hatta DNA nın yapısında bulunan şifreleri araştırdığı The Cosmic Code ile gelir.İlerleyen zamanlarda Başlangıca dönüş ,Tanrıyla Karşılaşma , Enki nin yitik kitabı adlı tamamlayıcı kitaplarını yayımlar.

Sonuçta üzeri kolayca çizilemeyecek yapıtlar oluşturur.Özellikle Anunnaki teorisi bir yana bırakılsa bile onuncu gezegen nibiru hakkındaki teorisi son derece çarpıcıdır.Gezegen X tartış malarına oldukça önemli bir boyut getirmiştir.

Sitchin yazdığı kitaplar için oldukça yoğun eleştiri almıştır.Bunlardan en önemlisi Dünya tarihçesini Eski ahite uydurma çabasıdır.Yahudi olması onu doğru bilgi ile yanlış çıkarıma sevk etmiştir.Son iki kitabını Exodus ve Genesis’e uydurmaya çalışmış olması onun en büyük hatasıdır ve bunu kasıtlı olarak yapmıştır.kaldıki tarih sahnesinde Mısırda Yahudi ırkı diye bir kavmin yaşadığı kanıtlanamaz.Bu sadece bir mit’tir.Sitchin bunu yapmasındaki amacı Yahudi ırkını Sümerlilerin mirascısı konumuna getirerek üstün ırk yaratma sevdasıdır.Sitchin’in açtığı yol dan yürüyenler onun açtığı teoriyi çelişkiler yumağının farkında olup teoriyi revize etmişlerdir Bunlardan En önemlisi Alan Alfrord , Eski ahitte bulunan ve Stchin ‘in Anunnakilerin başına yerleştirmiş olduğu Yahve sorunsalını aşmıştır fakat onada daha sonra sihirli bir el değmiş oda teoriyi incili doğrulamak için kullanmıştır.sitchin teorisinde Atlantise değinmemiş olması eski ahitte atlantisin geçmemesidir ki, Atlantis miti somut olmayan fakat yerkabuğu hareketle rini doğrulayan bir teoridir.Konuyla ilgili olarak vermiş olduğum Gerçeği bileceksiniz yazım tamamen Eski ahit doğrulama ve tarihsel sürecinden arındırılmış bir yazı olmakla beraber bir çok araştırmacı teoriyi revize etmektedir. Önemli olan şey hiçbirşey bilmediğini düşündüğü- müz eski insanı cahil olarak yargılamamaktadır. Nihayetinde bilimin bugün yeni çözdüğü bir çok konu silindir mühürlerde yazılıdır.Eski ahitten arındırılmış stchin teorisi evrim sürecinde ki missing link (eksik halka) hakkındaki en önemli ve somut verilere dayalı bir teori olup bu teorinin doru veya yanlış olduğu en geç maya takvimine göre belli olacaktır.

William Irwin Thompson tarihin Kıyılarında adlı müthiş kitabında sorduğu gibi

“ ya dünyanın tarihi bir mitse , ama bu mit , dünyanın gerçek tarihinden geriye kalanlarsa