5
Mar

Felsefenin Fakirliği

   Yazan: akhenaton   Kategori genel

           Yıldızlara baktığımız için mi insanız yoksa insan olduğumuz için mi bakarız? Bu cümle Yıldız Tozu filminin giriş repliğidir. Fantastik bir filmde geçen bu cümle aslında insanoğlunun geçmişiyle ilgili tüm sırları vermektedir aslında.

           Modern dünyanın iki kutbu bulunur, bunlar din ve bilimdir. Mevcut tarih anlayışı içerisinde bilim eski Yunanda ve bir ara Araplarda var olmuştur. Sonrasında ise özellikle sanayi toplumu ile din ise eski toplumlardan beri varolmuştur.

          Russell bilim ve uygarlığı klasik batı anlayışı içerisinde yorumladığı için ilk bilimi Yunan ve Arap düşünce sisteminde görür ve günümüz pozitivizmin kaynağı olarak yorumlar. Bir başka deyişle Yunan öncesi eski çağ kültürlerini din eksenli düşünce sistemi olarak yorumlar. Ona göre din bilimden önce çıkmıştır. Russell bütün düşünce sistemini pozitivist yöntemle egemen din arasındaki çelişki üzerine oturtur. Düşünceleriyle ilgili kökene doğru yaptığı araştırmayı kökenden günümüze getirmiş olsaydı bu düşünceye asla sahip olmazdı. Çıkarsamaları çok farklı olurdu. Batı Felsefe tarihi gibi bir kitapta bile tüm düşünceleri ön yargı süzgecinden geçirmiş ve yaşanan gerçekle bağdaşmayan bir tasvir ortaya koymuştur. Bilimin ve dinlerin başlangıcı tarih sahnesinde bellidir. Batı tipi düşünce sistemlerinde eski çağ kültürlerinin tamamı din egemenliği altında ve bilimden yoksun olarak değerlendirilir.

         Bütün batı tipi düşünce sistemlerinde pozitivist yöntemle egemen din arasındaki çelişki üzerine oturtulmuş bir dünya vardır artık. Tüm düşünceler bu kalıplar üzerine inşa edilmiştir. Russell’in kökten bu güne gelerek inceleme yapması çıkarsamalarını değiştirecek olmasına karşın bilimin karşısında tabi ki Hıristiyanlık  büyük bir engeldir, fakat Hıristiyanlık Russell’in aksine onun düşündüğünün aksine eskiden beri var olan bir kültürün evrimleşmiş hali değil bir önceki kültün bir doz daha ket vurulmuş halidir.

        Eski kültürlerde rahipler evren ve zamanla ilgili ampirik incelemeleri sonucunda oldukça önemli bir saygınlığa sahiptirler ve iktidarın diğer ortağı konumundadırlar. Gözleme ve araştırmaya dayalı, batı tipi düşünce sisteminin bugün yeni ulaşabildiği bilgilere sahiptirler. Ve bu bilgi onlara ayrıcalık sağlamıştır.Bu ayrıcalıklı sınıfı koruma çabası süreç içerisinde bilginin ökült hale getirilmesine ve inisiye olmayanlara verilmemesi uygulamasını beraberinde getirmiştir. Kitlelere sunulma hali ise ökült hale getirilen bilginin ritüellere bezenmiş şeklidir. Buna da Din adı verilmiştir.

       Materyalist çözümlemenin bile tarih sahnesinde yapmış olduğu en büyük hatalardan biride budur. Eski zaman insanının ayrıcalığını sınıf mücadelesi olarak görmüş ve tarihsel hata üzerine sistemini inşa etmiştir. Eski zaman insanında, toplumlar tarafından büyük saygı duyulan ökült bilgi sahibi rahibi yönetici ve yönetilen olarak yorumlamak, materyalist düşüncenin tüm bilgilerini ona karşı çıktığı düşünceden alması insanı dehşete düşürür. Toplumsal yapının gelişmesi, nüfus artışları ve rantın büyümesi ve din ve devlet kurumları arasındaki bu mücadeleler ökült rahiplerin felsefelerinde değişikliğe neden olmuştur. Din kurumu içerisinde çalışanlar sürekli perdelemeleri bir adım öne taşırlar. Russell ve Marksist felsefecilerin tarihi yanılgıları da burada başlar. Dolayısıyla batı bilimi ve Russell defalarca şifrelenmiş kozmik bilgilerle karşılaşmışlar ve işin içinden çıkamamışlardır. Bunca şifrelemelerin ardından basit din adamlarının bile içerisinden çıkamadıkları gibi paradoks ortaya çıkmıştır.

18
Oca

İbrani Masalları

   Yazan: akhenaton   Kategori genel

İnsanoğlu zamanı hep ileri doğru yaşamasına karşın düşünce ve inanç köklerini hep geriden yaşar..İlerlemeler,buluşlar, bilim ve teknik asla geriden alınan mitlerin değişmesin-
de etkili olamamışlardır.
Çağdaş Mitlerin beklide en önemlisi Mısır ve İbrani tarihi üzerine yazılmış olan onlarca yazı ve soy oluşturma endişeleri ile yazılmış olan bir tarihtir.

1947 yılında Kurmanda bulunan ölü deniz parşömenleri gerçek tarihle asla uyuşmayan mit şeklindeki hikayeler temelinden sarsılmış durumdadır.Eski ahitte yer alan İbrani tarihi kutsal kitaplardaki gibi olmayıp anlatılanların sadece bir hikaye olduğunu bugün bütün çevreler artık kabul etmek zorunda kalmışlardır.

     İbranilerin Mısırda yerleşik varlıklarıyla ilgili olarak eski çağ tarihçilerinin elinde hiçbir sağlam kanıt bulunmaz.Yaratılan tarih sadece Eski ahit baz alınarak yazılan tarihtir ve asla gerçeğe uymaz.Eski çağın en önemli tarihçisi olan Menethonun kronolojisi ile İbranilerin ve eski ahitte bulunan İbrani tarihi arasında oldukça büyük çelişkiler yatar.Tarihçi menethonun üstüne birde, torino papürüsü,Palermo taşı ve diğer arkeolojik bulgularda eklendiği zaman İbrani tarihi işin içinden çıkılmaz bir boyut alır.Mısır hanedanları konusunda elimize ulaşan en önemli belge papirüs ve yazıtların haricinde menethon un mısır tarihi adlı yapıtıdır.

   Menethon, mısır doğumlu yüksek dereceli bir rahiptir ve mısır tarihiyle ilgili olarak her şeyi yazılı hale getirmiştir.Bu yapıtta uzmanlaşmasının asıl sebebi Halikarnaslı Herodot un Tarih adlı kitabında mısır hakkında yazdığı bilgilerin gerçek dışı olmasından kaynaklanmıştır.  

          Yazdığı tarih kitabının aslı, bütün önemli belgelerde olduğu gibi oda bir anda ortadan kaybolmuştur.Menethonun Tarih adlı kitabı daha sonraki dönem ler de Yahudiler ve mısırlılar arasında derin polemik konuları oluşturmuştur.Bu polemik konusu daha sonra Yahudi tarihçilerce  Hıristiyanlığa taşınmış ve Eusebius, Africanus,Syncellus, gibi sonraki yüzyıllarda doğan tarihçiler bu kitabı görmezden gelmişlerdir.Bunun sebebi ise kita bın daha başından itibaren evrenin yaradılışını anlatan bölümlerin kutsal yazmalara ters düş mesidir.Ancak asıl tartışma konusu Yahudilerin mısırdaki varlığı ve Exodus a yoğunlaşmıştır. Yahudilerle antisemitik mısırlılar arasındaki bu tartışamanın asıl noktası, batı dünyasının helenistik uygarlıktan  önce ondan daha güçlü bir uygarlığı tanımak istememesinden kaynaklan maktadır.

    Tarihçi menethonun yazdıklarına iki noktadan saldırılır.Birincisi evrenin yaratılışı ve dünya yaşamının başlamasıyla olan tarihin tamamen kutsal kitaplara ters olması, diğeri ise mısırdaki yerleşik Yahudi varlığı ve bunların ülkeyi kendi istekleri ile terk etmeleri üzerine kur ulu Exodus hikayesidir.

   Yahudiler dünyanın yaradılışını kutsal kitaplarında İ.Ö. 3760 a bağlamışlardır ve bu menet-hona asla uymaz.Yaptıkları her şeyi yazılı hale getirmeyi bir alış kanlık haline getiren mısırlılarda II ramses döneminde yapılan ve bugün elimizde olan torino papirüsü olarak bilinen belgede, sakara ve ağabeydos olayların detaylı anlatımlarıda dahil olmak üzere kral listelerinde Yahudilere ait hiçbir iz bulunmaz.AKHENATON adıyla bilinen mısırın efsanevi kralına ait ünlü amara mektuplarında Yusuf zamanında mısıra yerleşmiş ve daha son ra Musa vasıtasıyla ülkeden ayrılmış Yahudi varlığından asla bahsetmez.Kısaca eski mısır kayıt ve belgelerinde Yahudilere ait en ufak bir iz dahi bulunmaz.
Eski ahitte yer alan Yusuf dönemimde mısıra yerleşme ve 400 yıl sonra çıkışı tarihin belirli bir noktasına koyabilmek oldukça zordur.Eski ahitte yusufun çağrısı üzerine mısıra gelen Yahudiler kitapta ismi verimeyen firavun tarafından deltanın doğusunda ramses dolaylarına yerleştirilmişlerdir.Ve bu oldukça kafa karıştırıcıdır.

  “ Ve Yusuf babasını ve kardeşlerini yer leştirdi, ve firavunun emrettiği gibi mısır diyarında, memleketin en iyi yerinde,ramses civarın da mülk verildi “ (tekvin 47:11)  

Bu ismi taşıyan firavun sülalesi kutsal kitapla tam bir çelişki halindedir.Bu şehir I Setinin oğlu Büyük ramses zamanında kurulmuş olup , yusufla olan kronolojik uyumsuzluğundan dolayı bu yazıyı çöpe atmak yapılabilecek en iyi ve doğru davranıştır.Çünkü Genesis ve Exodus’ta Yahudiler mısırda 400 yıl yaşar , eğer başlangıç seti dönemine yerleştirilir ve Yusuf o döne-min veziri kabul edilirse bu sefer Exodus un 10 yy düşmesi gerekir.Yine eski ahite göre Süleyman tapınağının mısırdan çıkışın 480. yılında inşa edil diği bilgisine göre bu kronoloji uygulanırsa tapınağın yapımı 6.yy. denk düşer.Bu çelişkili y azılar eski ahitteki ramses dolay- ları ifadesini ciddiyetsiz kılar.

Tekvinin sonlarında , bu kez Yakup un yaşadığı yer olarak karşımıza Goşen ili yeni bir coğrafya olarak karşımıza çıkar.Bu somut olarak bugüne kadar doğrulanamamakla beraber go şen denilen bölge deltanın en doğu ucundan sinaya kadar uzanan alanı belirtir.
Büyük bir olasılıkla ele alınan tarihten yüzyıllarca yıl sonra yazılan belgeleri kaleme alanlar, o günlerde var olduğunu bildikleri Pi-ramses kentinin çok daha eski olduğunu sanmak gibi bir yanılgıya düştüler.

   Ama Yahudi Ejiptologlar , Ramses şehri dolayları ifadesini görmez den gelerek, eski ahitin kendi içinde tutarlı olduğundan yola çıkarak kent adı yanlış verilse bile sözü edilen olayları yaşanmış kabul ederek kronoloji içinde yer bulmaya çalıştılar.Bu kez EXODUS un başında yer alan “esir kavim “ kavramına referans getirme çabasına girdiler.

“ Ve firavun için pitom ve raamses ambar şehirlerini yaptılar” (Çıkış 1:11)  

        Aynı kent adı kafa karıştırıcı bir şekilde farklı bir yazımla Exodus içinde karşımıza çıkar. Raamses in pi-ramses adıyla bilinen , II ramses in başkenti ise, bu şehrin ne zaman yapıldığı bilinmektedir. Bu bilgi İbranilerin mısırdan çıkışının , krallık döneminin güçlü hükümdarla- rına  rastlamış ola bileceğine karşın, kronolojik açıdan daha makul görülen ve ekonomik ve coğrafi verilerle daha uyumlu izlenimi veren teoriye yönelme.Bu süre içinde Seti nin ramses in, Tutmosis in, Kraliçe Hatşeptu nun adları EXODUS un muhtemel firavunları olarak ağızlarda dolaşır.Ne varki bu dönem içerisinde mısır içinde kitlesel hale yaşayan bir İbrani varlığına ve kitlesel halde mısır dan ayrıldıklarına dair en ufak bir belge bulunmaz.Eldeki tek veri mısırın o dönemdeki fethedilen farklı bölgelerden getirilen esir işcilerin çalıştırılmış olabileceğini gösteren kimi kayıt lar ve Akhenaten dönemine ait Amarna mektuplarında geçen “Habiru yada Apiru” nitelemesi nin İbrani (Hebrew) sözcüğüne dolaylı benzetilmesidir.
Habiru sözcüğü ile İbranilerle ilişki kurulsun veya kurulamasın gerçek olan şudur ki,Tell amara mektuplarında bu topluluk çarpıcı bir biçimde anlatılır, yerleşik topluluklara baskı yap- an ve göçebe bir topluluk buluruz karşımızda.Bu mektuplar firavuna şikayet mektuplarıdır.Bu bize tek bir şeyi kanıtlar Akhenaton devrinde İbrani denilen topluluğun çoktan kenan diyarına yerleşmiş olduklarıdır ve bu topluluğun mısırda yaşadığına dair hiçbir kanıt yoktur.

     Mısırda yaşamış yabancı varlığını analiz etmenin bir diğer yönü,mısır devletinin sınıfsal ve politik yapısını doğru anlamak çok önemlidir.Geleneksel mısır anlayışı heredot un yazdıkla rından yola çıkılarak yazılmış bir tarihtir.Roma dönemi tarihçileri piramitle dönemi çağını, kö leci bir devlet anlayışı içinde varsaymışlar, batılı tarihçilerin oryantalist yargıları sonucunda klişeleşmiş bir bakış açısına dönüşmüş, Marksist bakış anlayısıda düşünce anlayışıda arpa bo yu ilerleyemeyerek aynı bakış açısının farklı bir versiyonu olmuştur.Dolayısıyla günümüze ka dar gelen bakış açısı Mısır ın , İlk köleci devletlerden biri olduğu anlayısıdır.
     Yazarlar, Zubritski-Mitropolski-kerov tarafından yazılan İlkel topluluk,köleci toplum, feodal toplum adlı kitabında “ Mısırdaki ilk iktisadi birimler, köle sahipleri tarafından sömürü len kır topluluları olarak görülür.Daha sonra tapınaklara ait tarım işletmeleri hızla yayılarak, mezapotamyada olduğu gibi, kır toplulukları sınıflara bölünerek, köle sahiplerinin, rahiplerin ve tefecilerin bu toplulukların topraklarına el koymasıyla dağılıp parçalanmıştır.Yoksullaşan köylülerin durumu kölelerin durumundan hiçte farklı değildir.” Yorumunu getirirler.
     Bu yorum, uygarlık tarihinin sınıflı toplumu açısından doğru olamakla beraber bu sapta ma tarihsel olarak süregelecek bir takım yanlışlıklarında zeminini hazırlar.Öncelikle devlet kavramı varsa sınıflı toplumsal yapının olması kaçınılmazdır.Bu sınıflı jenerik eski mısır kral lığına uygulandığı zaman ortaya çok büyük bir yanılgı çıkarır.Herşeyden önce çağın ekono- mik modelinde köleler ve köle sahipleri kavramı izine asla rastlanmaz.Eski krallık dönemine ait bulgular, ekonominin itici gücünün tarım olduğu fakat bunu analiz ederken Marksist yak laşımın hataya düştüğünü görürüz , ortada köleleştirmeye yönelik bir ekonomik model yoktur verimli tüm topraklar devlete aittir ve bunun işletilmesi köleler ile değil özgür mısır halkı ile gerçekleştirilir.Despotik yönetim söylemleri sadece hikaye niteliğindedir.Kral hem rahiptir hemde mısırın en üst mertebedeki komutanıdır.Rahiplik ona saygınlık kazandırır.Kısa dönem için yapılan Marksist çözüm yanıltıcı olamakla beraber uzun dönemde bu çözümleme gerçek tir.Bunun sebebi ise artan ihtiyaçlar ve bunun sonucunda sınır güvenliği konusu ve fetihler bu çözümlemeyi uzun dönemde geçerli kılar.Bu sadece mısıra ait bir durum olmayıp tüm bölge de bu durum geçerlidir.
Mısırda eski krallık döneminde ortaya çıkan köleleştirme ile orta krallık dönemimde yoğun olarak köle çalıştırma stratejisini beraberinde getirir.Mısırlılar askeri operasyonlarını lib ya bölgesinde yoğunlaştırırlar bu onlara hem ilkel kabileler karşısında mısırın gücünü hemde köle emeği için kaynak oluşturur. Benzer şekilde güneye doğru nubya ya (Sudan) seferler düzenlenir.Güneye yapılan seferler imparatorluk için gerekli hammadde ihtiyacınada önemli destek olur.Nubya da esir alınanlar madenlerde çalıştırılır.Askeri seferler düzenlenen kritik sınır komşuları arasında üçüncü bölge olan Nil in doğusunda yer alan topraklara yapılır.Sina nın doğusuna yapılan seferler hem Asyalıları deltadan uzak tutar kimi zamanda ekstra köle gücü sağlar.
     Mısırda orta krallıktan itibaren yönetim sistematik bir biçimde, pragmatik bir yönteme dönüşür.Sınırlarda yaşayan kimi kabileler imparotorluk şemsiyesi altına alınarak onlardan biz zat yararlanılır.Bunun en tipik örneği nubay çöllerinin savaşçı kabileleri MECEY lerin resmi polis haline getirilmesidir.MECEY ler kral adına tarım alanlarını ,anıtları korur.Mecey lerin görev alanları bazen genişletilmiş Libya çöllerinde deltanın doğusunda, sinadan antik biblos a kadar kullanılmışlardır.Daha az olmak üzere doğu sınırlarını korumak için Asyalılardan bu şe kilde yararlanıldığı bilinmektedir.

       Bütün bu yazılar ve mısır kayıtları mısırda yabancı varlığının devlet tarafından çok sıkı denetlenip kontrol altına alındığının bir göstergesidir.Köleler veya paralı askerlerin mısır şehir lerinde koloniler halinde yaşaması neredeyse imkansızdır.Ülkedeki tüm yönetim merkezden yapılmakta olup büyümeyle paralel olarak İ.Ö.20 yy bazı yerel yöneticilere kısmi etkiler veril miştir.
İbrani mitleriyle mısır kayıtları arasındaki büyük çelişkiler EXODUS kitabında başlar, bu kitapta mısırda yerleşik altıyüzbin İsrailli olduğunu belirtir.Dönemin mısır kayıtları ince lenirse bu rakamın yüzde onu bile hayaldir.böyle bir rakama sınırlar içinde yönetimin yaşama sına zin vermesini düşünmek bile oldukça çocukçadır.
Buna karşılık deltanın doğusunda nilin sularında hayvanlarını otlatmaya gelen ve bu ara da ticaretle uğraşan göçebe çoban kabilelerin varlığı mısır kayıtlarında mevcuttur. Ne varki bunlar eski ahitte Yusuf un babasına belirttiği gibi mısırlılarca hor görülen ve yerleşmelerine sıcakbakılmayan grubu oluşturur.
“ Ve olur ki sizi firavun çağırır, ve işiniz nedir der; sizde çocukluktan şimdiye kadar hem biz hem babalarımız,kulların,davar adamlarıdır, deyin ki, Goşen vilayetinde oturasınız, çünkü mısırlılar için her çoban mekruhtur. (Tekvin 46:33-34)  

Yani Mısırlıların dışındaki top lulukların yaşadığı yerlere dahi yaklaşması mümkün değildir.Bu durumda Goşen in Tell ed Dabaa çevresi olduğu ve buralarda yaşamanın firavun iznine bağlı olduğunu söylemek olduk ça doğrudur.Eski ahit ve yabancı izlerini bağdaştırmak zor olmaz.Burada deltanın doğusuna yerleşen paralı askerlerden değil firavunca yerleşimine izin verilen insan topluluğundan bahsetmekteyiz ki Mısıra zaman içirisinde yerleşip etnik bir azınlık haline gelen Yahudi varlığı na ilişkin tarihsel ve arkeolojik bulgular yoktur.

Bütün bu bulunan bilgiler ondokuzuncu yüzyıldan itibaren Yahudi ejiptologlarca kitaba uydurma işine girişilir.Eski ve orta krallık dönemlerinin Yahudi tarine uymaması sonucunda eğilim ikinci ara döneme kayar yani, HİKSOS işgali sığınmanın tarihsel açıklayıcısı kabul edi lir.Kutsal kitap inancından sıyrılamayan ejiptologların yaptığı şey tamamen olayı kitaba uydur maktır.
Yahudi senaryosuna göre : Mısır bilinmeyen bir nedenden güçsüz düşer,direnç bile gös teremeden hikros işgaline uğrar, avaris kentini merkez alan ve bütün aşağı mısıra hakim olan bir Asyalı krallık kurulur.Böylesi bir durumda Asyalı yöneticiler mısıra etnik yapısını göçebe lerle dengelerler.Zamanla bu grup çoğalır,yüzyıla yakın süre sonra Thebes prensleri Hiksosla rı kovup eğemenliği tekrar sağlayınca, mısır yönetimi İbrani halkına düşmanca davranmaya başlar.Baskılara dayanamayan bu halk ülkeden topluca çıkar.
      Senaryo kurgu olarak iyi olmakla beraber bu senaryoyu doğrulayacak en ufak bir kanıt yoktur.Kimdir bu Hiksoslar, nerden gelmişlerdir, mısırı ne zaman ve hangi güçle işgal etmiş lerdir.Eski çağ uzmanları tarafından yüzyılı aşkın süredir tartışılan sorudur bunlar.Asla bir fi kir birliği yoktur.İlk yanıtlanması gereken Hiksosların kim olduğudur.

Mısır tarihinde ikinci ara dönem olarak adlandırılan kargaşa yaklaşık İ.Ö.17 yy ortala rında başlar.13 hanedan sonlarına rastlayan bu dönemde 14.hanedan ortaya çıkar.Bu karanlık dönem oldukça çalkantılı bir dönemdir.sinadan batıya geçmeyi dahi hayal edemeyen kimi yağ macı kabileler dirençle karşılaşmaksızın menphisten geçerek aşağı mısırı işgal dahi ederler.Da hada şaşırtıcısı işgal yağmayla bitmez ve deltanın doğusunda 14.hanedan firavunlarından Neh si tarafından anıt kent olarak inşa edilen kent Hiksoslarca adı Avaris olarak başkent ilan edilir. 15.hanedan olarak hiksosları görürüz ve bu dönem 100 yıl sürer.
Öncelikle Hiksos kelimesinin anlamı üzerinde uzun tartışmalar olmuştur.İlk başta manetho- nun metinlerinden yola çıkılarak “çoban krallar” anlamına geldiği kabul edildi.Ancak yirminci yüzyılda yabancı krallar karşılığı kabul edildi.Bu fark çok önemlidir.çoban krallar deyişi doğrudan Sami kabilelerde ilişkilendirilirken Yabancı krallar geniş ve belirsiz bir kav ramdır.
Manethonun tarifi tamamen doğru olmasa gerekir.kelimenin ek kısmı shasu=göçebe çoban olmayıp yine mısır dilinde khasut = yabancı ülke olduğu kuvvetli bir ihtimaldir.hatta bu kelime XII sülale zamanında yabancıların reisi anlamında Beni_Hasan da gösterilen yabancı reislerin getirdikleri hediyeleri tasvir için kullanışmıştır.
Yabancı krallar mısırda fazla yabancılık çekmeden yerleşik hayata geçtiklerine ilişkin bilgiler     Hiksos sorununu iyice karıştırır.O denli ileri giderki 15.hanedan kralları kendilerinin mısırlı olduğunu bile öne sürer.Dahası mısırı dış işgallere karşı , garnizon kurup korudukları bilinen bir bilgidir.
Bu noktada güçlü organizasyonla kurulmuş avaris in yine mısırlılarca yıkılmıştır.Hiksos işgaline denk gelen İ.Ö.640 ve sonrası dönemde mısır için ne babil nede asur tehdit oluştura bildi.Çünkü iki güçlü devlette zor günler geçiriyordu.Mezapotamyanın bu iki güçlü devleti Hi tit saldırılarına maruz kaldılar.Peki Hiksosları korkutan güç Hitit olabilirmiydi.Buda çok küçük bir ihtimaldir, kaldıki Hititler asur ve babil işgallerinden sonra yine topraklarına çekil mişlerdir.
İ.Ö.1600 dolaylarında, kuzey suriyeye inmeside çok sonra olmuştur.Bu durumda geriye iki aday kalır bunlardan biri güney anadoluyu kontrol altına alan Hint_avrupa kökenli başka bir halk, huriler; yada Levant, Filistin ve kuzeyinde yaşayan sami kabileleri.Bu işin içinden çıkılmaz bir bilmecedir.Hiksoslarla ilişkin görüş ve değerlendirmeler,
1-Hiksoslar, Filistin ve lübnanda yaşayan ve proto-kenan olarak tanımlanan Sami
kabileleridir.
2-Hiksoslar asur ve babilde kendilerine yer bulamayan göçebe amorit kabilelerin oluşturduğu bir topluluktur.
3-Hiksoslar, ege adalarından Filistin bölgesine deniz akınlarıyla gelen ve sonrasında
güçsüz durumdaki mısır a doğru yürüyen minos kökenli savaşcı gruplardır.
4-Hiksoslar huri ailesi ait Hint-avrupalı göçmen kollardan biridir.ve yollarının üzerin deki her şeyi yağmalayarak mısıra gelmişlerdir.

Birbirinden oldukça farklı bu görüşler oldukça karmaşık olmasına karşın,tarih, tek secenekli düz ve net yanıtlarla açıklanamayacak denli girift ve çogu zaman anlaşılması güç ayrıntılar üzerine kuruludur.
Hiksos sözcüğünün İ.Ö. 17. yy da bütün yakındoğuda yaşanan karmaşa sırasında , söz konusu dört seçenekteki etnik grupların tümü için de kullanılabilecek genel bir ad oldu gunu kabullenmek , en makul çözüm olarak karşımıza çıkar.Karışıklık içerisinde yakındoğunun her yerinde, panik içerisinde göçler,akınlar ve yağma hareketleri yaşanır.Bu sürecin kahramanları sami kabileleri,hint-avrupa göçmenleri,Egeli savaşçılar.Ama asıl sorun Hiksos hanedanı nın nasıl oluştuğudur.
Dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta hiksos akınlarının yağma ve talan üzerine kurulmuş olmasıdır.Manethon bu toplulukları Tanrı korkusu olmayan saldırgan zorbalar olarak tanımlamaktadır.Tapınaklar yıkılmış ve yağmalanmış, kadınlara tecavüz edilmiştir Konunun dahada çarpıcısı , izleyen dönemde kentlerin onarılması,askeri organizasyonla rın kurulması ve Avariste 5.Hanedanın kurulması ile belirtilen derin çelişki.Saldırganların taş üstünde taş bırakmadan sonra Judeo-Hristiyan tarih anlayışında birden kimlik değiştirip şehir imarlarına başlamaları ve kendilerini Mısırlı olarak tanımlamaları,kendilerinden birini haneden olarak tahta çıkarmaları bu düşünce çercevesinde mantık ile açıklamak çok zordur.O halde ulaşabile ceğimiz tek bir nokta vardır……????

HANEDANI KURANLAR HİKSOSLAR DEĞİLDİR.

Mısırın bu kargaşa döneminde iki farklı evre yaşadığını söylemek mümkündür.Bunlardan birincisi güçsüz düşen merkezi yönetimin acizliğini fırsat bilen ve hiksos adı altında değer lendirilen kabilelerin daha kısa zaman dilimi içerisindeki yağmaları, ikincisi ise yağmacıların işlerini bitirdikten sonra mısırda yaşayan varoş halkın iktidar boşluğunu fır sat bilerek delta yönetimine el koymasıdır.Çoğu bilim adamı ve tarihçinin üzerinde anlaşmaya vardığı bu noktadır.Avaris kentinde kurulan yeni hanedanlığın Mısırlı unsurlar oldu ğudur.Deltanın doğusunda bulunan arkeolojik bulgular bunu tamamen desteklemektedir.
Bulunan arkeolojik bulgular arasında taklit niteliği taşıyan bolca ikinci sınıf mısırlı objeler bulunmuştur.Buluna kalıntılar içerisinde daha eskiden bölgede yaşamış olan asya kökenli paralı askerlere ait bulgularda mevcuttur.Bir başka deyişle yıllarboyunca mısırlı sayılmayan ve alttabaka insanlara insanlara askeri disiplin oluşturularak, paralı askerlerin öncülük ettiği söylenebilir.
Yağma ve talandan kaçan eski düzen soyluları Thebes e çekilirken aşağı mısırın yeni sahipleri “ eskinin çobanlar “ oldu diyebiliriz.Yüzyıl süren bu yönetim 17.hanedanın Thebes prensleri tarafından yıkılacaktır.Ve yeni krallık dönemi başlayacaktır.
Eğer konıunun başından beri aradığımız İBRANi varlığına dönersek kanıtların içeri sinde asla böyle bir halka ilişkin veri bulunmaz.Yeni krallık dönemindeki kutsal kitap ve mısır manzara ları incelenirse asla bir İbrani yerleşimi söz konusu değildir.Sorun İbrani diye bir halk tabaka sının olmamsıdır aslında.Bazı inançlı ejiptologlar GENESİS i eğip bük erek 15.hanedan döneminde yerleşmiş olduklarını düşünsek bileki bu eski ahit kronolojisi ne asla uymaz, eski ahitte Yakup ve oğullarının ülkeye yerleşimini anlatan bölümler mısır resmi tarihiyle uzaktan yakından ilişkisi yoktur.Mısır kayıtlarının hiçbirinde EXODUS k ayıtlarını içeren bir belge bulunmaz.EXODUS ve GENESİS te ise Hiksos işgali ,Avaris kenti, Thebes kentindeki gelişmeler hakkında tek satır yazı bulunmaz.
GENESİS uslubunda daha çok orta krallık döneminin mısırını çağrıştıran izler yer alırken, EXODUS kitabında , firavun isimleri verilmez, coğrafi verilerde anlatılanlar bilinen kronolo jiye asla uymaz.

VE TANRI ONLARI ATEŞLE VURUR…?

Tarih sahnesi böyle iken , Eski ahitte bulunan Mit yani masal benzeri sıra dışı doğal olayları incelersek gerçek ip uçlarını orda görebiliriz.
Bunlardan ilki Yusuf un Mısıra vezir olduğu sırada mısırda yaşanan ve 7 yıl sürdüğü belirtilen büyük kıtlık ile İbranilerin mısırdan çıkış öncesi bir dizi tüyler ürpertici olay..? Bunlar EXODUS 7-12 arasında uzun uzun anlatılır.Burda dikkat çeken asıl ve en önemli nokta bu masalların hiçbir mısır kayıtlarında olmamasıdır.Yeni krallık yani II.Ramses döneminde felaketlerin en ufak izine dahi rastlanmaz.Bu masallar niye anlatılmıştır peki ?

1-Yahudi yazarlarca tanrılarının gücü abartılarak kendilerine resmi bir tarih yazmak istemişlerdir.


2-Bu felaketlerin mısır ın karmaşık dönemine ait olduğunu varsayıp yazılı kanıt bulma olasılığından vazgeçsek bile !!!!!!!

Birinci yaklaşımı kabul etsek EXODUS için tarih ve kronoloji asla tutmaz.İkinci seceneği kabul etsek tüm olaylar akıldışıdır ve devamının doğruluğunu gösteren hiçbir ize rastlanmaz.
Ipuwer adlı bulunan papirüste mısırda yaşanan doğal afetler anlatılmıştır.Bu anlatım şekli oldukça mecazi bir anlatım şekli olup.Eski ahit ile karşılaştırılması bilim adamlarınca yanlış çıkarsamalara yol açacağından dolayı fazla dikkate almamakla beraber son dönemlerde bulunan arkeolojik kanıtlar ile yaşanan doğal afetlerin sadece mısır da yaşanmadığı aşağı yukarı tüm dünya bölgelerinde yaşandığına dair ikna edici veriler ortaya koyar.Bu dönemde indüs vadisi uygarlıklarının, harappaların yazılarından karşımıza doğal olmayan olaylar çıkar judeo-hıristiyan düşüncesinde bu bölgeden geçerek avrupanın kökeni,ni oluşturan insanlar yani Aryan ırkı felaketlerden etkilenmişlerdir.Bir diğer egenin görkemli uygarlığı minos ile ilgili doğal afetlerdir.Orta asyada ortaya çıkan doğal afetler,kuzey ve güneyde çıkanlar ile ko nu oldukça açılabilir.
EXODUS ta görülen mısırdan kitleler halinde kaçan İbrani kabileleri aslında tarihsel verilerdede görüleceği üzere , mısırın içinde hiçbir zaman yerleşik olmayan doğudan deltaya hayvanlarını otlatmaya gelen sonra Filistin ve Lübnan a dönene Bedevilerden başkası değildir.
Felaketler başladığında mısırlıların değerli eşyalarınıda alarak kaçmışlardır.
“ Ve israiloğulları musanın sözüne göre davrandılar: ve mısırlılardan gümüş şeyler ve al tın şeyler ve giysiler istediler.: Ve rab mısırlıların gözünde kavma lütuf verdi ve istediklerini verdiler.Ve mısırlıları soydular” (Çıkış 12:35-36)

Bu hırsızlık olayı karşısında Çöl Bedevilerinin peşine düşen mısır orduları değil asayişi sağlayan birliklerdir.Kaçanlar sadece bedeviler değillerdir.Mısırlılar arasında deltanın doğu sundaki paniğe kabılan mısırlılardır.Bunun en büyük delili On emirin mısır dilinde yazılmış olamasıdır.
Kutsal kitapların en büyük mitlerinden bir tanesi kızıldenizi yaran İbranilerin karşı kıyıya ulaşmasıdır.Bugün artık bu mit Kızıldenizin bir çeviri hatası olduğu aslının sazlıklar denizi olduğu bilinmektedir.Bedevilerin peşlerine düşen mısırlı atlı güvenlik ekipleri atlarıyla batak lığa saplanmıştır.Sina çöllerine geçen halk umutsuzluğa düşmüş, yukarı Kenan dolaylarına bölge karışıklıkları nedeniyle çıkılamamış ,aynı şekilde doğuda hiksoslarca talan edilen yer ler nedeniyle cesaret edilememiştir.Yanlarında bulunan değerli metallerin soyulması istenme miştir.Akıllı ve işini bilen Mos yada musa sinanın kuytularında zaman kazanmıştır.Afetlerin geçmesiyle aralarındaki huzursuzluklar başlar,

“ve israiloğullarının bütün cemaati , çölde musaya ve Harun a söylendiler ; ve israiloğulları onlara dediler ;keşke mısır diyarında et kazanları başında oturduğumuz zaman, doyuncaya ka dar ekmek yerken Rabbin eliyle ölseydik ; çünkü bütün bu cemaati açlıktan öldürmek için çö le çıkardınız.” (Çıkış 16:2-3)

Bu dönemde liderlerin karizmaları ortaya çıkar.Eski ahitte musanın kardeşi olduğu söyle nen Harun babilde bulunmuş ve hamurabi yasalarından haberdar olmuştur.Dağ eteklerindeki uzun ritüellerden sonra on emir halka sunulur.Hamurabi yasalarının bir kopyasıdır bu.Tanrı hamurabiden kopya çekmiştir.Yahve onlara sınırsız itaat karşılığında vaat ettiği (Sion) toprak parçası ile olaylar gelişir.Bu tanrının seçilmiş insanlarının kronoloji ve EXODUS arasındaki çelişkiler oldukça yoğundur.İbrani halkı olarak mısırda yaşayan bir halk olmayıp Çöl Bedevileri ve mısırlı varoşların oluşturduğu bir topluluktur.

16
Oca

Göklere Yazılan Rakam / 666

   Yazan: akhenaton   Kategori genel

     “ Bu konu bilgelik gerektirir .Anlayabilen ,canavara ait sayıyı hesaplasın.Çünkü sayı bir insanı simgeliyor.Onun sayısı , altı yüz altmış altıdır. “

Vahiy 13 :18

       Hıristiyan dünyasında bu ayetin etkisiyle 666 şeytanın sayısı olarak düşünülür.Ancak bu sadece bir yanılgıdır .Yuhannanın vahyinde şeytanın yenik düşen ejderha olduğu canavarınsa onun tarafından güç verilmiş yardımcısı niteliği taşıdığı net biçimde anlatılır.Tanrının krallığı gökyüzünden yere inmesinden ,yani mesih’in geri dönüşünden hemen sonra ortaya çıkan bu gizemli yaratık , Hıristiyanlara göre Mesih in düşmanıdır.Aynı kavram İslam dünyasında Meh dinin gelmesinden önce insanları kandıran Deccal olarak karşımıza çıkar.

     Bu tip anlatıların asıl kökeni Zerdüşt dininde ayrılığın temsilcisi ahura mazda’nın amansız düşmanı ahmira ilişkisidir.İyilikle kötülüğün savaşı.

     Bu sayı ile ilgili çağlar boyunca gerek kabalalacılar gerekse teologlar sürekli teoriler üret – mişlerdir.Hepsindeki ortak amaç gerçeği gizleme endişesidir.

      Peki nedir bu 666 ? 

    Yahudi ve Hıristiyanların düşman oldukları nereler varsa onlara baktığımız zaman 666 sırrı çözülür.

    Tufan sonrası kurulmuş olan ilk büyük uygarlık diyebileceğimiz Sümerler sayı sayma ve hesap yapma ile ilgili olarak atmışlı (sexagesimal) olarak adlandırılan bir sistem kullanırlar. Nasıl bizim sistemimiz 10 tabanını ve orta Amerika uygarlıkları sayı sisteminde 20 rakamı nı kullanıyorsa Sümerlilerde 60 lı sitemi kullanmışlardır.Neden kullandıklarını bilmemekteyiz.

    Ünlü araştırmacı Sitchin , Sümer matematiğinin temelinde Nibiru/Marduk yörünge periyo- du olan 3600 ün yer aldığını söyler.Bu konuda başka fikir yürütmekten öteye gidemeyiz.

     Sümer matematiğinin ve altmışlı sitemin ne zaman doğduğunu bilmesekte bu sistemin sim gelerle ifade edilmeye başlamasının İ.Ö 3200 sonrasında başladığı bilinir.Altmış tabanını te- mel alan matematiğin izlerine İ.Ö dördüncü bin yılın sonlarından itibaren rastlanır.

     Altmışlı sistem kullanmak , sürekli altmışın katlarını kullanarak hesap yapmaktır.Onlu sis temin kolaylığına alışan bizler için 60 gibi garip bir rakamı yerleştirmek şaşırtıcı gelsede gün- lük yaşamda Sümer mirası yoğun kullanılır , saatler,dakikalar,saniyeler,yay ve açı ölçüleri, denizcilerin rota hesaplamaları 60 lık sisteme dayanmaktadır.

     Sümer ülkesinde altmışlık sayı sistemine özel şekiller verilmiş ve bu matematikte kolaylık sağlamasından dolayı çevre bölgelerde dahil üçbin yıl kullanılmıştır.

     Onuncu gezegen günümüz hesaplarına göre 3661 yıl olan periyodu , mezapotamya mate-matiğinde 3600 sayısına yuvarlanmış ve buna şar denmiştir.Şar mezapotamya matematiğinde başlangıçta bir daire olan ve yavaş yavaş bozulan bir imle betimlenen bir şekildir.Bu im aynı zamanda bütün, bütünlük, kozmos (gök-yer-yıkım) anlamına gelir.

     Sümer mitolojisinde gök tanrı An ikamet yeri geçiş gezegeni anlamına gelen niburu kozmo gonideki sahip olduğu çok özel değerli yeri matematiktede elde edecektir.Bin yıl sonra sami babil uygarlığı onuncu gezegene en büyük tanrısı ilan ettiği Marduk’un ismini verir.Dolayısıy la onuncu gezegenin geçiş süresi olarak simgeleşen 3600 sayısı babilde Şar olarak kullanılır.

     Diğer taraftan Musa nın tüm mitlerini aldığı Kral Sargon ‘da adını buradan alır ,Sharru-Kin yani adil kral.

     Babilli tarihçi Berossus , efsane kabul edilen ve uzun yaşam süreleriyle kabul edilen hü- kümdarların listesinde yönetim süresini yıl olarak değil şar olarak verir.Yani 10 şar tahtta otur muş bir kral 10 x 3600 = 3600 yıl hüküm sürmüştür.Bu hesaba göre tufandan önceki kralların toplam iktidar süreleri 432.000 yıl yani 120 şar dır.

     Bu ilginç 432.000 rakamı tüm antik uygarlıklarda karşımıza çıkar, Hindu felsefesine göre içinde bulunduğumuz son çağ yani Kaliyuga 432.000 yıl sürecektir.Kuzey mitolojisinin Edda larındaysa Odin’in göksel savaş salonunun 540 kapısı vardır ve bu kapıların her birinden 800 savaşcı çıkar , böylece savaş anında 432.000 simgesel savaşcı çıkar.Sıtchin aynı gizemli raka mı mezapotamyadan alındığı bilinen Genesiste olduğunu söyler ve problemin çeviri hatasın – dan kaynaklandığını söyler.Ona göre çeviride gelecek zaman değil geçmiş zaman kipi olmalı- dır.Bu nedenle doğru çeviri , Zaman yüz yirmi yıl idi olmalıdır.Genesisteki bu ayet aslında bil diğimiz güneş yılı değil tufan öncesinde 120 Şar  yani 432.000 yıl geçtiğini vurgular.Tıpkı Be rossus un kitabında olduğu gibi.

   Nibiru/Marduk yakın geçişleriyle dünyada ve güneş sisteminde neler yaşandığını düşününce gezegenin yıkım-yaratım ile düşünülmesi şaşırtıcı gelmez.Mezapotamya sayı sistemi içerinde yörünge geçiş süresinin 3600 e yuvarlanması matematiksel bir hata veya sadeleştirme değildir

Asıl amaç yörünge geçiş sürelerini kitlelere sunarken hassas ve doğru bilginin astronom rahip lerinde kalması ve onların ayrıcalıklı hale gelmesidir.Zaman süreci içerisinde astronom rahip- lerinin yerini din rahipleri alarak aynı gelenek devam etmiştir.Halka yaratılış hikayeleri ve mit ve Şar hesabında olduğu gibi yuvarlatılmış rakamlar verilir.Gerçek bilgi ökült halinde gizlenir

Sistem içerisinde rahip ekolününün devamını sağlayacak ve zekası ile öne çıkan çocuklar kü çük yaşlarda seçilir ve inisiye edilir. Halk kitleleri kralın tanrılarca onanmış bir iktidara sahip olduğu yolunda bir dini yaşatmak ve geliştirmek ve gerçek bilginin saklanması için gerçek bil gi daima simgelerle yoğrulmuş ve şifrelenmiştir.Aynı süreç içerisinde bilim adamları olan astronomlar din adamına dönüşürler ve din ile bilim şizofrence birbirinden ayrılır.Evrendeki  devinim ve olguları inceleyerek yüksek bilgi birikimine sahip olma amacı güden bilim, aslın da net olarak kelimesi kelimesine tanrıyla bağlantıya geçmenin tek yoluydu.Ne var ki Marks’ ın dediği gibi tarih sınıf savaşlarının tarihi oldukça , bilim ve din de bu zorunlu ayrışmayı yaşa maya yazgılı görüyorum.Nibiru geçiş gezegeniyle ilgili en hassas ölçüm olan 3660 yıl, 11 ay 20 günlük periyodu ziguratlarda ölçüm yapan rahipler biliyordu.

     En büyük tanrı , göklerin efendisi tanrısal gezegen nibiruda ikamet eden ve çogunlukla gö- rülmeyen An rakamsal olarak en üst değerdir.

 Rakamsal Değer____Tanrı

60_________________An

50_________________Enlil

40_________________Enki

30_________________Nanna

20_________________Utu

10_________________İşkur

    An insanlarla ilişki kurmayan ve gözle görülmeyen tanrı iken diğer tanrılar dünyevi tanrılardır.

    İsadan önce 7.yy tarihlerinde Asurbanipal kütüphanesinde bulunmuş ve orjinali şuan İngiltere British Museumda bulunan ve J.Bottero tarafından çevrilen bir tablette ,

 Rakamsal Değer____Tanrı

60 yada 1___________A-num

50_________________En-lil

40_________________E-a (Enki)

30_________________Sin (Nanna)

20_________________Şamaş (Utu)

10_________________Adad (İşkur)

   Önceki versiyonla arasındaki fark isimlerin Akaçta olmasının dışında İşkur’a verilen değe- rin 10 değil 6 olmasıdır. (önyüz) , arka yüzde ise

 Rakamsal Değer____Tanrı

10 ________________Bel Marduk

15________________İştar be-lit ili

50_________________Nin-urta mar

12_________________U-gur

10_________________Gibil ve Nusku

      Arka kısımda bazı değişiklikler dikkat çeker , En-lil e ait 50 sayısı oğlu Ninurta da görülür diğer taraftan 10 rakamının iki ortağı Gibil ve Nusku mezapotamyada yaygın olarak tanınan A teş tanrısıdır.Nusku ,Absunun çocuğu Enki ile aynı özellikleri taşıyan  tanrıların danışmanı sı- fatı ile anılır.

     Babil astronomları okültizm ile çok önemli bilgileri gizledikleri için günümüz bilim adam- ları fena halde yanıltan göksel çözümlemeler ortaya çıkar.Enlil in 50 sayısını elde eden mar – duk aynı zamanda Jüpiterin hükmedisi olma sıfatını kazanır.Yörünge süresi 3661 olan ve geri dönme süresi uzun olduğu için Nibiru yerine ikame ettirmişlerdir.Bu tür ikameler orta ameri- kada Tezcatlipoca ve mısırda seth in yerine zaman zaman büyük ayı’nın ikamesinde görünür. Bilim adamları bunu kasıtlı olarak veya bilmeden Nibiru , jupiterdir dedikleri görülür.

     An enbüyük tanrıdır ve rakamı hem en yüksek sayı olan 60 hemde 1 dir.Yani tek ve en güç lüdür hemde 3600 dür yani şar dır, kraldır.Bu üç temel rakam Nibiru yörünge süresi olan 3661 bileşenleridir.3661 detaylı incelendiği zaman Sümer sayı sistemine rahatça ulaşılır ,

60 tane 60

1   tane 60

1   tane 1

3661

     Burada anahtar sayı bir dir ve hem 60 a hemde bire Geş denir.Yörünge geçiş süresine tam uyan bir sayı sistemi olduğunu açıkça söyleyebiliriz.Mezapotamya matematiğinde her sayı za mana yayılan simgelerle ifade edilmişlerdir.Zaman içinde sitilize bir hal almıştır.Babilli mate matikçiler her türlü rakamı yazabilir ve simgelerle sembolize edebilirler.Akıllara gelebilecek soru babillilerin sıfırı geç öğrendiğidir ; babilliler sıfırın yerine küçük bir boşluk bırakarak sı fır olarak kullanmışlardır.semboller çivi şeklindedir.Babilliler mayalar gibi sıfırı bulmuş olsa idiler çok daha kolaylık olacağı kesindir ama bu sisteme alışmışlardır.

   Semboller ile 3661 yazılması 3 tane yan yana çivi şeklinde simgedir.Simgeler ile her türlü rakam gerek ondalık gerekse ondalık olmayanlar yazılabilir.

   Peki yuhannanın bahsinde geçen 666 numaralı canavar ile basamakların cilvesinden başka bir şey olabilirmi. ?

   Bunun cevabı oldukça basittir , İbranilerin babil sürgününde öğrendikleri ve Essene mezhe bi ve roma döneminde seküler bir din haline getirilen Hıristiyanlık tüm bu soruların cevabını verir.47 yıllık babil sürgününde yahuda’ya taşınan çok önemli kavramlar olmuştur.Babil tan rısı marduk ‘un göklerde yeniden kral olacağı zaman ve Perslerden alınan iyilik ve kötülük savaşları.Her ne kadar şifreli anlatımlarda marduk un göksel bir olgu olduğu bilinsede geri dönüş olayı Yahudi peygamberlerin hoşuna gitmedi ve marduk düşman ilan edildi ve marduk u simgeleyen her şey uğursuz olarak ad edildi.Gizlenen bu bilgilere Essene mezhebi sarıldı. Marduk un 60 hanede , aynı rakamın üç kez kullanıldığını  biliyorlardı geriye üçüncü ve son rakamı bulmak kalıyordu, mezapotamya geleneğinde rahip inisiyasyon sisteminin temsilcisi işkur un rakamı 6 olabilirdi.Essene hareketinin çıktığı dönemde İbrani sayı siteminde basa- mak kullanımı yoktur dolayısıyla yan yana yazılan üç rakamın aynı işareti taşımakla birlikte kullandıkları sıraya göre farklı sayıları simgelemesi gibi bir fikre çok yabancıydılar.Bu yanıl gının sonucunda 60 , 600 gibi simgelenmiş rakamları 666 olarak düşündüler.

   En sonunda marduk un simgelenmiş rakamı yani üç dikey çivi şeklindeki sembol, yeni ahit in yazıldığı yunan alfebesinin sayı sisteminde ve dönemin popüler roma rakamlarında 3 değe ri verilirki Bu Hıristiyanlıktaki üçleme anlamına gelen rakamdır.Şeytanın uşağı olarak 666 rakamı alırken , aynı sistemin yunan ve roma alfebelerindeki karşılığıyla 3 , yani baba oğul kursal ruh canavarı , yani marduk’ u yenilgiye uğratacaklardır.

    Zecharia Sitchin 3661 çözümlemesini yaparken fundementalist bir İbrani din adamı gibi değil mezapotamya rahibi gibi çözümleme yapmıştır.Oysa yeni ahitin sonuna eklenen 666 geri dönüşün simgesi olarak gösterilmez.Esseniler Marduk  geri dönüşünü müjdeli haber’ e dönüştürmüşler ; kötü babil tanrısı geri dönecek ama bizim tanrımızda aynı anda geri dönecek ve göklerde nihai savaş başlayacaktır olarak revize ederler.

Baba-Oğul-Kutsal Ruh = Anunnaki-Anu-Marduk

    

   

     

10
Oca

Sitchin Ekolü

   Yazan: akhenaton   Kategori genel

       

       1976 yılında IRAS ve Science News tarafından duyurulan 12 gezegenden önce ünlü araş tırmacı Zecharia Sitchin 6 kitap sürecek ve bilinen tüm insanlık tarihini derinden sarsacak araş tırmalarını sırayla piyasaya verir.Yapmış olduğu araştırmalar yetmişli yıllardan itibaren olduk ça ciddi tartışmalara neden olur.

       İlk kitabı 12.Gezegen ismindedir.Bu kitap bilinen ve öğretilenlen dünya tarihinden olduk ça farklı bir teoridir.Gezegen X ‘le ilgili oldukça şaşırtıcı bilgiler verir.Sitchin bu kitabında güneş sistemimizin pluton un ötesindeki bilinmeyen üyesi ,Babillilerin Marduk,Sümerlilerin Nİ.Bİ.RU adıyla adlandırdığı göksel çarpışmanın kahramanı gezegendir.Güneş çevresinde 3600 yıl süren bir yolculuğa sahiptir.Mars ve Jupiter arasındaki asteroit kuşağının hizasından güneşe yaklaşır ve dünyadan parlak kırmızı renkte görünür.Eski uygarlıklar Marduk un farkın dadırlar ve ona duydukları saygı ,yakın doğunun tüm yerlerinde rastlanan kanatlı disk amble mi ile sembolize edilmiştir.Marduk antik tolumlar için tanrıların gezegenidir.Sitchin 12 geze gen adını ve tüm bu kitapta yazdıklarını kendi düş gücünden uydurmaz.Sümerce,Akadca, ibra nice başta olmak üzere tüm eski dilleri okuyup çevirebilir ve beslendiği kaynak eski uygarlık lardır. Sümer astromisine ilişkin tabletler ile Babil dönemine ait silindir mühürlerde Gezegen X le ilgili oldukça fazla metin bulunur.Yıldız yada takımyıldızlarını nitelendirmek için başvur ulan MUL ,kimi zamanda MUL.MUL biçiminde kullanılması , tablet inceleyen bilim adamla rını oldukça şaşırtmıştır.Mezapotamya metinlerinde MUL.MUL ‘un yedi LU.MAŞ içerdiğin den söz edilir, bilginler bunu plasiades takımyıldızının çıplak gözle görülebilir en parlak üye leri olduğunu varsaymışlardır.Ancak yapılan sınıflandırmalarda ,grubun yedi değilde altı ta- kım yıldızı olması durumu bir sorun yaratmaktadır.fakat bu durum MUL.MUL un anlamı için daha iyi fikirleri olmadığı için bir yana itilir.Sitchin e göre iki kez üst üste içeren MUL.MUL doğrudan güneş sistemimizi anlatmaktadır.İçindeki yedi LU.MAŞ yani gezegenlerin çıplak gözle izlenebilen Merkür,Venüs,Mars,Jüpiter ve saturn ün yanı sıra çok uzun sürelerle ortaya çıkan Nibiru/Marduk tu ve dünyayıda içerdiğinde bu son derece mantıklı bir açıklamadır.

      Sitchin bunlara , bir akad silindir mühründe yer alan 12 gök cisminden oluşmuş güneş sis temi betimlemesini ekler.Ona göre Sümerler çıplak gözle izlenemeyen Uranüs,Neptün ve Plu ton dan da haberdardırlar.Güneş ve Ay ın katılımıyla MUL.MUL un gerçek büyüklüğü 12 gök cismini içerir.Eğer sitchin 12.Gezegende yalnızca bu olgudan yani güneş sisteminin en dışın- da kuyruklu yıldızlara benzer bir yörünge çizen dev ve bilinmeyen bir gezegenden söz ediyor olsaydı , bu denli gürültü çıkarmayacak ; Ortodoks bilim çevrelerinden bu denli sert tepkiler almayacaktı.Ama o çok daha ileriye gitti ;

     

     Nibiru gezegeninda biyolojik aktivite dünyamızdan çok önce başlamış ,ve bu sürecin belir li bir aşamasında gezegenler arası yolculuk yapabilecek denli akıllı bir canlı türü ortaya çık- mıştır.Sitchin hesabına göre isa dan 450.000 yıl önce nibiru gezegenimize yaklaştığı sırada uzay gemileriyle yola çıktılar ve iran körfezi dolaylarına eski sümere indiler.Amaçları geze genlerinde yarattıkları yapay atmosferin oluşumunda çok gerekli olan altın ve gümüş gibi de ğerli madenleri dünyamızdan çıkararak kendi gezegenlerine sevk edecek bir konolizasyon ça lışması yapmaktı.Sümerlilerin EN.Kİ adıyla bildiği nefilim çok uzun yıllar boyunca denizler den ve su altındaki bölgelerden altın çıkardılar , fakat işleri istediği gibi yürümedi.Nibiru geze geninden başka yöneticiler gelir ve çalışma şartları değişir.Bu yönetici EN.Ki dir.Sümerin hava tanrısı ve EN.Ki nin kardeşidir.Çalışmalar güney afrikaya kaydırılır.Çok sayıda altın ma deni bulunarak çalışmalar hızlandırılır.Ne varki ağır iş koşulları ve sınırlı ekip nibiru sakinleri olan anunnakileri isyana sürükler ve çalışmalar durur.Ana tanrıça NİN.MAH dünyaya gelir ve EN.Kİ ile birlikte yapılan çözüm önerilerinde dünya üzerinde yaşayan insansı maymun üzerin de bir dizi genetik değişiklikler yapılarak , kendi genlerini kullanarak , verilen emirleri anlayabilecek kendi suretlerinden bir işci soyu yaratırlar.LULU AMELU adlı bu işciler altın arama bölgelerinde çalıştırılacaktır.NİBİRU sakinlerinin ömürleri insana göre uzundur, biyo lojik saatleri kendi gezegenlerinin 3600 yıllık yörüngesine göre ayarlıdır.Bu nedenle onlar in sana ölümsüz tanrılar gibi algılanmasına sebep olacaktır.Eski ahitte yer alan gökten yere inen ler anlamında bu üstün varlıklara anunnaki adı verilecektir.

      İlk bakışta bilim kurgu senaryosu gibi görülen bu teori 21 yy. son çeyreğine giren insanlık için yeni değildir.Sitchinden 7 yıl önce İsviçreli bağımsız araştırmacı E.Von Daniken “Tanrıla rın arabaları “adlı kitabında çok eski zamanlarda gezegenimize inen ve kentleri kuran üstün teknolojiye sahip uzaylılardan bol bol bahsetmiştir.Kısa süre içinde Eski Astronot Teorisi adı bile verilmiştir.Ne varki sunulan tezlerin iç bütünlüğü ,gerekse izlenen yöntem açısından 12 gezegen bir çok anlamda Daniken in çalışmalarından farklıdır.Daniken ilk kitabından sonra art arda yayınladığı kitaplarda yalnızca ilgi uyandırıcı ve kafa kurcalayıcı sorular sormakla yetinip , sonradan bu sorulara spekülatif cevaplar vererek Teorinin yara almasını sağlamıştır.

     Oysa Sitchin’ in kitapları bütüüyle özgün bir yöntem ve bakış açısına dayanır.Sitchin yazdı ğı hiçbir şeyi düş gücüyle uydurmamış Sümer,babil,İbrani,Fenike ve hint metinlerinde anlatı lanları süreçiçinde sistematiğe oturtmuştur.Yöntemsel fark , yaklaşıma dayanır.Bilim adamları tarafından fantezi,mit,efsane olarak ele aldıkları anlatıları tarihsel veriler olarak kabul eder ve 6 cilt sürecek Dünya tarihçesine başlar.

      Sümerlerin anunnaki dedikleri Nibiru gezegeninden dünyamıza inen insan üstü varlıkların yaptığı işleri anlatan antik metinler ve binlerce tablete gizlenmiş bulguları doğru sıraya dizip bugünün terminolojisi ile yeniden yazıldığında ortaya çarpıcı bir teori çıkar.Sitchin ‘in önerdi ği alternatif tarih çağdaş bilimin çözmekte zorlandığı iki konuya tutarlı açıklama getirir ; bun lardan biri onuncu gezegen diğeri ise evrim sürecinde üst-insansı atalarımız sapiens’ e ani ge- çişte bilim adamlarının bir türlü bulamadığı eksik halka (missing link) sorunudur.Sitchin’in tez ine göre bu geçis darwin’in önerdiği gibi doğal eleme yöntemiyle değil güçlü bir el yardı mıyla olmuştur.

      Altı kitap boyunca anunnaki ırkının dünya üzerinde gerçekleştirdiği kendi aralarındaki iliş ki ve sürtüşmeleri anlatır.Bunu yaparken mezapotamyadan meksikaya kadar uzanan gizemli bir yolculuğa çıkarır.1999 da kozmik şifre yayınlandığında dünyanın son 500.000 yılının kro nolojiside ortaya çıkar.Bu süreç içerisinde dünya tarihine ilaveten tamamlayıcı nitelikte 3 ki- tap daha yayınlar ;

  

445.000_____EN.Ki önderliğinde Nefilimlerin dünya gezegenine gelişleri ve güney mezapo

                        tanya Eriduda istasyon 1 kurmaları

415.000_____EN.Kİ nin karanın içlerine doğru hareketi ve Larsa’yı kurması

300.000_____Anunnaki isyanı, ilkel işcinin EN.Kİ ve Ninhursag tarafından yaratılması

250.000_____İlk sapienslerin çoğalması ve diğer kıtalara yayılımı

 49.000_____EN.Kİ nin sadık hizmetkarı Ziusudra nın hükümarlığı

 13.000_____Yaklaşmakta olan 12.gezegenin muazzam gel-git dalgası,insanlı yok etme planı

 10.800_____Tufan,Buzul çağının aniden sona ermesi.

      İlk bakışta oldukça çılgın bir teori olarak görünebilen bu tarih antik metinlerin deşifre edilmesiyle oldukça tutarlı bir hal alır.Burda Sitchin’in oldukça başarılı uyarlaması ve mi- toloji sinıfı olarak dikkate alınmayan bilgiler ve papirüslerde yazan bilgilerin deşifresidir.

      İnsanlığın yaratılışı ile sümet metinlerinde geçen Tİ yani hem kaburga hemde yaşamın özü olarak geçen terimin kutsal kitaplara transferi ve bugünkü tıp sembolüne çok benzeyen birbirine sarılmış iki yılanla ilgili bilgileri daha önce vermiştim.Sitchin ‘e göre bu DNA sar malıdır.Bütün eskiçağ allatılarında altın tanrıların madeni olarak bilinir ve anunnakilerin ya pay atmosferleri için gereklidir.Sümer tabletlerinde yazan bu bilgiyi günümüz bilim dünyası yeni keşfetmiştir.Bütün eski mitolojilerde çok sayıda ölümsüz tanrıdan bahsedilmesi, Sitchin e göre dünya insanından yaşam sürelerinin uzunluğu dolayısıyla ölümsüz görüneleridir.Sümer kral listesinde fantastik sayılabilecek uzun yaşam süreleri dikkat çeker.Eski çağ mitlerinde tan rıların birbirleriyle savaşmaları dünyadaki koloni yönetimlerinde söz sahibi olabilmek içindir ve bu hırsın sonucunda nükler silah bile kullanılır.Sitchin sina yarımadasındaki bilimin açıkla ma getiremediği yanmış ve siyahlaşmış taşların bu savaşın izleri olduğunu öne sürer.

    Kitaplarında buna benzer bir çok irili ufaklı ayrıntının dışında Sitchin evrim teorisinde eksik halkanın bilimin hiçbir zaman ulaşamayacağını çünkü bunu genetik bir klonlama olduğu nu söyleyerek büyük bir tartışma başlatır.

    Sitchin in bu yaklaşımı kutsal kitaplardaki ,  insanı kendi suretinden yaratma anlayışına açıklık getirir.Ayrıca genesis ve enoch kitabında söz edilen yasak ilişkiye dünyalı kadınlar ile anunnaki erkekleriyle yaşadıkları ilişki ve EN.LİL in koyduğu koloni kurallarını ihlali olarak yorumlar.Tufan olayının insana haber verilmemesini buna bağlar.Arkeolojiyle ilgili önemli izler sürer , ve çok önemli bulgulara ulaşır.İkinci Kitabı Gökyüzüne uzanan merdivende Giza daki büyük piramitin firavun Khufu (Keops) ile ilişkilendirilmesini sağlayan tek olgunun, üst odanın duvarına çizilmiş firavunun adını taşıyan kartuşun ün kazanmak için bir arkeolog tara- fından 19 yy. da yaptığı acemice bir sahtekarlık olduğunu tartışma götürmeyecek biçimde kanıtlar.

     

       Dizinin ilk kitabı 12.gezegen okuyucuyu teori ile tanıştırır , ikinci kitap Gökyüzüne uzanan merdivende insanoğlunun ölümsüzlük tutkusuna eğilerek buna bağlı olarak mısırda yoğun laşır, tufandan sonra geniş bir coğrafyaya yayılan insanoğlunu yönetme görevini EN.Ki üstle nir.Sitchin , EN.Kİ nin büyük oğlu Marduk ile msısırın büyük tanrısı RA nın aynı kişi olduğu- nu kanıtlamaya çalışır.Diğer yandan mısır mitolojisinin en temel taşlarından osiris ve seth ‘in savaşını ve Horus’un babası Osiris’in intikamını alışını mısırdaki anunnaki biçiminde teorileş tirir.Üçüncü kitap Tanrılarla İnsanların savaşında ; marduk babası EN:Kİ ye yapılan haksızlığı hazmedememiş ve dünya kolonisine , EN.Ki ailesi olarak el koymak istemiş ,ilk deneme başa- rısız olunca diğer tanrılarca sürgüne gönderilmiş ,tekrar denemesinde babile el koymuştur.Bu savaşta Tanrılar ve insanlar yan yana savaşacak ,diğer anunnaki bu olayı durdurmak için İ.Ö 2048 de nükleer silah kullanmak durumunda kalacaktır.Dizinin dördüncü kitabı Yitik krallık ta Nibirunun ihtiyacı olan madenleri çıkarmak üzere üzere dünyanın diğer uçlarındaki yeni kaynaklara yönenilmiş , And dağlarında,Titikata gölü,ve orta amerilkada yeni yerleşim bölge leri oluşturulmuştur.Afrikada yaratılan işcilerin bu bölgelere taşınmasını EN.Kİ ailesinden Thoth üslenmiştir.Mısırda yazının ve bilgeliğin  tanrısı olarak bilinen Thoth , Sitchin’e göre Meksikanın Quetzalcoatl/Kukulkan ve And dağları ‘nın Viracocha adlı tanrısı ile aynı kişidir.

      Beşinci kitap zamanın başlangıcında Astronomi ve takvimlerin doğuşuna uzanır.Dizinin son kitabı ise eski metinlerdeki gökyüzü haritalarında ,tapınaklarda ,hatta DNA nın yapısında bulunan şifreleri araştırdığı The Cosmic Code ile gelir.İlerleyen zamanlarda Başlangıca dönüş ,Tanrıyla Karşılaşma , Enki nin yitik kitabı adlı tamamlayıcı kitaplarını yayımlar.

     Sonuçta üzeri kolayca çizilemeyecek yapıtlar oluşturur.Özellikle Anunnaki teorisi bir yana bırakılsa bile onuncu gezegen nibiru hakkındaki teorisi son derece çarpıcıdır.Gezegen X tartış malarına oldukça önemli bir boyut getirmiştir.

     Sitchin yazdığı kitaplar için oldukça yoğun eleştiri almıştır.Bunlardan en önemlisi Dünya tarihçesini Eski ahite uydurma çabasıdır.Yahudi olması onu doğru bilgi ile yanlış çıkarıma sevk etmiştir.Son iki kitabını Exodus ve Genesis’e uydurmaya çalışmış olması onun en büyük hatasıdır ve bunu kasıtlı olarak yapmıştır.kaldıki tarih sahnesinde Mısırda Yahudi ırkı diye bir kavmin yaşadığı kanıtlanamaz.Bu sadece bir mit’tir.Sitchin bunu yapmasındaki amacı Yahudi ırkını Sümerlilerin mirascısı konumuna getirerek üstün ırk yaratma sevdasıdır.Sitchin’in açtığı yol dan yürüyenler onun açtığı teoriyi çelişkiler yumağının farkında olup teoriyi revize etmişlerdir Bunlardan En önemlisi Alan Alfrord , Eski ahitte bulunan ve Stchin ‘in Anunnakilerin başına yerleştirmiş olduğu Yahve sorunsalını aşmıştır fakat onada daha sonra sihirli bir el değmiş oda teoriyi incili doğrulamak için kullanmıştır.sitchin teorisinde Atlantise değinmemiş olması eski ahitte atlantisin geçmemesidir ki, Atlantis miti somut olmayan fakat yerkabuğu hareketle rini doğrulayan bir teoridir.Konuyla ilgili olarak vermiş olduğum Gerçeği bileceksiniz yazım tamamen Eski ahit doğrulama ve tarihsel sürecinden arındırılmış bir yazı olmakla beraber bir çok araştırmacı teoriyi revize etmektedir.       Önemli olan şey hiçbirşey bilmediğini düşündüğü- müz eski insanı cahil olarak yargılamamaktadır. Nihayetinde bilimin bugün yeni çözdüğü bir çok konu silindir mühürlerde yazılıdır.Eski ahitten arındırılmış stchin teorisi evrim sürecinde ki missing link (eksik halka) hakkındaki en önemli ve somut verilere dayalı bir teori olup bu teorinin doru veya yanlış olduğu en geç maya takvimine göre belli olacaktır.

     William Irwin Thompson  tarihin Kıyılarında adlı müthiş kitabında sorduğu gibi

“ ya dünyanın tarihi bir mitse , ama bu mit , dünyanın gerçek tarihinden geriye kalanlarsa.

7
Oca

Bible Code

   Yazan: akhenaton   Kategori genel

     Şimdiye dek yazılmış kitapların en etkilisi İncil , bazı sırları hem Romalılardan hemde yahudilerden korumak amacı ile şifreli yazılmıştır.
     19 yy başlayan arkeolojik gelişmelere kadar kökleriyle ilgili bilinen her şey rahipler tarafın dan sansürlenmiştir.Bireylerin azizlik mertebesi veya idama bu kitap’a dayandırılarak yapıl mıştır.
     Bugün deşifre olmuş olan İncil , farklı kültürlerden alınmış mitler,efsanelerin içine herme- tizm katılmış karma karışık metinlerdir.Bir çok bölüm zaman içinde anlamı unutulduğu için yanlış yorumlamalara sebebiyet vermiş, diğer bölümlerin yorumlamaları ise tamamen doğma tik ve politiktir.
    İncil araştırmacısı pat Eddy ye göre ; bu dejenerasyonun en önemli amacı isanın eski ahitte kehanetlerle dolu olduğunu göstererek ,Musevilere Hıristiyanlığı çekici hale getirmektir.Hı- ristiyanlar bireylere papaz okullarına başlamalarından itibaren isanın doğumunun, ölümünün ve hayattaki önemli olayların eski ahit kehaneti olduğu öğretilir.Ama bu iddia sorgulanmaz.
    İncil araştırmacıları bu tür bulduklaı veya deşifre ettikleri şeylere düzeltme adı verirler.Hal buki inisiye olmayan birisinin incili anlaması mümkün değildir.
    Yeni ahit te ; isanın kendisinin bile sır sakladığı ima edilir.Matta 13-10 “ öğrenciler isya yaklaşıp ‘neden onlarla simgesel öykülerle konuşuyorsun “ isa yanıtlar ; göklerin hükümdar lığına ilişkin gizleri bilebilmek sizlere verilmiştir ama onlara verilmemiştir.Çünkü az malı olan herkese dahada çok verilecek ,hemde arttırılacak, ama bir şeyi olmayandan elindeki bi le alınacaktır.Bunun için onlarla simgesel öyküler kullanarak konuşuyorum.Çünkü bakıyorlar ama görmüyorlar ,işitiyorlar ama duymuyorlar.
    Markos 4:33 te ; Simge kullanmadan bir şey anlatmadı.ama öğrencilerine özel olarak her şeyi açıkladı.herşeyi açıkladımı ? isa neyi açıkladı ? yeni ahitte sadece simgesel öyküler an latıldığından bütün sırların halka açıklanmadığı bellidir.    İncilin ortaya çıktığı zamanlarda bir çok gizli örgüt ve mezhebin antik sırlara sahip olduğu bilinir.Gizem okulları denilen bu organizasyonlar halk tarafından anlaşılmazlar.Yazınsal ürün ler sembolik ve şifrelidir.
   İkinci binyılın başından roma kilisesine kadar geçen süre hizipleşme ve çelişmelerle dolu-dur. Daha çarmıh olayı yani ; ilk öldürülen olayı olmadan önce bile isa ve vaftizci Yahya inanan ları arasında şiddetli tartışmalar vardır.Bunun sonucundada Yahyanın kabul görmeyen öğreti si din olarak ortaya çıkar.İlk orijinal metinlere göre Mesih isa değil Yahyadır.Bu kav-ram .erken dönem kilisesi tarafından isa olarak değiştirilmiştir. Bu öğreti ırakta yaşayan mandayan lar tarafından hala devam ettirilmektedir.

     Musevi toplumu ve Hıristiyan toplumu ve gerek Hıristiyanların kendi içlerindeki hizipleş- meler çarmıh olayından sonra dahada hızlanır.Mecdeli Meryem ile kuzeydeki halka mesaj götüren pavlos arasında bile çok güçlü çekişmeler vardır.galatyalılara mektup 5 : 12 de pavlos un sünnetle ilgili devam eden tartışmalardan çok sıkıldığını için şunu söylediği anlatılır :                      Dilerim sizi tedirgin edenler sonuna kadar gitsinler ve kendilerini hadım etsinler.

    Erken dönem Musevi Hıristiyanlar ,sert Musevi kanunları uygulamanın kurtuluş için gerek- li  olduğunu savunurken ,Pavlus kurtuluşun sadece inanç ile olacağını ve Musevi uygulamala- rının Hıristiyan olmayı engelleyeceğini söyler.
     Üçüncü yüzyılın sonlarında ,Hıristiyanların sayısı ,Musevi Hıristiyanları geçer ve asıl muse- vi ve Musevi Hıristiyanları kafir olarak damgalamaya başlar.
     Lyon piskoposu Irenaeus , bu insanları kafirlikle suçlar .İsanın kendisi esensi ve iki asır önceki zadokistler gibi yorum yapmakla suçlar.Ireneeus yeni ahitteki mektupları ve havari pavlusu red eder.Nasıralılar pavlusu dininden dönmekle ,sahte havari ilan ederler.Pavlusun yazıları pa- ğandır.
     Columbia üniv.Dr.Elanine Pagels , Hıristiyan dinini sapkın biçimlerinin ilk yıllarda ortaya çıktığını ve kudüsten roma ya kadar bir çok farklı kilisenin gerçek öğreti adı altında öğreti öğ rettiğini söyler.Süreç içerisinde kendini misyonerliğe odaklayan roma kilisesi ile diğer kilise ler arasında öğreti savaşları başlar.Romanın işgalinden sonra kiliseye dokunulmaz fakat kilise bir çok farklı öğreti ile savaşmak durumunda bırakılır.
Bu gruplardan bir tanesi ,Tanrı ve dünyanın gizemlerini kesinlikle anladıklarını iddia eden
Gnostik ‘lerdir.Gnostik anlayış sadece entelektüel araştırma ile değil sert inisiye eğitimleri ve sezgisel deneyimleri ile kazanılmaktadır.Kilise gnostikleri özellikle tehlikeli görür.Çünkü gnostikler tanrı sözünü yorumlamak için bir rahipler hiyerarşisi bulunması gerektiğini red ederler.Yunanca bilgi anlamaına gelen gnosis kelimesinden türeyen adıyla gnostisizm büyücü simon tarafından birinci yüzyılda kurulmuştur.Simon daha sonra kafirlerin babası olarak anıl mıştır.Simon , insan ruhunun fiziksel bedenin dışında varlığını sürdürdüğü ve bu yüzden evrensel bilgiye ulaşabileceğini bilginin dünyaya tanrısal boyuttan geldiğini söyleyen socrates gibi yunan filozoflarının fikirlerini iletir.Diğer önemli gnostik , erken Hıristiyan döneminde yaşamış Mısırlı Hıristiyan basilides tir.Mezapotamya gizemini Hıristiyanlık ile birleştirmeye çalışmıştır.
     İranlı Zerdüşt; kendi gnostisizm anlayışını isadan 500 yıl önce oluşturmuş ve yaymıştır. Ye dinci yüzyılda Müslüman istilasına kadar devam etmiştir.İlk olarak anadoluya ordan Suriye ve babile yayılmıştır.Burdan Filistin ve mısıra geçmiştir.Gnostik kitaplar (kurman ve nag hamadi yazıtları) çok erken dönemde ortaya çıktığını ve Hıristiyanlığın ,gnostisizm in bir kolu olduğu açıktır.Gnostisiz aslında dinsel varoluşculuktur.MS 325 e kadar Romalı piskoposların kafirlik olarak nitelendirmelerine kadar devam etmiştir.Gnostisizm , inanç yoluyla kişisel bir içsel ay- dınlanmanın olabileceği anlayışıdır.Eğitim uzun süren inisiyasyon süreçleri ,hassas antik bilgi ve semboller ve alegoriler sayesinde aktarılır.Hıristiyanlık bunun bir örneğidir.yeni ahitin tamamı aslında gnostik eğitim için gizli yöntemleri açığa çıkaran bir metindir.

      Gnostisizim , esseniler olarak bilinen erken dönem çileci musevi mezhebi için önemli rol oynar.Bu erken dönem eseniler ,farisiler ve sadukiler arasında sürekli çatışmalar çıkar. Sonun- da esseniler kudüsü terkederek ölü denizin kuzeyindeki kumran da bir manastır kurarlar.    

      Esseni toplumu ikiye ayrılır evli olanlar ve olmayanlar.kullanılan tüm eşyalar ortaktır. Günümüz hıristiyan düşüncesinin essenilere duyduğu en büyük öfke kendi içlerindeki komü-nist yaşam tarzıdır.Erken dönem tüm hıristiyan topluluklar komünisttir.Yunanda görülen Hermetik geleneklere bağlı olarak yaşarlar.      İsa beyaz kardeşlik sisteminde inisiye olmuştur.İncil araştırmacısı gadner, daha sonraları hall ın açıklamalarına göre isanın annesi ve babası olan meryem ve yusufta ,nisiyedir.            Hıristiyan dünyasının bunu red etmesinin nedeni gnostisizm ve essenilerin kendi katı doğmalarını rahatsız etmesidir.     İncil cevirmenlerinin yorumlarının akside isa nasıra dan gelmedi cümlesinide duymak onları çok rahatsız eder.nasıra ingilizce nazarene kelimesi ibranice nozrim kelimesinden türemiş nazrie ha-brit ifadesinin çoğulu olup anlamı eski ahit koruyucusu demektir.dönemin tüm askeri kayıtlarının incelenmesine karşın nasıra diye bir kasaba bulunamaz.

Esseniler , ezoterik bilginin koruyucusu ve isanın inisiyatörleri ve eğitmenleridirler.İsa Pythagaros ile aynı melkisedek tapınağında inisiye olmuşlardır.” ibranilere mektup 6 : 20 ‘mesih önderimiz olarak oraya gitmiş ,melkisedek düzenine göre sonsuzluk boyunca başrahip niteliği almıştır. “incilde geçen cüzzamlı ve kör kelimeleri esseni geleneklerine inisiye olmamış kişiyi ifade eder. körün iyileştirilmesi veya topalın iyileştirilmesi gibi ifadeler yoldan uzaklaşmış insanların yeniden yol a dönüşünün sembolüdür.toplum tarafından aforoz edilmiş birinin tekrar topluma kabul ettirilmesi ölünün diriltilmesidir.murdar tanımı ,sünnet olmamışı , hasta ifadesi toplum ve devlet tarafından gözden düşmüş insandır.

1947 yılında ölüdeniz parşömenleri bulunana kadar esseniler hakkında hiç bilgi yoktur.1947-60 arasında toplan 10 mağaradan 800 el yazması toplanmıştır.bunlardan 170 tanesi eski ahitle ilgili çalışmalar için yazılmış olanlardır.bu parşömenler bedevi çoban tarafından bulunmuş ve filistin deki rockafeller müzesine yahudilere gösterilmemek şartıyla verilmiştir.işin garibi rockafeller yahudidir ve daha sonra bu topraklar yahudiler tarafından işgal edilmiş ve Yahudi-lerin eline geçmiştir.

     Ölü deniz parşömenlerinin  Esseni yazarları Kudüstekiilk Hıristiyanlar üzerinde güçlü etki leri vardır.Bu Hıristiyanlar bir süre sonra pavlos un ve Filistin dışındaki takipçilerinin teoloji sinden uzaklaşmaya başlarlar.Parşömenlerde bulunan eski ahit yorumlamaları’nın Kudüs hıris tiyanlarının yorumlarıyla son derece benzer olması en büyük kanıttır.

     Hıristiyanlık içindeki çatışmalar Roma imparatoru constantine tarafından elde tutulan coğ- rafyalar üzerinden kült ithaliyle şekillenir.Roma halkı hükümdarlarını Neptün ve Pluton gibi tanrısal özelliklere sahip olarak bilinirdi.Constantin kendi konumunu koruyarak Hıristiyanlık içinde bulunan güneşe tapınma gibi pağan inanışları kaldırır.Kendine göre çeliklilerini düzel- tir.Amacı ortak ve birleşik din yaratmaktır.Katolik kelimesinin anlamı budur.katolik evrensel anlamına gelir.

    M.S 325 de İznik konseyinde bu girişimler önlenerek mühürlendi ve Arias dövülerek dışarı çıkartılır.Arianlar  kafir ilan edilir, ve denk üç parçası bulunan bir tanrıyı Baba,oğul ve kutsal ruh ‘u savunan İznik konseyinin amentüsü bugüne kadar geldi.Bir yıl sonra constantine yeni gelenek yapısını sorgulayanları ortadan kaldırır.Lateran sarayını Roma piskoposuna verir .

     M.S 331 yılında daha önceki zulümlerde kaybolan metinlerin yeni kopyalarının yapılması nı ister.İncil araştırmacıları Baigent, Leight , Lincoln bu konuda şöyle der ; Muhtemelen yeni ahitteki o metinler o dönemde yazılmış ve isa bugünkü konumuna getirilmiştir.

    

4
Oca

Dramatik Değişimler

   Yazan: akhenaton   Kategori genel

YENİ YÖNÜMÜZDünya medeniyetinde meydana gelen değişimler hakkında izlenimler.Tony Wicks 21.08.2002

GİRİŞ

Birçok insana inanılmaz gibi gelse de, Dünya üzerindeki insanlık, hayatı deneyimlememiz bakımından evrimsel bir degisim sürecinden geçiyor. Bizler; öyle ki galaksimizdeki ve evrenimizdeki diger birçok yıldız sistemlerindeki, hatta diger evrenlerdeki medeniyetlerle etkilesim içinde olacak galaktik bir medeniyet haline gelmekteyiz.
Korkuya ve rekabete dayalı bir toplumdan, sevgiye, barısa ve uyuma dayalı bir topluma dönüsmek bizim gerçek kaderimiz. Su andaki kaos sadece hızlanan degisimin bir parçası.
Çogu insanın bir tek onun varolduguna inandıgı, görünen bir evrende oldugu kadar görünmeyen (daha çok ruhsal alemler ya da Cennet olarak kabul edilen) bir evrende de yasıyoruz. Hakikat bizden saklandı, böylece en sonunda kim oldugumuzu hatırlayacak, kesfedecektik: uzaydaki ve ruhsal alemdeki kardeslerine yakından baglı evrensel bilginin ve zekanın ölümsüz varlıkları… Ne yazık ki birçok hükümet, din ve felsefe, gücü ve kontrolü ellerinde tutmak isteyenlerin gerçegi bizlerden saklamak için amaçları dogrultusunda yönlendirilmistir. Amerika’daki terörist saldırılarına verilen karsılıgın, zaman içinde bizi kontrol altında tutmak için yapılan son girisimlerden biri oldugu gösterilecek. Yine de zaman, dünyada barıs isteyen insanların gösterecegi anlayıstaki büyük degisimin zamanıdır, maniple edilen medyanın bize sunduklarına ragmen.
Bir çok insan “bir seylerin olmak üzere” oldugunu hissetmekte, fakat gerçeklesen degisimlerin bir çogu ortaya çıkmadan önce görünmez evrende gerçeklestigi için ilk seferde kavramak güçlesiyor. Aslında büyük bir “deney”in parçasıyız; bu heyecan verici “bitis zamanları”nda, bir medeniyetin sonu ve bir yenisinin,birlikte yaratacagımız Yedinci Altın Çag baslangıcı olan “bitis zamanları”nda, burada olmayı yüksek bir anlayısla kabul ettik.
Gelecegimiz hakkında bir çok sey yazıldı, konusuldu ve kehanette bulunuldu. Bu bilgilerin bazıları kaydedildigi zaman için gerçekti, fakat bugün için degisti. Bazıları ise gerçek degildi, bizi maniple etme niyeti ile söylenmisti. Ve bazı bilgiler ise dogruydu ve geçerliliklerini bugün de korumaktadırlar. Bütün bunların ayrımını yapmak en zor is. Bu yüzden birisi için “gerçek” olan bir digeri için degil. Bütün ilgilere, burada size sunduklarımla birlikte, kendi farkındalıgınızı da uygulamanız gerekiyor. Ögrenimimize devam ettikçe degisik seviyelerde insanlar uyanıyor.

Bazı bilgileri özümsemek zor, mesela Yeraltının dogal yapısını ve orada hala yasamakta olan eski medeniyetleri. Ya da iyonlarca zaman önce insanların gezegenimizin ve evrenin gelecegini degistirmek için zamanda geçmise yolculuk yaptıkları gerçegi… Ya da 1943’de savas gemisini görünmez yapıp zamanda yolculuk yapabilecegimizi kesfettigimiz gerçegi… Ve nasıl Apollo Ay Programının yüksek teknolojinin üstünü örtmek için yapıldıgını… 60’lı yılların basında Ay’a ve Mars’a Günes sistemimizin diger bölümlerini incelemek amaçlı gizli yolculuklar yapılmıstı bile. Son olarak, arzunuzu bilemek ya da bilinçlenme yolunuzun neresinde oldugunuza baglı olarak sizi daha süpheci yapmak için: Dünyanın, günes sistemi ile birlikte Sirius yıldız sisteminin parçası olması için uzayda tasınması ile birlikte dönüs hızını yavaslatması ve bir felaket gerçeklesmeden dönüs yönünü tersine degistirmesi bekleniyor. (Ç.N. bknz Schumann Rezonansı ve Sıfır Noktası)

YÜKSELiS VE BOYUT DEGiSiMi

Dünyanın kendisine ait bir farkındalıgı var; O canlı bir varlık. Takip ettigimiz Yaratıcının Kutsal Planı, bilerek ya da bilmeyerek de olsa bizi, dünyayı bildigimiz 3. boyut gerçekliginden, 4. boyuta (bir ara ya da geçici varolus) ve sonra 5. boyuta çagırmaktadır. Bunun, uzun zamandır 2012’nin sonları gibi veya daha önce gerçeklesecegi söylenmek-tedir.  Insanlık ve diger yasam formlarının hepsi, yükselise hazır olmak ya da titresimlerini yükseltmek zorunda. Bir çok insan artık ayrı ve kisisel bir yükselis için 200 ya da 390 yıl gibi bir zamana sahip degil. Son enkarnasyonlarını yasamaktalar, ve Dünyadaki ve Evrendeki yeniden yaradılısı gerçeklestirmek için yükselmeleri gerekmektedir. Bu sahip oldugumuz bedenleri korumamız ve yavas yavas 30 yasına geri döndürmemiz demektir. Hazır olmayanlar ise baska bir 3. boyut gezegeninde yeniden enkarne olacaklardır. Onlar yüksek boyuttaki Dünyaya artık dönemeyecekler. Bazı insanların ise kontratları sözlesmeleri sona erdigi için eger isterlerse daha önce bulundukları yıldız sistemlerine geri dönebilecek ve hatta 5. boyuttan daha yüksek boyutlara yükselebilecekler. Gerçekte hiçbir insan bu Dünya’dan degil.
Yükselis, ruhun ve maddenin birlesmesi – entegre olmasıdır. Fiziksel, duygusal, zihinsel ve bütün ruhsal bedenlerimizin, tamamen aydınlanmıs varlıgımızı yaratmak için birlesmesidir. Isık bedenimize dönüsmemizdir. iz gerçekten insan olmayı deneyimleyen ruhsal varlıklarız. Diger dünyalarda,boyutlarda ve realitelerde varolan biz olan baska formlarımız bulunmakta. Aslında, büyük bir amnezi (hafıza kaybı) problemi olan fiziksel melekleriz. Yükselis sayesinde, hepimizin birbirimize baglı oldugumuzu, evrendeki
diger bütün yasam formları ile BIR oldugumuzun farkına varırız. Her sey bir Yaratıcıdan gelmektedir. Aslında su andaki dünyamızın birer parçası olan ırk farklılıkları, savaslar, mal sahibi olmak, arazi hakları, hepsi gerçekten bir illüzyon. Koca bir hologramın içinde yasıyoruz.
Düzlemler, paralel dünyalar olarak da bilinen bir çok boyut aynı uzayda varolmakta. Aralarındaki tek fark titresim dereceleridir. Titresimimizi yeterince yükselttigimizde, boyut degistiririz. Dünyanın titresim oranının bir ölçümü de bazı bilim adamları tarafından yüksek bölgelerle kıyaslandıgında farklı farklı ölçüldügü, dünyanın kalp atısı olarak da bilinen Schumann Rezonansıdır. Yıllarca bu oran saniyede 7.8 döngüde (hertz) kalmıstı. Uyumlu Birlesme (Harmonic Convergence) sürecinde yükselmeye basladı: Agustos 1987, ruhsal uyanısın arttıgı yıl. Teori olarak, rezonans 13’de sabitlendiginde, 4. boyutta olacagız. Bazı kaynaklara göre, bir süredir 12.9’dayız ve yakın gelecekte 13.8’e varacagız.

Biz ancak kendimizi tam olarak foton kusagı enerjisine açtıgımızda yükselisi basaracagımız umulmaktadır.
Bu solar sistemimizin 26000 yılda iki kere geçtigi toroid (bir dairenin kendisiyle çakısmayan bir eksen çevresinde döndürülmesi ile elde edilen yüzük seklindeki bir yüzey) sekilli bir enerji bandıdır. Daha önceki geçislerin her biri 2000 yılda tamamlandı. Su anda kusagın içindeyiz fakat ölümcül / zararlı bir erken yükselisi engellemek için Isık Galaktik Federasyonu – Samanyolu Galaksimizdeki diger halklardan olan dostlarımız – tarafından günes sistemimizin etrafına yerlestirilen holografik enerji alanı ile korunmaktayız.
Titresimimiz yükseldikçe, bazı foton enerjileri yavas yavas günes sistemimizin içine salınmaktadır.
Ilk olarak, 12 sarmallı RNA/DNA sistemi, bedenimizin 2-sarmallı sisteminin yerine yerlestirilmis olacak.
Bedenimizin 7 çakralı sistemini, 13 çakralı sisteme yükseltmis olacagız. Ayrıca beynimizin yüzde 10’unun veya 20’sinin yerine 100’ünü bilinçli olarak kullanacagız. Tam bilinçlilik halimiz geri dönecek. Bu neden burada oldugumuzun, gelecekte ne yapacagımızın ve geçmis yasamlarımızın ne oldugunun farkın dalı gıdır.
Parmaklarımızın ucunda ya da daha dogrusu beyin reseptörlerimizde (uyarıcı) evrensel bilgiye ve süperinsan yetilerine sahip olacagız.

GALAKTiK iNSAN

Yükselmis galaktik insanlar (fiziksel melekler) olarak, galaksimizdeki, evrenimizdeki, ve ötesindeki bütün sezgisel yasam formları ile etkilesim halinde bulunabilecegiz. Birçok yasam evvel kaybettigimiz dünya dışı güçlerimizi yeniden kazanacagız. Telepati, duru görü, uzay araçları olmadan gezegenler arası seyahat, Isık bedenimizi (merkaba) kullanarak mümkün olacak.
Bazı insanlar geldikleri yıldız sistemlerine yeniden ziyarette bulunabilecek ya da geri dönebilecek. Bazıları Mars, Venüs ve asteroit kusaktan tekrar olusturulacak olan Maldek’te yeniden yerlesimin saglanmasına yardım edecek. Çogunluk Altın Çag için Dünyada kalacak ve Altın Çagın yaratılmasına yardım edecek.
Dünya, çevremizdeki birçok galaksinin olusturdugu Galaksiler Arası Birligin ticaret, konferans, ve yöne tim merkezi olacak.
Dünya nüfusunu olusturacak olanlar onun gerçek isçileri olacak; ısıgı tutacak (demirleyecek) ve dünya nın çevresindeki büyük tapınaklardaki enerji noktalarını ve aglarını destekleyecekler. Uzun zamandır bu isi balinalar ve yunuslar yapmakta. Olaganüstü (yüzeyde görünüyorlarmıs gibi) kristal sehirlerde yasaya cagız.
Yüksek boyuttaki varlıkların diger gezegenlerde yasadıkları sehirler gibi. Ya da Lemuryalıların ya da Atlantislilerin hala yer kabugunun içinde yasadıkları gibi. Yakında onlarla tanısacagız. Yeni halkımız, Lemuryanın genel ruhsal kavramları üzerine kurulacak, yani onun da dayandıgı Sirius B kavramlarının üzerine.
Su andaki yönetimlerimizin yapısı son bulacak. Yüksek zekalı varlıklar, uygun olan evrensel kurallara dayanan yeni yönetim konseyleri hazırlamamıza yardım edecek. Su anda hükümetlerin kontrolünü elinde bulunduranların engellemeleri olmadan, yeni uyumlu yönetimlerde son sözü biz söyleyecegiz.

GÖLGE HÜKÜMET VE KONTROL

Gelismemizin en büyük engelleyicilerinden biri, dünyanın “yasal” yönetimlerini baskıcı kontrolü altında tutan gizli Gölge Hükümettir. Ayrıca bunlar, dünya medyasından aldıgımız günlük haberlerin türünü ve gerçekleri kısıtlamaktadır. Birçok insanın medeniyetimizde meydana gelmekte ve gelecek olan büyük degisimlerden habersiz olmasının sebebi de budur. Çogu zaman televizyonda ve gazetelerde korkuya dayalı haberlerin olmasının sebebi de budur.
Insanları korkutmak, haberlerle üzmek, finanssal sorunlar, savaslar, vahset, ve zihin kontrolüne ek olarak zararlı yiyecekler, içecekler, yasal ve yasa dısı ilaçlar, titresimimizi düsük seviyede tutmak için kullanılan yollardan bazıları. Bu, yükselisi gerçeklestirmeyi daha da zorlastırıyor.
Bu olumsuz, negatif kontrol, uzun zamandır bir çok din ve felsefenin de bir parçasıydı. Iyi haber ise, bu manipülasyon ve kontrol artık bir sona yaklasıyor. Demokratik globalizasyon programı maskesinin altına gizlenen diktatör Yeni Dünya Düzeninin / Tek Dünya Hükümetinin, yüksek yönetimler tarafından yapılacak olan lehimize müdahalesi ile olusumuna izin verilmeyecek. Bu müdahaleye enkarne olmadan önce karar vermistik, bunun Ilahi planda yeri olmayan “özgür seçim” ile çelistigine inananlara ragmen. Bir Yaratıcıya ya da bu plana inanmayanları büyük bir sürpriz bekliyor!
Nasıl maniple edildigimiz (yönlendirildigimiz, kontrol edildigimiz) yakında açıklanacak ve bu da harika degisimleri baslatacak.
Gölge Hükümetin az bilinen özelligi ise kendisinin de negatif dünya dısı varlıklar tarafından Dünyayı kontrol etmeleri için gelismis teknoloji vermek sureti ile kontrolünde olmasıdır. Yine de toplumumuzun bu yönünden nefret etmemeliyiz. Daha önceki yasamlarımızda hepimiz sadece deneyim için negatif karakterler sergilemistik. Onlara sevgi göndermek ve seçim yapmamız gerektiginde onların kontrol entrikalarıyla yapacak hiçbir seyimizin olmaması yapılacak en iyi sey. Yakın gelecekteki Dünya üzerindeki bütün karanlık, ısıga dönüsecek ve güçlü bir Isık yaratacak. Eskiden Gölge Hükümetin müttefiki olan bir çok dünya dısı varlık, artık Isık güçlerinin bir parçası. Birçok Gölge Hükümetin eski üyesi de Isık’ın tarafında. Geriye kalanlar ise aynı seyi yapabilir ya da baska bir 3. boyut gezegeninde, daha yüksek boyutlara yükselene kadar enkarne olmaya devam edebilirler. Bu onların seçimi.

YÜKSEK ZEKA

Evrenimiz yasam ile çesitli tekamül seviyelerinde birlikte çalısmakta. Bizler az da olsa çok da olsa alt seviyedeyiz fakat “yukarı”ya dogru çok büyük bir ilerleme gerçeklestirecegiz. En üst seviyedeki zeka Tanrı, Yaratıcı ya da daha bir çok baska kavramlar olarak adlandırdıgımız kolektif enerjidir. Buradan asagıya dogru azalan seviyedeki titresimlerde, -boyutlar, düzlemler de denir- yasayan birçok varlık, baslangıçta ruhsal formda daha sonra yarı-katı ve de sonra su anda sahip oldugumuz gibi yogun bedenlerde varolmaktadır. Bu varlıkları, Elohim, Basmelek, Isıgın Efendisi, Melek, Yükselmis Üstatlar, ve son olarak insan benzeri bedenlere sahip olan ya da sürüngen, böcek benzeri olan dünya dısı varlıklar olarak adlandırırız.
Televizyonda bu formların bazıları “Star Trek” gibi sovlarda açıga vurulmaktadır. Hepimiz daha önce bu formlarda varolduk, fakat diger parçalarımız ile birlikte hareket ederek. Her birimiz yaklasık 12 ruhtan olusan bir Ruh Grubunun ve yaklasık 144 ruhtan olusan bir Ruh Ailesinin parçasıyız.
Milyarlarca ruh (Tanrı’nın tezahürleri), Tanrı’nın titresimine ya da saf Isık’a geri dönen yolu daha önce nerede olduklarını unutmus olarak bulabilecekler mi diye Dünya’ya gönderilmisti. Bu daha önce hiçbir yerde denenmemisti; bu da bu deneyimin ya da deneyin essizligini göstermektedir. Dünya, bu galaksideki ve evrendeki degisimin dayanak noktasıdır. Baska bir yerdeki tekamül biz 5. boyuta yükselmeden basarıyla devam ettirilemez. Birçok medeniyet/ırk heyecanla ve ilgiyle bizi izliyor. Yüksek boyutlar bizi görebilirler fakat biz buradan daha yüksek boyutları göremeyiz. Son yıllarda, insanlık, kanallar vasıtasıyla (medyumlar ile) rehberlik saglayan ve hatta bazen eterik ya da fiziksel formda görünen bir çok yüksek Isık varlıklarına sınırsız erisim imkanına sahip.

İLAHi MÜDAHALE

Ilahi müdahalenin, ancak ruhsal gelisim engellendigi zaman meydana gelmesine izin verilir. Aslında, diger galaktik toplumlarla sürekli baglantı kurmamızdan önceki evrim asamasında bu durumu olusturan enkarnasyon, kontratımızın bir parçasıdır.
Müdahale, fiziksel seviyede uzay kardeslerimiz ile birlikte, ruhsal seviyede ise Ruhsal Hiyerarsi tarafından gerçeklestirilir. Uzay kardeslerimiz, bir tür galaksimizin “Birlesmis Milletleri” olan ve galaksimizdeki toplumların %90’ından olusan (200,000 adet) Isık Galaktik Federasyonu’dur. Bu federasyon 4 milyon yıldan daha fazla bir süre önce kurulmustur. Galaksimizdeki fiziksel varlıkların %60’ı insan benzeri görünüme sahip değildir. Iki tür de uzay araçları ile seyahat eder. Galaksiler arası gemi ve personel grubu olan Ashtar Command (Astar Komutası), Galaktik Federasyon ile birlikte çalısmaktadır. Ruhsal Hiyerarsi, Elohim türleri,Zamanın Efendisi konseyleri, melekler alemi, Yükselmis Üstatlar, ve Devi Krallıgından olusmaktadır.
Uzay araçlarına ihtiyaçları yoktur fakat Yükselmis Üstatlar genellikle Ashtar Komutası gemilerinde “asılı” dururlar.
Bu arada, Zamanın Efendileri, Isık ile birlikte Yaratılısın iki unsuru olan zamanı düzenler. Galaktik Federasyonun günes sistemimizin herhangi bir zamanında, günes sistemimizden çok daha büyük bir üsten sirkle olan 18 milyondan fazla uzay aracı bulunmaktadır. Üyeler arasında burada bulunmak ve “bitis zamanı” döneminde bizlere yardımcı olmak için büyük bir rekabet bulunmakta. Bazı ana gemiler binlerce kilometre uzunlugunda. Atmosferimizde görünenler genellikle küçük uzay gemileridir.
Federasyonun ilk irtibat programı yaklasık 10 yıl (2012) sonra gerçeklestirilecek. Bu tahminen gemilerin topluca görünmeleri, dünya düzeni/yönetimi yapısında degisim, bütün toplumların birlesmesi ve kisisel hakimiyetimizi geri kazanmamız olarak sonuçlanacak. Daha sonra, tam bilinçlilik haline ve yükselise nasıl adapte olacagımız gösterilecek. Bütün bunların bir çogunun uzay gemilerinde ya da muhtesem yeraltı
sehirlerinde gerçeklesecegi bekleniyor.

DÜNYA DEGiSiMLERi

Dünyanın yükselise hazırlanabilmesi için kendini arındırması ve dengelemesi gerekiyor. Son yıllardaki hava sartlarındaki ekstrem degisimlerin sebebinin bir parçası da bu hazırlık. Birçok volkanik faaliyetler ve depremler, Pasifik Okyanusunda yaklasık 25 bin önce batan Lemurya’nın ve Atlantik Okyanusunda 12 bin yıl önce batan Atlantis’in sualtı kara kütlelerinin çözülmesine sebep olmakta. Dengelenmenin parçası olarak Lemurya ve Atlantis kıtaları tekrar su yüzüne çıkmak zorunda. Bu kıtalar üzerinde tekrar aktif hale getirilmesi gereken çok eski tapınak ve piramitler bulunmaktadır.
Dünyanın kabugunun içinden katı kabuga dogru yükselen magma, okyanusları bir süredir ısıtmaktadır.
Özellikle ekvatoral bölgelerde meydana gelen El Nino ve La Nina adı verilen etkilere neden olmaktadırlar.
Iki büyük buz kristal katman – gök kubbe olarak da bilinirler – gezenin etrafında yeniden olusturulacak. Bu katmanlar, bazı enerjileri Dünyada tutmaktadırlar ve bütün gezegene yarı-tropik bir iklim aglaya caklar. Dısuzaydan gelen zararlı ısınların Dünyaya ulasmasını da engellemektedirler. Gök kubbelerin olusumunda eriyen buzulların suları ve deniz suyu kullanılacak. Bu katmanların çökmesi çok eski zamanlarda sellere ve sonucunda bir çok ölüme neden olmustur. O zamanlarda insanlar, DNA’nın korunması için su andakinden iki kat daha uzundular. Bu katmanlar yerden 4,500 ila 5500 metre ve 10,700 ila 11600 metre yüksekte olusturulacak. Kuzey ve Güney kutuplarında bazı delikler ortaya çıkacak.
Diger kara parçaları degisecek ve iç denizler/göller olusacak. Tüm hayat formları, hayvanlar, ve bitkiler bunlar gerçeklesmeden önce uzaklastırılacaklar. Insanlar bütün bunlar gerçeklesirken iç Dünya (yeraltı) sehirlerine yerlestirilecek. Hatta yükselisimiz gerçeklestikten sonra bile bu degisimlerin devam edecegi sanılıyor.

YAKIN GELECEK

Bir çok insan su anda, olup bitenleri Yüksek Benlikleri/Ruhları/Ben’leri ile meditasyon esnasında uyumlanarak dogruluyor. “Içe yönelis” islemi daha önce Dünyada dinler ve felsefe grupları olusmadan önce uygulanıyordu. Insanlar, Isıgı sartsız sevgi halinde Dünyanın üstüne ve içine demirledigini imgeleyerek ona yardımcı olabilir. Sevgi her seyi fetheder! Sevgi, huzur, sifa, uyum ve birligi yaratır.
Parasal sistemdeki beklenen degisimler ve dünya borç affı, yakın gelecekte yönetim yapılarını da degistirecek. Gezegende geriye degisime izin vermeyen bir kaç bölücü kalırsa, uzaylı ve ruhsal dostlarımız ile irtibatımız beklenenden çok daha önce gerçeklesebilir. Degisimler meydana geldikçe insanoglu için daha fazla finanssal ve ruhsal refah imkanı olusacak. Irklar ve ülkeler arasındaki bölünmeler son bulacak.

Bu degisimlerin uygulanabilmesine yardım etmek için devlet yönetiminde, yargı ve finanssal sistemle rinde çalısan bir çok insan var.
Daha fazla enerji cihazı mevcut olacak, özellikle ev ve ulasım sistemlerimizi güçlendirmek için. Bu uluslar bir süredir devam ediyor ve Dr Steven Greer ve arkadaslarının yönetimindeki Ifsaat Projesi mücadel esinde ortaya konmustur. Bu proje bütün dünyaya 60 yıldan fazla bir süredir Dünya dısı varlıklar ile yapılan gizli baglantıların boyutlarını göstermekteydi. Su anda Hakikat Zamanındayız; Gölge Yönetimini de içeren gizli gerçeklerin hepsi su yüzüne çıkmak zorunda.
Bugüne kadar meydana gelen degisimlerin sonucu olarak bir çok insanin ölümüne yol açan felaketler yasandı fakat kitle bilicindeki büyük sıçrayıs bu tarz felaketlerin azalmasına neden oldu; özellikle tecrit edilmis teröristler tarafından degil de Amerika Yönetimini kontrol eden kisiler tarafından hazırlanan 11 Eylül katliamından sonra. Fakat günbegün bazı volkanik olay ve depremler yasanmaya devam edebilir.
Seçimleri dahilindeyse eger, öbür tarafta olan sevdiklerimiz bize yüksek boyutlarda katılmak üzere. Öbür tarafa gitmis ya da gidecek olan digerleri ise yüksek bilinçleri ile kendilerinin yükselise daha hazır olmadıklarına karar vermis olanlardır. Onlar yakında Günes Sistemimizin bir parçası olacak olan savas gezegeni Nibiru’da 3. boyutu deneyimlemeye devam etmek için tekrar enkarne olacaklar.

Ilginç bir yolculuga hazır olun…

4
Oca

Tarihsel Süreçte Tanrı

   Yazan: akhenaton   Kategori genel

    CERN tarafından yapılacak olan illimunati deneyinin sonuçları öncelikle bu tartışmaları sonsuzadek kapatacaktır.Eğer yapılan deney başarılı olursa madde vardan yok yoktan var olabilecektir.Avrupa merkezli olan bu bilimsel araştırma topluluğuna avrupada birkaç ülke ve Türkiye üye değildir.bügün , Tokyo üniversitesi kök hücreden kurbağa gözü yaratarak Bunu kurbağaya nakletmiş durumdadır.aynı selikde kalp,karaciğer ve böbrek yapıp nakil olayını gerçekleştirebilmektedir.Dünya üzerinde yasaklanmak istenen bu olayı, yasaklamak isteyen ülkelerin başında ABD ve Türkiye gelmektedir , belki yakın bir zaman sonra Teşekkürler tanrıya değilde gen bilimine yapılacaktır.Ha şöyle düşünülebilir, hücre olmasaydı bunlar yapılabilirmiydi, tabiki yapılamazdı ama bilimin hücreyi yapamayacağını kimsede söyleyemez.insan düşündüğü her şeyi yapar.ikibinli yıllara girdiğimiz şuanda batılı düşünce adamları tarihin başlangıcını isanın doğumuyla ele alıp bütün tarihsel olaylar ve düşünceler
Bu milada göre tanımlanmaktadır.burda asıl amaç insanları insanları yöneten ve yönetilen sınıf olarak ikiye ayırmak ve yönetilen sınıfların yöneten sınıflara olan başkaldırısını bir yaratıcı bir din yoluyla engellemektir.
Konuya analitik olarak yaklaşırsak batı düşünce sistemleri sadece entelektüel olarak ele alınmakta tarihsel süreçlerde meydana gelen değişiklikler gözardı edilmektedir.Felsefe sözcüğü bile gerçek anlamından uzaklaştırılarak bilgiye olan sevgi biçimine girmiştir.Tanrı kavramını anlayabilmemiz ve süreçleri daha iyi analiz yapabilmemiz için antik yunanında Öncesine geçmek zorundayız.eğer düşüncelerimizi buradan başlatırsak hepimizin çıktığı nokta aynı olur.felsefenin gerçek noktası olan ‘’tanrısal bilgelik’’ ancak antik yunan öncesine uzanılarak anlaşılır.

Antik grek in başlangıcı olan Orpheus (iö.1000), solon (iö.650),thales (iö.6009),pisagor (iö.580), mısırda thebes ve Menphis tapınaklarında 20 yılı aşkın sürelerde eğitim aldıkları kanıtlıdır.thebes ve menphis Tapınaklarının içine girdiğimiz zaman ,solon hukuk,pisagor sayı mistiği ve matematik,orpheus yunan mitolojisinin oluşum kaynağı,thales felsefe konularında eğitim Almışlardır.thebes ve menphis tapınaklarının eğitim yapısı incelenirse hermes öğretisinin Uygulandığı görülür.bu öğreti dışa kapalıdır.rahip ve kral öğretisidir.doğa bilimleri,astronomi,Hukuk,matematik,mistisizm ve mitos u kapsar dönemim üniversitesi niteliğindedir.bu öğreti içinde öğretilen dinsel yapının içine girersek sezgi ve sağduyu ile örülmüş çoğu zaman dygularla örülmüş olduğunu görürüz.(bkz.hermes metinler).temel kavramlarını incelediğimiz zaman H – R – M
Saint Thomas aquiston dan örnek verirsek grek dillerinin Latin yapısına karşın mısır dillerinin yapısı İbrani,arami,asur,keldanidir.bu kavrama intentional denir.kısaca yazı dilini sadece ünsüzler oluşturur. Hermes H R M olarak kodlanır H i R a M olarak ünlendirildiğinde nurlanmış anlamına gelir.bu gün çeşitli dinlerdeki tasavvuf Yolunun kaynağıdır. Hermes,hiramus,hermese olarak gecer.terzi olarak ün salmıştır.islamda İdris olarak geçer.idris terzi demektir.hermesin mısır dilindeki ismi thot tur.thot inisiyasyon Yöntemiyle insana hal elbisesi giydirir.bunu belirli aşamaları vardır.ve bu konunun yazıldığı Mısırlıların kara kitap ı bugün ülkemizdede yayınlanmıştır.alınıp incelenirse bugün tasavvuf  yolu ile insana giydirilen hal elbisesi mısırlılarınki ile birebir aynıdır.anadoluya hermes ,ermiş olarak girmiştir.tanrıya kavuşma halinin ortak ismidir.hermes artık o konuma gelmiş
İnsanlar için kullanılmaya başlanmıştır.RA ya ulaşmış kişi,Ra ışık tanrı,nur tanrı,güneş tanrı.
Hermetik öğreti ile Yahudi kabalası Müslüman hurifilik ve ebced hesapları oluşmuştur.bir kaç
Örnekle herhesi açarsak,
HRM = HİRAM
RHM = RAHİM
HMR = HAMUR

Takı olarak

HMRB = HAMURABİ
RHMN = RAHMAN
İ-HRM = İHRAM
MHR-M = MAHREM
HRM =HARAM
Mekan olarak

EHRAM
MESCİD-EL HARAM
EL HAMRA
HİRA DAĞI
HİRA MAĞARASI

Süleymanın mabedi hiram adında bir bilge mimar tarafından yağılmıştır.
RA ile ilgili olanlardan bazıları.

ABA-RA-HAM
İS-RA-EL
AM-ON –RA

Saf aklın bilgiye ve hikmete kavuşması bütün uygarlıklarda güneş ve nur simgeleri ile belirTilir.sanskrit öğretilere karşın aydınlanmayı amaç edinen batı, Ortadoğu dahil düşünce yapısı Nı veren antik mısır Hermes öğretisidir.halka daima kapalıdır.üç temel üzerine inşa edilmiştir.Kavramsal olup akla,simgesel olup sezgiye,mistik olup iç deneyime hitap eder.bu öğretide insan 7 mertebeden oluşur.1-maddi beden 2- hayat kuvveti 3- kalp,nur 4- hayvansal ruh 5- kutsal ruh 6- akli ruh 7- ilahi ruh. Bir öğrenci için son amaç nura ulaşmaktır.buda 3 aşamalı bir eğitimdir. 1-beden eğitimi2-hayvansal ruh eğitimi3-insani ruh eğitimi.

RA : NUR.GÜNEŞ
OS-İR-İS : TÜMEL ZEKA
AM-ON-RA : KOZMİK SEVGİ GÜNEŞİ (arasıra tv lerde çıkıp sapkınlık olarak değerlendirilen asıl gerçek)
Hermes derki

- Osiris semadadır fakat osiris aynı zamanda her insanın kalbindedir.kalpteki osiris semadaki
Osirisi tanırsa o zaman insan tanrısal bir ermiş olur.

- Tanrılar ölümsüz insanlar,insanlar ise ölümlü tanrılardır.nur sizsiniz ve bunur daima parlasın Bilgiyi toparlama birleştirme ve üretme konusunda antik yunan ın beslendiği en önemli yer Mısır olmakla beraber Hitit,asur,Fenike gibi Anadolu uygarlıklarıda azda olsa etkili olmuştur Ama asıl sentez mısırdır.antik mısır bilgi ihracını sadece yunan a ihraç etmemiştir.musanın Öğretisi olan Musevilik mısır kökenlidir ve bu konuda araştırma yapanlar bugün hayrete Düşmüş durumdadırlar.Musa kesinlikle Musevi asıllı birisi değil hermetik öğretiyi öğrenmiş Rahip-prenstir.konuyla ilgili mısırda yüzlerce yazılı kanıt olmasına karşın insanlara açıklanmaz.mısır uygarlığında ilk büyük devrimi yapan 4.Amonethep, günümüz dünyasının İlk aydını sayılır.mısırda halk arasında bulunan yüzlerce öğretiyi birleştirmiş tek din haline
Getirmiştir.monist anlamda tek tanrı anlayışını ilk kez o ortaya koymuştur.bu tanrının adı Aton dur kendi adınıda IKNATON olarak değiştirmiştir.ruhban sınıfın eğemenliğni sona Erdirerek seküler dünya yaşamına geçişin ilk temelidir.Musa tarafından Kenan diyarına Götürülen Yahudi toplumunca inanılan tanrının ADONAİ denmesinin bu tanrının ATON Dan başkası olmadığını gösterir.yunanda ADONİS olması gibi.

MU-SA : su ile gelen demek
MU-SU-İSİUS : suyun oğlu
ADONAİ : efendimiz.

Mısırda genel anlamda THE dir ve mısıra kavkaslardan geçmiştir.
BETH – BEYT-BETHES ev anlamında kullanılır

THE-BEHT : tanrının evi demektir.

THE kavramı proto-türklerde TEO olarak geçer.çinde ise TAO

Antik yunan yoluyla batıya geçen tanrı işte bu THE – TEO – TAO –DİO dur.
THEO – LOGİ : tanrı bilimi.

Ünlü mısır tanrısı Am – On Türklerden alınmıştır. Kozmik sevgi anlamını taşır.
Am : sevgi,vajina

On : Kozmos,varlık
Batıya geçişi AM – OR , AM- UR diye aşk anlamında geçmiştir ve Proto Türklerin bir armağanıdır bu.

Varlık anlamındaki ON yine yunan kanalı ile batıya eçmiştir.
ON-TO-LOGİ : tanrısal varlık bilimi.

Dionisos kültü,orpheus tarafından antik mısırdan egeye taşınarak mitologia biçimine
Getirilmiştir.

DİONİSOS – Dİ-ON-İSİUS : THE –ON-İSİUS , tanrısal varlığın oğlu,hermetik geleneğin
Devamı.
Pisagor mısırda öğrenim görmekte iken Perslere esir düşmüş,babilonyaya götürülerek orda 7 yıl boyunca ezoterik kurumda matematik ve astronomi eğitimi almıştır.daha sonra yunan a geçerek kendi sentezini sayı-mistiği öğretmiştir.daha sonraki yüzyıllarda ritüellerini BEKTAŞİLİK ve MEVLEVİLİK takip etmiştir.ünlü sayı pi : 3,14

Pİ ( 3,1416) THA ( tanrı) GORAS ( karanlıktan aydınlığa çıkan) , mısırda ilk tanrı olarak Bilinen pyth , pythagoras tarafından ilk ve düzenleyici ilke olarak kabul etmiştir.ona göre evren armonik bir bütündür.armonik ise , ayrılıkların birliğidir.pi ise sınırlı sonsuzluğu İfade eder.pisagorun bu değerleri gelenek ve inançları sarsmaya başlayınca katledilmiştir.Pi sınırlı sonludan sınırsız sonsuza akıl yoluyla bağ kurma çabasıdır.bu daha sonra HEGEL Kulanılmıştır.mısır hermetik öğretisi butür üçlemelerden oluşur.piramitlerin inşasında bu dik Üçgen yöntemi kullanılmıştır.ayrıca yunanlılar hermese üçkere bilge hermes der.bu öğretilerin öğretildiği dünyanın diğer köşelerine bakarsak.Mısırda : thep ve menphis
Eski yunanda : pisagor okulu,elois okulu Eski iranda : Zerdüşt tapınağı Filistinde : esensiler tapınağı (isa esensidir.)
Kudüste : Süleyman tapınağı

Doğuda : Tibet
Hintte : Brahma,krishna,buda

Üçlemeli triadlara fazla girmeyeceğim merak edenler inceleyebilir.anadoluda yunus emre,Mevlana ,alevi-bektaşı üçleme triadlarını benimsemişlerdir.çünkü tamamen hermetikTirler.mistik simgesel anlatımlar teo-sophia arap kanalında tasavvuf adıyla anılmıştır.Teo-sophia, teo-logia dönüştündüğünde aklın kendi yöntemlerine başvurarak açıklamalar bulma çabası başlamış ve metafizik felsefe doğmuştur.en temel sorun bilmek ve aydınlakmaktır.şimdi bu aydınlanma etkilerini dinler başlamadan bir göz gezdirirsek.

TİBET : İ.Ö 7 yy. hermes öğretisine paralel olarak tapınaklarda yapılmıştır.daha sonra
Bölge adı olan Tibet aslında tapınağa ver,ilen isimdir.ve…THE – BETH (tebet) olup
Anlamı tanrının evi demektir.zor ulaşılır yerlere kurulur,baskı görmemek için,laboratuar
Gibidir,katılımcılar inisiye edilir,sadce doktrinsel olmayıp mistik öğretiyide kapsar.

HİNDİSTAN : tibetteki bu çalışmalar hindistana yayılmıştır.ve binlerce din oluşmuştur.
5 grupta toplarsak
1-vedizm : tek evrensel gercek Brahman ile birleşmektir.
A-THA-MAN : tanrısal insan
BRAHMAN : ABA – RA – H- MAN insanların ra babası.
2-brahmanizm : din adamlarının vedaları yorumlaması sonucu ortaya çıkmıştır
upanishadlar :barahmancılardan farklı inanç ve mistik önermelerinin yerine düşünce önermelerini kullanırlar,bir anlamda felsefeye geçiş.
3-janizm : önce güzelliğe sonra nirvanaya ulaşmaktır asıl olan.
4- Budizm : Budizmin kurucusu GAUTAMA SHAKYAMUNİ adında Bir TÜRK prensidir.
(Not: Türk tarihini batılılardan öğrenenlerede bilgi olsun,Yüce önder Türklüğün medeni
vasfı bir güneş gibi doğacaktır demesiyle,bunların hepsini biliyordu ve seçtiği Güneş kavramı
önmelidir.)
hinduizmin temelinde mitolojik ve ritüel yapısına karşın tamamen pisikolojiktir.Budaya göre
hiçbirşey kendisiyle özdeş kalmaz akar gider./anımsayınız hHerakleitos.budalık hermes gibi
bir isim değil sıfattır.
5-Hinduizm :kökleri vedizm ve brahmanizmden kaynaklanır.kurtuluşa ermenin 6 yolu vardır

ÇİN : mısır ve hint uygarlıkları gibi eski bir uygarlıktır.sürekli ortaasya Türkleri ile ilişki İçinde olmuşlardır. Kurumsal anlamda hiçbir dine sahip olmamışlardır.öğretiler bilgelik niteLiğindedir.konfüçyüs öğretisnde budadan etkilenmiştir.metafizik hiçbir öğeyi içermez.PERSLER VE MEDLER : veda kültürünü hindistandan irana taşımışlardır.persler arasında
Benimsenen öğreti ilkel mazdekçiliktir.medlerde güçlü bir din adamı sınıfı vardır.İlkel mazdekçiliğin yerine klasik mazdekçiliği oluşturmuşlardır.zaten daha sonra bu Yahudilikle
Birleştirilerek Hıristiyanlığı doğurmuştur.Bir türlü anlaşılamayan veya anlaşılmak istenmeyen NIETZSCHE ninde etkilendiği Zerdüşt dinidir.İ.S 3 yy.iranın resmi dini olarak kabul Edilmiştir.Zerdüşt iran üşüncesine ikiciliği getirir. Ahura- mazda’da HÜRMÜZ (iyi,güzel,Işık,yaşam) Ehrimen ise (kötü,çi,rkin,karanlık,ölüm) karşılığı vardır.bu iki güç arasında sürekli bir kavga mevcuttur.HÜRMÜZ incelendiği vakit HERMES ten başkası değildir.hayat Daima kavgadır.zerdüşt rahiplare magi denir.

SÜMERLER : günümüz tarihinin başlangıç noktası.kendisinden sonra gelenleri etkileme bakımından önemlidir.dil kökenleri konusunda ırkçı söylemleriyle karşılaşmamak için bilgi
Vermiyorum isteyen araştırıp baksın.ünlü gılgamış destanı İbrani mitosunu beslemiştir.kendine konşu olan tüm devletleri etkilemişlerdir.tanrı kavramı bütün sami dillerinde aynıdır.
Akad : ilu

Kenan : il

İbrani : el

Aramide : el ve elah
Güney arapta : il ve ilah

Süryanilerde : aloho ve aloha

Babilde : ba al

Semavi dinler içerisinde yer alan melek sözü, Süryani ve İbranilerde Molek,Araplarda melektir.

İBRANİLER : ibranilerdesami dir.araplar gibi.bir babanın farklı yönlere gitmiş 2 oğlundan
Biridirler.akrabaları Araplardır.göcebeyken bunlara habiri denirdi.eski ahitte Abraham a İbrani denmektedir. Daha sonra ismini İSRAEL olarak değiştirmiştir.dünya din tarihini derinden etkilemişlerdir. Eski ahitin oluşum kronolojisi, Debora ve efsaneler i.ö 1000 den sonra Yahwehciler i.ö 850 den sonra
Elohimciler i.ö 550 ye doğru Musa,yeşu,samuel,kitapları işleyen tesniyeciler, i.ö 550 ye doğru.
Kahinler,levniniler i.ö. 444 Musa 5.kitap yeniden işleme i.ö 450 den sonra Tarihler,ezra ve nehemya i.ö 300 e doğru.
Bugün semavi dinlerin ne olup olmadığını daha iyi anlayabilmemiz için Yahudi dinini ve gelişimini çok iyi bilmemiz gerekir.bunula ilgili olarak , Ezoterik gelişim ,,,ezoterik okullarda inisiye olanların isimleri değiştirilir.eski ahitten örneklersek, abram yada Abraham ın adını aba-ra-him olarak değiştirmiştir.halkın ra babası Anlamındadır.

‘’’’işte ahdim seninledir ve birçok milletlerin babası olacaksın ve adın Abram çağrılmayacak,
fakat adın ibrahim olacak’’’’’’’(tekvin17/5)

is-ra-il : ilahi nurun ruhu

is : zeka ruh
ra : nur
il : tanrı
‘’’’’artık sana Yakup değil ancak İsrail denecek’’’’’(tekvin32/28)

Kenan diyarına yolculuk : mısırdan çıkan musa,çıkış hikayelerini ve musayla ilgili hikayeleri
Anlatmayacağım,çocuklar bile inanmaz.yolculuk esnasında toplanma çadırında mısırdaki gibi Hermetik, ezoterik ve ritüel çalışmaları yapar.bu çadır toplantılarında kahinlerle birlikte bulunur.toplantıların rabb denilen kişiler yönetir.toplantı çadırının etrafında koruma ve hizmet Alayı bulunur ve bunlara levnililer denir.başlarında musanın inisiyatik kardeşi Harun(aron) bulunur.harun aynı zamanda çadırdakiler ve dışarıdaki halk arasındaki tercümandır.çünkü dil Mısırca dır.musa ve çadırdakiler ibranice bilmez.musa mısırdan bize anlatıldığı gibi firavun baskıları yüzünden değil, tarih dikkatli incelenirse iç savaş ve kargaşadan dolayı çıkmıştır.Musa mısır tanrısı Aton (ibranice Adonai), İbrani geleneksel tanrısı el ile birleştirmiş ve iki tanrıyı YHWH diye kodlayarak tek tanrı olayını getirmiştir.YHWH halka kapatılmıştır.halkın Adonai olarak tanrıya seslenmesi istenmiştir.musa TORA(Tevrat) adlı kitabında YHWH nin Tanımını,ben olan ben diye yapmıştır (çıkış3/14), bugüne kadar doğa parçalarına ve fetiş ve Totemlere tapan insanlık için musa YHWH ile soyut tanrı kavramını öğretmiştir.daha sonra
Bu soyut kavram adonai olarak kişiselleştirilmiştir.Bu rabb çadırı daha sonra davud un planlarını hazırladığı ve oğlu salamon tarafından gerçek Leştirilen görkemli anıtsal bir tapınağa dönmüştür./süleymanın mabedi. Musadan süleymana kadar olan süreçte gezgin olan İbraniler mabedle birlikte toplum niteliği
Ne bürünmüştür.

SÜLEYMANIN MABEDİ : mısır piramitlerinden sonra dünyanın en görkemli yapısıdır.musa dan miras kalan ahit sandığı burada saklanmıştır.tapınak içlerinde hermetik Geleneğe bağlı olarak öğretim verilir ve mısırda olduğu gibi derecelendirilir.bir üniversite Ve bilgi bankasıdır.süleymanda bir bilgedir.hem devletin hem okulun başıdır.tapınak utsalaRının geçimleri devlet tarafından sağlanır.süleyman devrinde öteki inanç mabedlerinin yaPımına izin vererek devrinde bir ilki gerçekleştirmiştir.diğer dinlerde bulunan iyi olan öğRetileride alarak inisiye etmiştir.fakat ona göre bu tapınakta verilen eğitim ve bilgi halk için
Doğrudan doğruya sürmek oldukça sakıncalıdır,toplumsal kargaşaya yol açar.tapınakta öğreTilen bütün bilgiler yazıdiliyle değil sembollerle yazılır.bugün Yahudilere ait olduğu söylenen Davudun yıldızı denen iç içe geçmiş üçgen aslında mısırdaki triadları temsil eder.bugün hala Dünya bu sembollerle yönetilir. mabedin girişinde üçgen içinden bakan göz vardır.bu göz asla Yahudi sembolü olmayıp,osiris dinindeki isis in gözüdür.(bakınız 1 dolar),Hıristiyan olduğu Söylenen Vatikan binası beşgendir,abd pentagon binası beşgendir.dünyayı ve insanları yüzyıllardır ezoterik öğreti almış gruplar yönetir.sınırlar sadece kağıt üzerinde vardır.konuyla İlgili yüzlerce örnek yazabilirim.(nazi gamalı hacı ), tapınak içinde müzik,şiir,şarkı,önemli Bir yer tutar.bu şiir ve şarkılar genellikle öğüt niteliğindedir ve buna süleymanın mezmurları denir.daha sonra babilliler bu ülkeyi istila edince mabedi yıkarlar İbranileri esir alarak,ahit
Sandığını kendi ülkelerine götürürler.(ünlü babil sürgünü.i.ö.587)

SÜLEYMAN : Arabi dilde

İBRANİCE : ŞELOMOH (barış adamı)

EZOTERİK ADI : ŞAL-AM-ON : kozmik sevgi emini.

İbrani Süleyman mısır firavunu 22.soydan 1.Şoşenk in kzıyla evlidir.(çok garip değimli) Tapınağın daha diplerinede inersek karşımıza kabala ve zohar çıkar.zohar nur demektir.Öğretinin mistik yolla avranılması ve varlık birliğine ulaşmaktır.kabala harfler sayılarla Eşleştirilerek matematiksel kurallara göre anlamlar üretilmiştir.hatırlayınız pisagor.

KABALA : üç temel kavramı vardır.sefar,sipur ve sefer.
Sefar : sayı nicelik demektir.varolanların birbiryle olan ilişkilerinde birinci derece rol
Oynar.

Sipur : yazı demektir ve tanrının yazısından da evrende varolanları anlamak gerekir.
Sefer : varlığın en temel ve genel biçimidir. ON (10) sayısına uygun olarak yapılır.
Bu konu çok detaylı ve ilginçtir bu konuyu ayrı bir forumda açarak,kabalayı öğretmeye
Çalışacağım.
RİTÜELLER : batını/ezoterik öğretide ritus önemli bir yer tutar.
Ritüel gaybı anlamak için yapılan bir yöntemdir.

 Mistik güçler(mitos) belli bir törenle(ritus), bireyde (inisiye) içselleşir,yani mitos ritus ile
Ozmoslaşır.
Bu olay İbrani kültüründe: aday akarsuya dalıp yıkanır.beyaz elbiseler giyer.sonra oruç
Tutar ve şu dua yapılır.’’’tanrının sesi suların üstündedir’’’’herhalde bu işlemler size çok
Tanıdık gelmiştir.sonra dualarla olay bitirilir.

Hıristiyan ve İslamda ise : önce sufi aday boy abdesti alır.(vaftiz),temiz elbiseler giyer,mürŞit eline verilen bir bardak su ya dualar okunur üfler ve adaya içirilir.sonra kutsal bir kelime İle zikir yapılır.
Ritüellerde mitos gibi simgeseldir.bu simgeler anlaşılmadan kavranılamaz.simgeler her şeyin anahtarıdır. bir çok kabalacı kutsal sözcüklerden sakınır.eski ahitte şöyleder.

‘’’’’tanrının adını boş yere ağzına almayacaksın’’’’’’

hermetik öğretinin dördüncü kuşağı olan Endülüs musa ibn meymun,muhyiddin ibn Arabi en ünlü mistiklerdir.diğer taraftanda İslam tasavvufunu şekillendirmişlerdir.yahudiler aracı lığı ile anadoluya yayılmışlardır.Melamilerde ve Bektaşilerde önemli etkilere sahiptirler.bu konuyla Osmanlıda çok uğraşmıstır. 1626 kabalaist sabetay sevi Mesihliğini öne sürmüştür. Batı dünyasında Yahudilere uygulanan baskının temelleri atılmıştır.asıl bastırılmak istenen Ezoterik öğretinin halka yayılmasını önlemektir.insanlar teist bir anlayışla yönetilmek istenMiş ve panteist düşünce günümüzde dahi zor anlaşılır ve öğretilemez duruma gelmiştir.ülkeMizde bunlara bir örnektir ezoterik öğreti ile şekillenen alevi-bektaşiler sürekli baskı altındadır.batı dünyasında baskıdan kaçmaya çalışan Yahudilere marrano Osmanlıda dönme denmiştir.bunlar daha sonra ittihat ve terakkiye önemli destekler yapmışlardır.
İBRANİ GELENEĞİ : TORA 4 AKIM DİKKAT ÇEKER.

Yazıcılar-ferisiler-saddukiler-esseniler. (not.isada essenidir)

Yazıcılar : kutsal yazıları yazmak ve korumakla görevlidirler.taşıyıcı ve tarihçidirler.
Ferisiler : tanrıya inanır,ruhları,peygamberi tanır şeriatı savunurlar.
Saddukiler : tanrıya inanır fakat meleklere inanmaz,peygambere ayrıcalık tanımazlar.ruha ve
Ölümden sonra hayata inanmazlar.
Esensiler : ezoterik olanlardır.lut gölü ve mısır civarında örgütlenmişlerdir.isanın hayatının bir
Döneminin gizlenmesinin sebebi budur.ezoterik mabedlerde eğitim almıştır.tamamen RA öğ
Retisi kullanırlar.

  

MERMETİK ÖĞRETİNİN ÜÇÜNCÜ KUŞAĞINDAKİ PHİLON :Mısır iskenderiyesinde öğretiyi yayan İbrani soyundan philon, (i.ö 25-i.s. 50) En başta Hıristiyanlık olmak üzere Yahudi ve İslam tasavvufunu derinden etkilemiştir.öneMi ise mısırdan çıkıp 2 ayrı yolla yayılan hermetik öğretiyi yeniden birleştirmiştir.Musa ile İbranilerde , platon ile yunanda yayılan öğreti yeni bir sentez ile birleştirilmiştir.

YENİ AHİT ‘ te isanın çocukluğu mısır a götürüldüğü yazar ama bu insanlara söylenmez ve 25 yaşında birden ortaya çıkıp öğretiyi yaymaya başlaması bu sürecin karanlık kalmasını sağlar ,en azından bilmiyenler için.isanın öğretisi ile philon un öğretisi incelendiği zaman birebir aynı olduğu görülür.yoksa tanrı philonmudur. ?

İSA : JESUS := YESUS = YHWH nin kısaltımışı…garip değimli.

EVET ŞİMDİ MEŞHUR PLATON VE ARİSTOYA BİRAZ BAKALIM.

Platon ideaları zamanın ve mekanın üstünde